belki ilginizi çeker
  1. · irfan ağdaş
  2. · polis sevgisi
  3. · ayağında converse ile komünist bildiri dağıtmak
  4. · polis
gündem
  1. · 24 kasım 2009 barcelona inter maçı
  2. · bir kadının bilmesi gerekenler
  3. · kız arkadaşı behlül ve sawyer la yatakta basmak
  4. · uludağ sözlük
  5. · 27 kasım 2009 bursaspor galatasaray maçı
  6. · sözlük yazarlarının dinlemekten bıkmadığı şarkılar
  7. · günün tek şarkılık özeti
  8. · istanbul büyükşehir belediyesi çalışıyor
  9. · intizar

dergi satarken polis kurşunu yemek  

  1. (rutin, 11.10.2007 13:51)
  2. elinde silah varken insanları sırtlarından vurmayı bir çakal ya da bir maymun da yapabilir. bu kardeşimizi vuran herifin ise insan olmadığı apaçık.
    bir beden sakat bırakılabilir ya da candan mahrum bırakılabilir; ama fikirler kurşun geçirmezdir.

    edit: bu polisle 13 tane genç kardeşimizi öldüren pkklıların arasında bir fark var mı? ben göremiyorum...
    (anarchistrockstar, 11.10.2007 14:05 ~ 17.10.2009 18:45)
  3. (serdar, 11.10.2007 14:19)
  4. (bkz: dezenformasyon amaçlı başlıklar)

    ne anlarsınız allahasen ''dergi satarken polis kurşunu yemek'' i okuyunca, bir şahıs dergi satarken, birisi yada birileri şahsın öngörüsü dışında kuvvetle muhtemel kanasla falan uzaklardan tetiği ezmişler, yada çocuğa yanaşıp ne kadar, ne yazıyor bu dergide falan diye lafa tutarken bir diğeride arkasından usulca yanaşıp horozu kaldırılmış revolveri boşaltmış beynine.

    öyle mi olmuş, yoo hayır. yazılı basında tüm ayrıntılarıyla bulabileceğiniz olaylar silsilesi içinde kısaca polis çocuğu tahrik etmiş, çocuk polisi tahrik etmiş, polis çocuğu tahrik etmiş, çocuk polisi tahrik etmiş,polis çocuğu tahrik etmiş, çocuk polisi tahrik etmiş, belkide poliste çocuktan 3-5 yaş büyük tıpkı onun gibi çocukmuş. yani çocuklar birbirini tahrik ederken,en sonunda silah patlamış. kontrolsüz güç kullanımı husule gelmiş.

    ne bekliyorsunuz allahasen siz polisten? onlar da tıpkı bizim gibi 3. kattan aşağı, aşağıdaki aslan abisi yakalar nasılsa diye buzdolabı atan, o aşağıdaki aslanken de 3. kattan atılan buzdolabını tutmaya çalışırken ölen bir milletin çocukları.

    yani işin özünde dergi satacağına, polisle çocukça ve evet aptalca bir mücadele içine giren bir çocuğu polis vurmuş.

    polisi haklı bulduğum falan yok ama. övünmek gibi olmasın, ben aklı evvelimdir. kolluk kuvvetleri kimliğimi sorunca hemen gösteririm. eğer yanımda yoksa bunun nedenini izah ederim. kimliğimin bulunduğu yere gitmeyi teklif ederim. çünkü bir takım yazılı kağıtlara göre ki biz bunlara yasa diyoruz kolluk kuvvetleri kimlik sorduğunda kimlik göstermek zorundayız. ola ki yanımızda yok, ettikleri davete riayet etmek zorundayız, hadi riayet de etmedik, gösterdiğimiz direncin pasif direnişle sınır kalmasına dikkat etmek zorundayız. yerden taş alıp polisin kafasına vurmak gibi alışkanlıklıklar geliştirmemeliyiz. belki polisle geçmişte yaşadığım nahoş hadiselerden dolayı polisten pek hazzetmesemde bunun acısını yılar sonra gittiğim bir maçta, tuttuğum takımın bayrağının takılı olduğu plastik boru ve bir parça kağıt yardımıyla mevzubahis arkadaşlara külah atarak çıkartmaya çalışırım.belki de cebimdeki bir demir çubukla eğer kafasında kask varsa, o demirin o kaskla teması neticesinde 3-5 dakika kendinden geçmesini sağlayacak şeyler yaparım. ama yerden taş atıp falan polisin kafasına vurmam. çünkü kafa hayati organdır. o taş o kafayla sert bir şekilde temas ettiğinde neler olacağını kimse öngöremez. normalde bana birisi tokat atsada yerden taş alıp kafasına vurmam. tokat atana kafa atarım, yumruk atarım, testislerini patlatacak kadar sert diz atarım.hiç acımam. ama yerden taş alıp kafasına vurmam. olurda şikayetçi olursa, dr.un vereceği rapor 21 günden başlar, alacağım cezada adam öldürmeye teşebbüsten olur çünkü.

    hele karşımdaki silahlı kolluk kuvvetleri mensuplarındansa,kafasına taşla vurmama kararını salt kendimi koruma amaçlı olarak alırım. aranızda hiç vurulan var mı bilmem ama, o sıcak kan vücudunuzdan süzüle süzüle akarken, kafanıza bir taşla vurulduğundan daha az acı hissedersiniz. neyse konuyu dağıtmayayım, kendimi koruma amaçlı olarak polisin başına taşla vurmam. çünkü onda silah var. bunu kullanma yetkiside var. bende yok, yetki hiç yok. üstelik o yanlızda değildir, bense kuvvetle muhtemel tek. yani silahlıda olsam ateş üstünlüğü de ondan yanadır.kafasına taşla vurduğum kişi yada yanındakilerden biride bir anlık öfke, hırs yada sinirle çeker vurur. ölürsem çok büyük mesele değilde. ilgili gariban genç kardeşimizde olduğu gibi sakat kalmak kendine yetememek var işin ucunda çünkü.

    edit: elinizden geldiğince yüceltin o vurulan gariban çocuğuda, vurulmasınıda, sözlükler yetmez, dövmesini yaptırıp taşıyın aslanlar gibi.

    kolluk kuvvetleri kimlik sorduğunda, ısrarla göstermemeyi, direnmeyi yüceltiyorsunuz ya, işte bundan sonra olası ilk bu tip olayda da o çocuğun vebali boynunuzadır.

    arkadaşlar yok öle bir şey, kolluk kuvveti kimlik sorunca, dünyanın her yerinde göstermek zorundasınız. burada nasıl kimlik sorarlar diye çemkirenler de paşa paşa çıkarıp gösteriyorlar merak etmeyin. delikanlılığınıza, erkekliğinize bok sürülmez kimliğinizi göstermekle.

    ayrıca bakınızzz @2004690
    (just call me daydreamer, 11.10.2007 14:32 ~ 17:39)
  5. rahatlıkla öngörüde bulunabiliriz ki, şehitlerden bahsedildiğinde aslan kesilen, vatan, millet ,sakarya nidalarıyla yeri göğü inleten 'küfürlü ideolojik entry generator' leri tek satır yazmayacaklar buraya hakaret veya küfür içeren.neden, çünkü vuran polis, ölen (ölmemiş olabilir, bir daha yürüyemeyecek olmak çoğu zaman ölmekten beter olmalı) ise komünist.devlete karşı gelinmez, öğrenmemiş bu.devletine karşı gelirsen, sırtından da yersin kurşunu, başka yerinden de.
    (scherzi, 11.10.2007 15:30)
  6. taksimde kardeşleri tarafından mitingler düzenlenmiştir ferhat gerçekin başına gelen bu olayla ilgili.. ve yine o mitinglerde belki de bu polisle aynı fikirlere sahip polisler onların önünde beklemiş, bazı konularda engel olmuştur.. o kardeşlerimizi takdir etmemiz gerekmez mi gerekir, ferhat kardeşimizi takdir etmemiz gerekmez mi 16 yaşında tek başına yapabildikleri için gerekir, o polise bi dolu sövmemiz gerekmez mi, işte en çok da bu gerekir..
    bi baktım da yaşı 16 daha.. hemen aklıma o geldi.. ferhata bunu yapan, bunu da yaptı;
    (bkz: erdal eren)
    (bvrak, 11.10.2007 16:19)
  7. devletin bekası fetişistlerinin bir şekilde erk sahibini savunacağı olay.

    bu olay bir değil iki değil ki temkinli yaklaşalım aydın doğan medyasıdır abartır diyelim:

    (bkz: irfan ağdaş)
    (no pasaran, 11.10.2007 17:13 ~ 18:18)
  8. bunu görenler bunu da gördü.

    (bkz: cafede yemek yerken polisten tokat yemek)
    (hansvoralberg, 11.10.2007 17:15)
  9. şehitleri anıldı

    29 eylül 2005'te tokat'ın yağmurlu beldesi'nde saatlerce çatışarak şehit düşen, sebahattin yavuz, songül koçyiğit, mustafa işeri, derya devrim ağırman ile sağ ele geçirildikten sonra infaz edilen salih çınar armutlu'da ve esenler'de yapılan etkinliklerle anıldılar.
    höc üyeleri, 29 eylül günü armutlu cemevi bahçesi'nde yağmurlu şehitlerini andılar. anmaya katılan 200 kişi "kahramanlar ölmez halk yenilmez" pankartıyla ve "yağmurlu şehitleri ölümsüzdür, devrim şehitleri ölümsüzdür, kahramanlar ölmez halk yenilmez" sloganlarıyla selamladılar karanfil yürekli şehitlerini.
    diğer bir anma ise esenler temel haklar'da gerçekleştirildi. 29 eylül günü "yağmurlu şehitleri ölümsüzdür" pankartı ve şehitlerin resimlerinin asıldığı anmaya 60 kişi katıldı. anmaya salih çınar'ın ailesi ve çem-der'liler de katıldılar. çem-der'li bir işçi salih'in emekçi yönüne değinen bir konuşma yaparak "ona layık olmalıyız" dedi ve şehitlerinin anısına bir şiir okudu.

    barış budak

    dersim'de kır gerilla birliğinde görevli olan barış, zaaflarını yenme konusunda umutsuzluğa düştüğü bir anda, 12 ekim 1997'de, düzene dönmek ya da düşmana teslim olup ihanet etmektense, nöbet sırasında intihar ederek aramızdan ayrıldı.

    ahmet karlangaç

    eski başbakanlardan nihat erim'in öldürülmesi eylemiyle ilgili olarak gözaltına alındı. işkencede ser verip sır vermedi. 12 ekim 1980'de gözaltında katledildi.
    1957 adıyaman doğumluydu. devrimci hareketin önder kadrolarındandı. 12 mart sonrası devrimci mücadeleye katılmış ve birçok görevler üstlenmişti.


    mevzubahis dergi olan yürüyüşden bazı kesitler.

    kır gerillası ne? dersim nere ola?

    türk silahlı kuvvetlerinde kır gerillası diye bir yapı yada birim mi var? eğer yoksa bunların yazdığı gerilla ne? hem madem türk silahlı kuvvetlerinde böyle bir yapı yok, bu ne silahlı nöbeti? bunların dönüp, düşmana teslim olmak diye anlattığı ne ola ki? acaba yunana mı sığınacakmış? anlamadım ne yazdıklarını yada ne anlattıklarını. hem barışın bu mevzubahis zaafları ne ki, onlara teslim olmaktansa kendini vurmayı tercih ediyor ve bu dergide bu intihar bu kadar yüceltiliyor?

    dersim nerde allahasen? haritaya bakıyorum bakıyorum, üşenmiyorum bir daha bakıyorum, bulamıyorum dersim diye bir yer yok, türkiye cumhuriyeti devleti haritasında. nerde bu dersim, tazmanya da mı?

    her neyse bu dersim her nerdeyse kır gerillası düşmana teslim olmaktansa intihar ediyormuş. en kısa zamanda azimle araştırıp bulacağım nerde olduğunu, bu kır gerillası denilen şeyin de ne olduğunu ve hangi devlete yada unsura bağlı olduğunu. niçin dağda yaşadığını ve bahsettikleri düşmanın yasal adının ne olduğunu. azimliyim.


    bu ahmet karlanaç neden bir eski başbakanın ölümüyle ilgili bildiklerini anlatıp, adalete yardımcı olmuyor da ser verip sır vermemezlik yapıyor? bu delilleri saklama ve karartma neden yüceltiliyor?

    bir diğer kesitte saatlerce çatıştıkları kimler? bunlara her türlü hakarette bulunuyorlar, faşik maşik bir şeyler diyorlar, onlardan asker diye bahsediyorlar. aman allahım yoksa bunlar teröristlere gerilla mı demekteler? bu şerefsiz vs. diye tanımladıklarıda mehmetçik mi oluyor?

    işte polisin vurarak sakatladığı genç gariban kardeşimizin sattığı dergide bunlar yazıyor.

    haa bu arada, sözlüğümüzün güzide yazarlarının beyanlarına göre, bu dergi legalmiş. yani isteyen istediği yerde satarmış.
    (just call me daydreamer, 11.10.2007 17:18 ~ 17:41)
  10. bir hasbinallah çekmeden yazı yazılmaması gereken konu.

    münferit bir olaydır.

    şimdi biz burada bunları yazarken, birileri de bir yerlerde o dergiye yazı yazmaktalar. birileri gene o dergide anlatıldığı gibi, bir yerlerde silahlı nöbet tutmaktalar, yada nöbetten vazgeçmiş pusu atmak yada, uzaktan kumandalı bomba imalatıyla meşguller. gene başka birileride üzerlerinde üniformaları onların peşinde, yada onların attığı pusulardan yada döşedikleri mayınlardan kurtulma çabası içinde.

    ve evet bunların hepsinden isim isim adres adres noktası virgülüne devletin konuyla ilgili çeşitli birimlerinin bilgisi var. dün akşam doktoralı emekli bir jandarma albay bas bas bağırıyordu tv.da , kaçakçılığı hangi köylerde kim yapar, hangi noktadan geçer, nereye gider, kimin namına ve kimin parasıyla yapar devletin birimlerinin haberi vardır diye. tri asit anhidr yurt dışından hangi şirketten, hangi şirket aracılığıyla, kimin adına alınır? doğu da hangi bölgede baz morfinle birleştirilir, bunun üretiminde hangi aşiret mensupları, hangi mezrada görev yapar, kimler nasıl dağıtır, nereye yollar devletin bilgisi vardır diyordu. terörist neden terörist olmuştur, nerden giriş yapar, nereye gider, orada nasıl yaşar, orada ne faaliyetleri üzerinde planlamalar yapar, o planlardan hangisine karar verir vs. vs. devletin haberi vardır diyordu.

    bu dedikleri doğru mudur? hepimiz biliyodur ki evet doğrudur. masalları bırakalım artık.

    olay sizin dediğiniz gibi devlet politikası olsaydı, o dergiyi yazanı, okuyanı, satanı, basanı, dağıtanı geçtim, gözünün ucuyla keseni ve yedi ceddini nokta operasyonla bitirirlerdi. üstelikte bunun için üniformalı polis memurunu kullanmayı akıllarının ucundan geçirmezlerdi. öle patlamalı bol ekşinlı sahnelerde gerekmezdi bunun için. ben yazdıklarımın ne manaya geldiğini çok iyi biliyorum, eminim mini mini birler ve çalışkan ikilere masallar anlatan arkadaşlarda bu dediklerimi benden iyi biliyorlar.

    anyası gonyası bu olay münferit bir olaydır. bırakalım genç kardeşlerimizin beynini bulandırmayı.

    açık , dürüst ve samimi olalım, devletle veya birimleriyle yada her hangi bir mensubuyla problemi olan direkman derdini anlatsın. vurulan, çocuk ve garibanda, sanırsın vuran da boğaziçinden den toplum psikolojisi doktoralı jandarma kor generali.

    kimden neyi hangi hakla, hangi matıkla, hangi akla hizmetle bekliyoruz?

    vurulan birilerinin dedesinin babasının 100 yıl önce yaşadıklarından dolayı devlete kan davası güden ve bu davası uğruna hepimize zarar veren birilerinin kanına girdiği daha çocuk denecek yaştaki, birey olmak, toplumda yeri olmak, içine kapanık, babadan nesepli feodal toplumunda kanı kaynayan genç olmak girdaplarında boğulan ekonomik durumu zayıf bir ailenin gariban bir oğlu. vuranda benzer bir sosyal sınıftan gelme, gelecek korkusuyla, devlet memuru olayım, aç-açıkta kalmayayım düşüncesiyle kelle koltukta görev yapan, polis olmuş bir genç.


    kimden neyi, ne hakla bekliyorsunuz?

    25 yılda teröre giden para, bunun diyetini kimin ödediği, bundan kimin fayda sağladığı, kimlerin sırça köşklerde yaşarken, kimlerin ne acılar çektiği belli. kimlerin bu işin bayraklığını hangi kuyruk acısı yada hangi çıkarları adına yaptığı belli. hala bik bik bik konuşuyoruz, dağdaki teröristi övüp, ona methiyeler düzüp, şiirler düzüp duruyorsunuz? öbür garibanı da lanetliyorsunuz, yargılamadan kamu vicdanında mahkum etmeye çalışıyorsunuz.

    bırakalım bu işleri.hayvan terli, yemiyor.
    (just call me daydreamer, 11.10.2007 19:04)
  11. henüz onaltısında irfan ağdaş 1996'da kurtuluş gazetesi satarken alibeyköy'de , şükrü sarıtaş 29 ekim 2000'de yaşadığımız vatan dergisi satarken bir mayıs mahallesi'nde, ismail karaman temmuz 2001 de avcılar'da yine yaşadığımız vatan dergisi satmaya çalışırken sokak ortasında öldürüldüler.

    yıl 2007.. yürüyüş dergisi de yukarıda adı geçen dergilerle aynı çizgide yayın yapmaktadır. bu dergiyi satan genç ise öldürülmemiş, sakat bırakılmıştır.

    görüyoruz ki birilerinin dediği gibi; aradan gerçen zamanda ab masalları, demokratikleşme paketleri vs. polisimizin elini kolunu feci şekilde bağlamış. acil önlem alınmalı!
    (piquetero, 11.10.2007 20:18)
  12. dezenformasyon çabalarının had safhada olduğu hadisedir.

    şu ana kadar,oluşturulmak yada oldurulmak istenen kanının aksine mağdur şahsın takip ve inceleme sonucu planlı ve tasarlanmış bir şekilde vurulmadığı,

    gene şu ana kadar ilgili konudaki mağdurun, iddianın yada oluşturulmak istenen kanının aksine, legal bir dergi satmadığı yada dağıtmadığı, uluslarası hukuk a göre de terörist olarak tanımlanan bir örgütü, cepheyi yada hareketi ve mensuplarını yücelten ve yeni katılımcılar sağlamak sayesinde dağ kadrosunu güçlendirmek amacını güden,bir basılı yayını dağıtmak ve bu şekilde bu faaliyetleri yaymak çabası içinde bulunduğu

    gene şu ana kadar, şahsın kimlik göstermeyi, göz altına alınmayı ve gerekli incelemenin yapılmasını fiziki olarak da engelleme çabası esnasında memurların elinde kaçmayı başardığı esnada oluşan arbede de vurulduğunu anlamış bulunmaktayız.

    bundan sonrası zaten adli bir olaydır.

    gazete bayilerimizin, kitap evlerimizin, kırtasiyelerimizin, yayınevlerimizin tedirgin olmasına ve faaliyetlerine ara vermek yada yer altına çekilmelerine neden olacak bir hal ve gidişat yoktur. gönüllerini ferah tutsunlar.
    (just call me daydreamer, 11.10.2007 21:37 ~ 21:38)
  13. şimdiye kadar okuduğum yazar girilerinden anladığım kadarıyla,dergi satmaya çalışırken,polisle yaşadığı tartışma sonucu sırtından kurşunlanan ve bir daha yürüyemeyecek olan bir genç var.

    bu gencin ne denli yasal işlerle uğraştığı,sattığı derginin devletin bölünmez bütünlüğünü ne denli tehdit ettiği ve polis kurşunu yemeyi ne denli hakettiği tartışıladursun,insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

    (bkz: hırsızın hiç mi kabahati yok)
    (öz mayamili, 12.10.2007 08:53 ~ 08:54)
  14. ha, olay bu kadar basit yani. ''emre uyacaksın arkadaşım,yoksa mıhlarım.''arkadaşım dediyse lafın gelişi tabi,hemen cıvımak da olmaz. ''nedir bu toz kondurmazlık, anlayamıyorum'' diyeceğim tuttu ama anlıyorum galiba.

    her koşulda savunacaksın askerini,polisini.ağzına sıçsa dahi ses etmeyeceksin. kardeşim, öyle ya da böyle, adam öldürmeye teşebbüs eden(ki öldüren versiyonları da mevcuttur) bir polisten bahsediyoruz burada. ve bu bir kabahattir. var mı bunun ötesi? bari ''yaw adam da kaçmasaymış,emre itaat etseymiş,dur ihtarına uysaymış o da canım'' gibi maval okumayın. hem, dur ihtarı demişken,aklıma tuncelide dur ihtarına uymayıp kaçan ve biri öldürülen,biri de yaralanan iki vatandaş geldi.

    09.10.2007 tarihli,ntvnin neden programındaki chp ankara milletvekili yılmaz ateşin konuşmasının konuyla ilgili olan kısımını aynen copy-paste yapıyorum:

    ''tunceli’nin hozat ilçesine gittik. yani hem güvenlik görevlilerinin, hem de halkın içinde bulunduğu psikolojiyi anlatmak açısından çok ilginç. iki tane vatandaşımız dağa, yaylaya kendinin normal kışlık ihtiyaçları için bal toplamaya gidiyorlar. fakat orada güvenlik güçlerimiz tarafından ateş ediliyor, biri öldü, biri hayatta. şimdi nedir bu olay? yapılan resmi açıklamada dur ihtarına uymadılar ve onun üzerine ateş edildi ve vuruldular. fırat üniversitesi'nin araştırma hastanesi’nin başhekimini ziyaret ettik, yaralı o hastanede yatıyor. nedir durumu diye sorduk. bu nasıl vuruldu diye, dedi ki; göğsünden, önden vurulmuş. yani bu demektir ki ihtara, dur ihtarına uyulma bir noktası yok....''

    neymiş, demek ki dur ihtarı dahi yokmuş.burdan ahkam kesmişti de askere,polise toz kondurmayan birtakım yazar arkadaşlar.ona binayen ben de diyorum ki;arkadaşım, kimsenin durup dururken devlete ya da güvenlik güçlerine çamur attığı yok. görevini layıkıyla yapan herkes baş-göz üstünedir. lakin bu ve benzeri hak ihlalerine de ses çıkartmayarak,''askerimizi-polisimizi yıpratmayalım, olayı meşrulaştıralım'' diyorsan, ''orada dur bakalım'' derim sana.derim ve dediğimle kalırım ama hiç değilse demiş olurum.

    yanlız şundan korkarım ki birgün benzeri bir olay başına gelir de,birileri seni tanıyıp bilmediği halde, ''bu yapılan haksızlıktır'' derse,aynen şu an senin yaptığın gibi başkaları da ''o da onu yapmasaymış canım'' falan demesin sonra...
    (öz mayamili, 12.10.2007 09:45 ~ 09:48)
  15. üzerinde "kdv dahildir" yazan derginin ne kadar legal-illegal olduğunu tartışmak saçmalık olacaktır. gerçek olan sırtı dönük bir gence kurşun sıkıldığıdır ve bir daha yürüyemeyecek oluşudur. işin garibi yürüyüşadlı dergiyi satarken bir daha yürüyememektir.
    (bkz: türkiye de solcu olmak)
    (rutin, 12.10.2007 11:03)
  16. silahsız birine ateş etmekmi,silahsız birini etkisiz hale getirmek adına omurilik parçalamakta(allah bu kuluna artık kullanamayacağı iki bacak bahşetmiştir misal) mahsur görmemekmi yoksa bunları "görev" adı altında savunmaya çalışıp bodoslama yalakalık yapmakmı daha acı henüz karar veremedim.
    tamam bizimde dayımız polis(ma aile hatta)ama elinizi bi vicdanınıza koyun efendiler.
    (invisible finguz, 12.10.2007 11:14 ~ 11:14)
  17. bana moğolların - bir şey yapmalı adlı parçasını hatırlatan olay.

    yolun ortasında
    henüz onaltısında
    vuruyorlar oysa
    bişey yapmadı
    (diabolic, 12.10.2007 11:15)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil