|
|
- uzun zaman önce duyduğum ve aklımda kalan kısmı bunda ibaret olan hikayedir;
evvel zaman içinde bir insanoğlu sabaha yakın vakitte sahile gider ve orda bir hemcinsiyle karşılaşır. sevgili hemcinsi sahildeki denizyıldızlarını okyanusa fırlatmakla meşguldür. aralarında şöyle bir konuşma geçer;
-bunu neden yapıyorsun?
+az sonra güneş yükseldiğinde sular çekilecek. onları denize atmazsam ölecekler.
-kilometrelerce sahil, binlerce yıldız... ne fark ederki?
ve denizyıldızlarını okyanusa atmayı vazife edinmiş kişi eğilip yerden birini daha alır, denize atar ve derki" onun için farketti"
- bölüm ı
minik denizyıldızı daha konuşmaya başlar başlamaz hep yaşadığı mekan olan denizin dışını merak eder dururmuş. onu en çok meraklandıran olaylardan birisi denizin dışı iken, diğeri ise havanın bir aydınlanması bir de kararmasıymış. minik deniz yıldızı tüm bunların merakı ile yanıp tutuşurken anne yıldız ve baba yıldız evlatlarının bu durumuna çok üzülürlermiş ve ona hep "aa yavrucuğum sen bir deniz yıldızısın, ne olduğunu fark et ve yıldızlığın keyfini çıkarsana. bak patrick star senin gibi mi ne güzel bikini kasabasında yaşayıp gidiyorlar demişler. ama minik deniz yıldızı onlara kulak asmamış "hayııır ben patrick star değil, rock starım demiş.
gel zaman git zaman minik deniz yıldızı büyümüş serpilmiş, seçme ve seçilme hakkı yaşına bile gelmiş. işte tam o zamanlar da "entel olacağım, hiç bir lafın altında kalmayacağım" diye bir sürü kitap okuduğu dönemde bir martı ile tanışmış, bazıları onu zaten tanır; martı jonathan!!!
minik deniz yıldızının martı jonathan ile tanışması rivayetlere göre şöyle gerçekleşmiştir: minik deniz yıldızı bir fırsatını bulup anne ve babasının elini bırakıp deniz yüzeyine çıktığı bir anda, günlerdir uçmanın verdiği açlıkla yiyecek bir şey bulma umudu ile suya dalış yapan martı jonathan enfes bir balık bulacağım ümidi ile gagasını suya daldırmışken gagasına dikenli bir beşgen şeklimsi organik bir şey takılmış, yani minik deniz yıldızı.
martı jonathan o kadar araştırmacı kişiliğine ve tüm dünyada ünlenmiş yıldız kişiliğine zarar gelmesin diye minik deniz yıldızını gagasından bir türlü bırakmak istememiş ve böylece bir müddet uçmuşlar ve de tanışmış, konuşmuşlar. konuşmanın genel konsepti "özgürlük dilenilmez, sökülüp alınır" minvalinde imiş. her neyse felsefik kısımları geçelim.
martı ve yıldız böylecene bir kaç gün takılmışlar ve cicim günleri bitmiş.
martı
- ya ben özgürlük uçuşu yapıyordum, unutturdun bana bak, demiş. yıldız
+ benle ne alakası var. beni gagala diye bir şey dedimmi ki? sanki
- günlerdir her yere seni taşıyıp durdum. dediğin lafa bak. küstah!
+ asıl küstah sensin beni kandırdın. ... ailemden kaçırdın beni bu cumadan başka kimsenin olmadığı adaya getirdin
- ne yani monte kristo adasına mı götüreydim. hayvan
+ sensin hayvan
...
en sonunda martı çok kızmış ve kandırıkçılık yapıp "tamam canım sen haklısın. ben seni şimdi geri götüreceğim" demiş ve gagaladığı gibi hamsi avlayan bir takanın üzerine fırlatmış.
bölüm ıı
balıkçılar bir sürü hamsi ve üzerlerinde dikenli mikenli bir deniz yıldızı görmüş. ufak çırak "aa ne güzel yıldız şeklinde bir şey" demişse de göbekli olan balıkçı diğer balıkçıya "biz size balık tutun diyoz siz gitmiş diken tutuyosunuz! zaten geçen gün de mürekkep çuvalı gibi bir şey tutmuşsunuz!" diye bağırıp çağırmış. işe yeni girmiş balıkçı da "lan murphy!!, lan lanet yıldız!! beni mi bulursunuz lan!! hayvanlar diye bağırmış" ve minik deniz yıldızını alıp çöp kasasının üzerine eve götürüm çocuklar eğlenir, diye atıvermiş.
içerden gelen yılların yaşlı balıkçısı da deniz yıldızını görüp garipsemişse de, minik çırağı çağırıp
- bak yavrum! deniz yıldızı. demiş.
+ dede deniz yıldızı nedir
- deniz yıldızı. hani şu hikayesi olan deniz canlısı var ya
+ (çocuk bir şey anlamamış, ama anlamış gibi yapmış) dede o benim olsun mu?
- git işine ya. allahın deniz dikenlisini ne yapacan.
demiş ve minik deniz yıldızını denize fırlatmamış. torununa vermiş
- evladım at bakayım ne kadar uzağa fırlatacan. demiş.
arka söz;
martı jonathan: özgürlük arayışından vazgeçti bir iskandinav gothic rock grubu fanatiği oldu.
minik deniz yıldızı: hâlâ ailesini arıyor ve artık suyun dışını merak etmiyor.
balıkçılar: eminönü balık ekmek ihalesine katıldılar, alamadılar ama sorun da yapmadılar.
balıkçı çırağı: geçenlerde filmin devamı programında çıktı. hollywoodda çizgi film çizerliği yapıyor.
paralel sunum: http://ankakedisi.wordpress.com/...(anka, 01.10.2007 15:59 ~ 05.03.2008 14:32)
- bu isimle anılan kısa bir hikaye var, şu şekilde:
----------------------------------------
yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür. biraz yaklaşınca , bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. genç adama yaklaşır;
- neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?
genç adam yanıtlar;
- birazdan güneş yükselip, sular çekilecek. onları suya atmazsam ölecekler.
yazar sorar;
- kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var. ne fark eder ki?
genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır, okyanusa fırlatıp, şöyle der;
- onun için fark etti ama...
----------------------------------------
(çeşitli forumlarda bloglarda kopyaları gezindiği için kaynağı, orjinal yazarı bilmiyorum, o yüzden url kaynağını yazmaya gerek görmedim)
bu yazılan olay, obsesif kompulsif kişilik bozukluğu olan birinin hikayesi. lüzumsuz işlere enerjisini ayıran insanların nasıl delirdiğini anlatan bir hikayedir, ibret vesikasıdır, deli raporudur bir nevi. ben size gerçek halini anlatayım;
kumsalda sabaha karşı bir insan ne yapar? geceden kalmıştır, sabahlamıştır tabi ki, deli mi divane mi sabahın ayazında çıksın yola? sabah güneşini kumsalda görmek gibi ulvi misyonu, romantik kaygıları varsa o ayrı (onlar da deli gerçi ahaha). işte bu elemanın kafası güzel, belli ki gece içmiş çekmiş, kuru yaş takılmış ne buldu ise. sonra nerede akşam orada sabah, kumsalda gözünü açmış ama kafa hala dumanlı elemanın. karnı da aç tabi, iç iç mide kazınır. ama para yok, hiç olur mu, son kuruşa kadar içildi çünkü. bizim eleman da işte evvelki günden kumsalda takılan tatilciler yüzük, para (ganimet) düşürmüşse onları bulursa da az para yapacak, bu yüzden kumları eşeliyor. karnını doyuracak bir şeyler alabilmek için araştırıyor. bu hummalı çalışma esnasında birden birinin yaklaştığını farketmiş sonra bizim oğlan
- ulan şimdi miyavmiyav edecek tepemde öff bakim şurada bi parlaklık var... eeah başlarım yıldızına
derken eline gelen denizyıldızını tutmuş fırlatmış denize bir hışımla. akabinde amca gelmiş, şu hikayedeki yazar olan hırt, sabah ereksiyonu romantiği. kuma mı saplayacak, napacaksa artık fantezisini bilemiyorum onun. bizim gececi genç gömücülük yaparken bu dayıya yakalanınca "noluo bilader" sorusuna muhatap kalmış.
- açım ağzım kokuyor, midem sırtıma yapıştı. arakçılık, toplayıcılık yapıyorum üç liranın peşindeyim. pardon yanlış anlama ama bir milyonun var mı?
demeyi gururuna yediremediği için yalan söylemek durumunda kalmış. kafa da hala dumanlı iyi bir yalan uyduramamış aceleyle ve deniz yıldızı bekçiliği yaptığını söylemiş.
- lan bırak hödük, niye söve söve fırlattın ya yıldızı o zaman denize tarraamı deniz yıldızı topluyorsun
diyemeyen efendi yazar, romantizm damarı kabarmış bir şekilde gencin bu yalanını yemiş yutmuş; neyse bu hikaye de bizlere böyle miras kalmış.
şimdi, kıssadan hisse:
1. ağzınızla için, dağıtmayın.
2. bilmediğiniz kuru yaş karıştırmayın
3. sabahı nerede edeceğinize, ayıkken karar verin.
4. çok içecekseniz, yanınızda ayık ve sağlam bir arkadaş olsun.
işte böyle. yani neymiş; olur da bir gün başınıza böyle bir şey gelirse, "denizyıldızı bekçiliği" gibi fantastik bir yalan uydurmayın, rezil olursunuz. sözlüklerde forumlarda maymun ederler. "çakmağımı düşürdüm onu arıyorum" falan deyin.
ps: bu giriyi uçan bir arkadaşım yazmıştı, az modifiye ettim tekrar yazıyorum.
- mesela:
"hasta gelir. cildinde lezyonları ve öksürüğü vardır. ön arka akciğer grafisi çekilir( röntgen) pnömoni (zatürre) ile eş değer buldular bulunur tesadüfen. cilt lezyonları için cildiye tedavi başlar, pnömoni için de göğüs hastalıkları tedavi başlar. hastanın şikayetleri geçer, öksürük hariç. doktorlar zamanla geçer der ve bırakır. hasta da sosyoekonomik düzeyiyle ilişkili olarak öksürüğü geçmese de geçecek diye bekler ancak 6 ay sonra kanlı balgam gelir, tekrar doktora gidilir. bu sefer akciğer grafisinde kansere ait bulgular görülür. yan grafi çekildiğinde kitlenin kalp bölgesinin arkasında kaldığı için ilk grafide görülmediği anlaşılır ve aradan geçen 6 ay zarfında hasta ameliyat edilemez(inop) duruma gelmiştir. "
eğer ilk başta yan grafisi çekilmiş olsaydı bu hastanın beklenen yaşam süresi 2 sene değil 5 sene olurdu ve onun için kesinlikle farkederdi.
bu nedenle şöyle derler; tıpta bir hastalığın trilyonda bir görülmesinin anlamı yoktur çünkü o hastalık maruz kalan kişi için yüzde yüzdür.
yani bazı konular için kesinlikle benimsenmesi gereken bir hikayedir. her konu için değil tabii, o zaman insanın kendi kendini yıpratmasına girer olay ama bu işe yararlığı nedeniyle saçma ilan edemem.
kısacası obsesif takılmayı, paronayak dolanmayı lüzumlu buluyorum. çünkü "paranoyak olmam takip edilmediğim anlamına gelmez" ve geri dönüşü yoksa eğer insanın vicdanını kemirebilir.
|