yazın gelmesiyle birlikte beach’lerde her rastladığımda böylesine bi zevksizliğin, had bilmezliğin, sonradan görmeliğin nasıl olur da bir araya gelip üstüne cuk diye yapıştığını anlayamadığım kıl.
ya hakikaten de bu hangi mantığın ürünü? sen denize ya da havuza serinlemek, bi yerlerime su değsin de rahatlayayım diye girmiyor musun? ee peki isa’nın sığırı çıkar çıkmaz ne diye havluya sarınıp tekrar eski haline dönüyorsun. hani şu sıcaktan bunaldığın, off ya böyle hava mı olur denize gireyim de ferahlayım dediğin dakikalara. geri zekalı mısın lan sen? acıkıp yemek yedikten sonra da kusuyor musun sen? ya da ne bileyim uyurken yarım saatte bi uyanıp kendini mi seyrediyorsun? blumenia, anaroksia, mandima ve okrista rahatsızlıklarından ne farkı var alah aşkına bu hareketin?
havluyla vücudunu kuralumak, asıl hazzın, zevkin ertelenmesine, azaltılmasına delalettir. tarçınsız tavuk göğsü, peynirsiz künefe yemektir. örnekleri çoğaltmak mümkün. dahası güneş-deniz ikilisine saygısızlıktır. ulan madem üstünü kurulayacaksın ne diye denize girip denizin ıslaklığını boşu boşuna harcıyorsun? aptalsın sen ya. güneşin vücutta kalan su damlacıklarını kurutması tene fazlasıyla iyi gelir, yenilenmesini sağlar, tuzlu su değen tenin havluyla direk temas etmesi son derece sakıncalı. lenf kanserine kadar yolu var. görgü ve psikolojik yaklaşımın yanı sıra sağlık açısından da tercih edilmeyecek bi durum yani.
bitmedi. doğallığa da aykırı bu havlu ile kurulanma olayı. filmlerde de mi görmediniz lan hiç, eski çağlarda böyle nehir, ırmak gibi yerlerde insanlar suya girip çıkıyor, herhangi bi giysiyle haşır neşir olmadan naturel biçimde kuruyorlar. sırf millete artistlik yapmak, havlusunu göstermek ya da etraftaki dallamalar kurulanıyor diye aynı hareketi yapan insanda nasıl bi karakter vardır ya? havlunun sadece üzerine yatılır. girsin beynine restina beyinli çiyan.
birazcık esen bir bölgede denize girilmiş ise gayet normal olan eylem, insan üşüyebilir.
etraftaki arkadaşlarına su damlamasın diye kurulanmış kişi olabilir.
bir an önce evine, odasına dönmek isteyen kişinin uyguladığı eylem olabilir.
insanlar sadece plaj sandalyelerinin üstüne sermek için plaj havlusu satın almıyor ve plaj havlularında da boşuna hidrofilite-yani su emicilik- aranmıyor.sadece yerli turist için değil genel geçer bir durumdur dünyanın her yerinde denizden çıkan insan kurulanır.
şaka mı bu yoksa yaran yanlış okumalara konu olacak bi yanlış okuma mı yaşıyorum dedirten başlığa konu aktivite, cidden bu mu diye döne döne okuyorum deminden beri.
ayıp, günah, yazık işler yapan varoş.adı üstünde varoş işte*. ben kendimi biber misali güneşte kurumaya bırakıyorum, o da olmadı direkt salamuraya yatıyorum.bambaşkayım.
kurumak istemesi gayet normal olan insandır.üşümüştür ya da üstünü giyinecektir ya da güneş kremi sürecektir.ama varoş di mi şimdi ne anlar güneş kreminden falan.
havlu ismini verdiğimiz araçın görevi nedir arkadaşlar? cevap veriyorum:
- suyu emmek suretiyle çekmek.
evet neymiş? havluyu yanımıza ıslaklığı önlemek için alıyormuşuz. kurulanmak istediğimiz için alıyormuşuz. ege denizinin taşak çatlatan soğuğundan çıkıp akşam rüzgarının baş döndüren sızısını bademciklerine kadar hissetmek istemeyen bünyeler o havluyu alır ve kurulanır. ayrıca havlu üzerine yatılan bir parça olmamıştır hiçbir zaman. mutlak suretle başka bir düzlemin de üzerine konur havlu. hasır minder şezlong türevi parçaların üstüne koyulabilir misal.
denizden çıktığı gibi duş almayıp, tuzlu su emmiş dilin tatlı suyla buluşma şölenini kaçıran varoş. direk havluya davranmak hakkaten zevkini kaçırır. duşa girilmeli, eğer şezlonga yatılmayacaksa da kurulanılmamalıdır. ama bana giren çıkan yoktur tabii, isteyen toprakta yuvarlanarak kurulansın. beni alakadar etmez.
denizden çıktıktan sonra tuzlu suyun suyu sıcakta buharlaşınca geriye ne kalır? evet tuz kalır. peki bu tuz neye sebebiyet verir? kaşıntıya. varoşlar da kaşınmak isterler mi? hayır istemezler. o zaman neymiş? denizden çıkan varoş, havluyla kurulanırmış.
başka bi kaşıntı sebebi olarak da sosyal tesbit yapayım derken eşşeğin bitarafına su kaçıran yazar bozuntularını da gösterebiliriz (yapma canım yapma arkadaşım). şunu yazmadan da geçemeyeceğim ki;
ayriyetten, "samyeli rüzgarı" diye bir şey vardır ve özellikle ağustos sonu, eylül başı civarında esen bu rüzgara ıslak yakalanırsanız vücudunuzda çilimtrak lekeler kalır. samyeli olmak istemeyen bir varoş da olabilir yani o denyo.
helada bok yerine başlık sıçılırsa bu tarz durumlarla karşılaşılabilinir, sonuçta başlık ta sıçılsa sıçmak doğal bir eylemdir, sorgulamamak gerekir.
bu arada şu başlıklara da ukte vermek istiyorum, lütfen es geçmeyin: