|
|
- deniz gezmiş'in kardeşinin "bilim adamı" olmasını istediğini belirttiği mektup..oysa -karşılaştırma gibi olacak ama- nihal atsız ve bilimum diğer kişiler oğullarına "onlar bunlar şunlar düşmanımızdır yak yık yoket" vasiyeti verirler..ne acı..
- (bkz. nihal atsız ın oğluna yazdığı mektup)
- baba;
mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar ölürler, önemli olan çok yaşamak değil,yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın. oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunda da bu olduğunu biliyordu.seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum.sadece senin değil, türkiye’de yasayan kürt ve türk halklarının da anlayacağına inaniyorum.cenazem için avukatlarıma gerekli talimati verdim.ayrıca savcıya da bildirecegim.ankara’da 1969’ ölen arkadaşım taylan özgür’ün yanına gömülmek istiyorum.onun için cenazemi istanbul’a götürmeye kalkışma, annemi teselli etmek sana düşüyor.kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, abimi,kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.
oğlun deniz gezmiş
- bir başka mektubunda da gezmiş şöyle diyor. yorum yapamıyorum.
“baba, sana her zaman müteşekkirim, çünkü kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. küçüklüğümden beri evde devamlı kurtuluş savaşı anılarıyla büyüdüm. ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim... baba biz türkiye’nin ikinci kurtuluş savaşçılarıyız, elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da. tıpkı birinci kurtuluş savaşında olduğu gibi, ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları... ”
- bu mektubun doğruluğu konusunda ciddi şüphelerim var açıkçası, çünkü son dönemlerde gündeme getirilmiş bir mektup bu. lakin deniz'in samsun'dan ankara'ya mustafa kemal yürüyüşü'nde ön saflarda yer aldığını da düşünürsek böyle bir mektup yazması ihtimal dahilinde. mektubun doğru olduğunu varsayarsak ne kadar iyimser olmaya çalışılsa da mektupda çok üzücü ifadeler var. kemalizm denen düşünce içinde her ne kadar milliyetçilik denen bir olgu varsa da mustafa kemal'in hiçbir zaman yabancı düşmanı olmadığını gerek anzak askerlerini anarken yaptığı konuşmalarda, gerekse kurtuluş savaşı sonuçlandığında ''artık iki tarafda bu savaşta yeterince kan dökmüş, bu savaşın bedelini en ağır biçimde ödemiştir. artık masaya oturma ve diplomasi zamanıdır''** şeklindeki söyleminde ve de ''yurtta sulh dünya'd sulh'' söylemlerinde, 2. dünya savaşı arefesinde ortaya attığı dünya vatandaşlığı fikrinde görmek mümkün. farzedelim ki deniz gezmiş bunu söylerken masum insanları değil dönemin emperyalist amerika ve ingiltere'sinin yönetici kadrosunu kastetti, eğer böyleyse deniz'in yanlış anlaşılmalara karşı bunu belirtmesi gerekirdi, çünkü mektup bu haliyle -eğer gerçekten varsa- buram buram ırkçılık ve yabancı düşmanlığı* kokmakta.
dipnot: dünya vatandaşlığı fikri m. kemal'e ait değildir evet, ancak o dönem dünya liderleri arasında bildiğim kadarıyla bunu yüksek sesle dile getiren yalnızca odur.
- mustafa kemal ataturk'in milliyetçilik anlayışı konusu çok tartışılmakla birlikte (daha doğrusu sözlüklerde çok tartışılmakla birlikte, yoksa az buçuk akademik çevrelerle ilgili olan herkes neyin ne olduğunu bilir) en çok ihmal edilen atatürk'ün ömrü boyunca herhangi bir fikri sabit biçimde savunmamış olduğudur. herhangi bir konuda inancı veya ömrünün tamamına yayılmış biçimde ilkesel olarak değiştiremeyeceği bir ideolojisi yoktur sanılanın aksine. mesela kendisi 1920 senesinde meclis tutanaklarında 1915 ermeni olayları için fazahat kelimesini kullanmıştır, bu lafı bugün kullananları türklüğe hakaretten içeri atarlar. ama sonra 1930'a kadar azınlıklar açısından pek hoş sonuçları olmayan aşırılaşmış bir modern milliyetçilik uygulanır ülkede, faşizan uygulamalara varan ve gayrimüslimler açısından gayet üzücü sonuç verebilen, lider etrafında kenetlenme stratejisine dayalı uygulamalar görülmüştür, türk olmayanlar hor görülmüş ve türk kapsamı epeyce dar tutulabilmiştir. 1930'un başında, ocak şubat, mart aylarında atatürk sebebi bugün de bilinmeyen biçimde ülke gündeminden düşmüş, düşürülmüş, ya da kendisini ortalıktan bilerek çekmiştir. o tarihlerde cumhurbaşkanı olmasına rağmen tüm süre boyunca hakkında tek satır haberin çıkmadığı bir dönemdir bu. kimi rivayetlere göre halktan saklanan bir ağır sağlık sorunu yaşamış, kimi rivayetlere göre de kendini tarih çalışmalarına vermiştir. nisan gibi istanbulda tekrar belirmiştir. ama bir takım değişiklikler olmuştur ve nitekim kısa süre içinde de chp'nin yönetim kadrolarında değişiklikler yapmaya başlamış, milliyetçi ideolog düzeyindeki insanları durup dururken yukarıya çekmeye başlamıştır. o güne kadarki modern milliyetçilik ve faşizan yaklaşım da yerini artık milliyetçi ideolojiye bırakmaya başlamıştır. bu çerçevede birdenbire tarih geriye doğru kurgulanmaya başlamış, sonradan karışan kelimeler dilden, gerideki "öz türkçeye" doğru ayıklanmaya başlamıştır. 1932-1933 geldiğinde atatürk modernist milliyetçi bakış açısını tamamen kaybetmiş, ideolojik milliyetçiliğin etkisine girmiştir. 1934'e gelindiğinde isveç kralı gustav adolf'la konuştuğu türkçe'den bir örnek.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
altes ruayal,
bu gece ulu konuklarımıza, türkiye'ye uğur getirdiklerini söylerken, duygum tükel özgü bir kıvançtır.
avrupa'nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar. onlar bugün, en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar:
baysal utkusu...
altes ruayal,
75. doğum yılında oğuz babanız, bütün acunda saygılı bir sevginin söyüncü ile çevrelendi. genlık, baysal içinde erk sürmenin gücü işte bundadır.
ünlü babanız, yüksek kralınız beşinci güstav'ın gönenci için en ısı dileklerimi sunarken tüzün isveç ulusunun gönencine içiyorum.
----------------------------------------------------------------------------------------------
bu sözleri isveççeye çevirmenin öncesinde türkçeye çevirmek için ayrıca tercüman tutmuş da olabilirler. ben böyle bir konuşma yapılacağından habersiz bir isveççe türkçe çevirmen olsam herhalde apışıp kalırdım.
gene ziyarete gelen ingiliz kralı'na da çankaya köşkünde sabaha kadar uyumadan, ingilizlerin atalarının türk olduğunu anlatmıştır. türklerle mayaların ortak kökenden geldiğini de iddia etmiştir.
fakat 1935'ten sonra atatürk'ü bu eğillimi tekrar değişmeye başlamış ve normal haline doğru dönmüş, bazen yanlış bir işe giriştiklerini kayıtlara geçecek şekilde de ifade etmiştir. diğer bir deyişle atatürk'ün milliyetçiliğinin ne olduğu diye bir soru yoktur. dönem dönem her şey olmuştur. ne bir çırpıda ırkçı demek doğrudur, ne de değili. ne bir çırpıda modern faşizan demek doğrudur, ne de değili. ne bir çırpıda barışçıl demek doğrudur, ne de değili. atatürk her şeyi falan bilmemektedir, ne söylese o konuya inandırıcı tarihsel tez "üretebilen " tarihçilerle doludur etrafı ve üretilen herhangi bir tezi de gününde ders kitabı yapabilmektedir, ve bunların da hepsi bir kaç kez olmuştur, kendi kafası da karışıktır. atatürk'ün ne olduğu konusunda kesin iddiaları bunları bilmeyenler der ve bugün her neyi kanıtlamak istiyorlarsa o atatürk aracılığıyla kanıtlarlar.
deniz gezmiş isimli yakışıklı mitik teröriste gelince...
sözkonusu mektup, yani buradaki ikinci mektup, turhan feyizoğlu'nun "deniz - bir isyancının izleri" kitabında yeralıyor, 29 ocak 1971'de babasına yazılmış bir mektuptan alıntı. bu tarihte gezmiş banka soygunu eylemini yapmış ve bir kanun kaçağı ve terörist (=idealleri için gayrimeşru şiddete başvuran kişi) olduğu ve arandığı için kaçıyor. kısa süre sonra da teslim olacaktır.
1960 darbesi, demokrasiyi ve özgürlüğü hazmedemeyen insanlar tarafından atatürk'e bir dönüş ve restorasyon görünümü altında yapılmış bir intikam katliamıdır. dolayısıyla bu darbe aracılığıyla türkiye'de atatürkçülük dışında bir ideolojinin asker tarafından kabul edilmeyeceği, buna yeltenenlerin katledileceği, ve statüko bunu yaptığı takdirde üniversite yönetimleri, yargı ve diğer bürokrasi kademelerinde herkesin bunu destekleyeceği, rejimin statükocularının bu anlamda çok başarılı bir kadrolaşma sağladıkları, direnen herkesin "kamuoyusuz", açıkta ve desteksiz kalacağı bütün türkiye'nin zihnine damgalanmıştır. o tarihten sonra kamusal alanda atatürkçü olmamak doğrudan diskriminasyon sebebidir ve askerden herhangi bir destek isteyenler için bu özellikle geçerlidir. bunun böyle olacağı önceden bilindiği için bunu yapmaya kalkışanların başına gelenlere de, içten içe aynı fikirde insanlar bile "kendi düşen ağlamaz" yaklaşımı gösterirler ve onları yalnız bırakırlar.
türk solunun, işine gelen atatürk'ü kendi antiemperyalist jargonuna oturtması bu darbe sonrasında gerçekleşmiştir. atatürk'ün her konuda bolca söylediği sözlerden antiemperyalist çizgide olanlar özellikle seçilmiş ve 1960'lardan itibaren solcular tarafından (ki bu çizgi bugün ulusalcılar tarafından temsil edilmektedir) geriye doğru işleyen yeni bir atatürk kurgulanmıştır. o dönemler sosyalizme destek olmak üzere böyle sol içinden tanımlanmış bir kurgu olan o kemalizm türüyle sosyalizm arasında doğal olarak bir fark kalmamış, kemalizm neredeyse türkiye'nin burjuva devrimi ve dolayısıyla proleterya devriminin gerçekleşmesi için bir ön aşama gibi algılanmaya başlamıştır. dar fakat dönemin hemen bütün entelektüellerini ve öğrencilerini kapsayan sol ideoloji bunu önce söylem düzeyinde benimsemiş, fakat sonradan yetişen kuşaklar itibariyle (çünkü onlar atatürk'ün kendisi hakkında hiç bir fikir sahibi değildirler) bu gerçekliğe dair algının kendisine dönüşmüştür. terörist deniz gezmiş ve arkadaşları bu kuşaktandır ve samimi olarak kemalizmle (uydurulmuş bu versiyonla), sosyalizmin antiemperyalizmi arasında bir özdeşleşme varsaymaktadırlar. cumhuriyet ideolojisinin aşağıladığı halkın taleplerini gene aynı kanal üzerinden gerici toplumsal güçler biçiminde görmektedirler. cumhuriyet ideolojisinin yeniden yaratmakla övündüğü hayali toplumla mevcut toplum arasındaki fark da onların ideolojisinde yerini almıştır ve hayali toplumlarının iyiliği için mevcut'un siyasal taleplerini umursamamışlardır. bu anlamda da kendilerini sistemin gerçek sahipliğiyle özdeşleştirmekte, ve yitmiş kemalist ülküye tekrar ulaşabilmek için bir darbe yoluyla restorasyonun güçlendirilmesini, kendilerinin sistem tarafından sahiplenilmesini beklemektedirler. zaten modernleşmenin seküler çerçevde gerçekleşmediği bir ülkede halk tarafından sahiplenilmek gibi bir beklentilerinin olamayacağı ve dolayısıyla militarizme yönelecekleri aşikardır. sistem olarak gördüğü askeri militarizme "yaranma" amacı taşıyan bu anlayışın temel amacı patlattıkları bombalar ve sonrasında çıkaracakları öğrenci olayları aracılığıyla acentesi oldukları cuntaya darbe için sebep oluşturmaktır.
deniz gezmiş bu stratejiyi izleyen sol gruplardan herhangi birinin lideridir. fakat kendi iletişimde oldukları cunta yerine rakip bir başka cuntanın siyasete müdahale etmesiyle bozguna uğramış ve asılmıştır. kendisinin bunca övülmesi için ortada hiç bir sebep yoktur.
|