|
|
- ülkemizde başbakandan tayyip,cumhurbaşkanından abdullah diye bahsedilirken,
darbe sonucu asılmış , siyasi bir suçluya deniz diye hitap edilmesinde bir yanlışlık göremiyorum.
üstelik daha 20 yıl öncesinde %47 oy almış bir başbakan, imralı da idam edilmişken...
- sezen aksu'dan sezen diye bahseden tiplerin farklı alandaki kopyasıdır.
- yıl 1923...
büyük önder cumhuriyeti ilan ediyor...
kolay olmadığını biliyor bu topraklarda yeni bir fidan filizlendirmenin,ama hiç bir zorluğa boyun eğmeden haklı davası uğruna savaşıyor...
binlerce şehit veriliyor bağımsızlık uğruna,binlerce çile çekiliyor...
hepsinin sonunda yeşermez denilen gül yeşeriyor anadolu topraklarında...
ardından bir bahçıvan geliyor.
elinde makas...
gülün rengini beğenmiyor belki, yada şeklini...
dokunmak istiyor dallarına,
budamak makasıyla...
fakat her dokunuşunda dikenler batıyor parmaklarına.
beceremiyor...
anlaşılan o ki gülün nasıl budanacağından bihaber bahçıvan.
o gül hala ilk tohumunu atanı özlüyor.
onu ilk yeşillendireni...
bu ülke böyle gittikçe de özlemeye devam edecek.
ve hiç bir zaman etkilenmeyecek acemi bahçıvanlardan, soğuk kışlardan , en sert rüzgarlardan...
- ayıp eden tiplerdir. yüz kere dedim deniz'e biz kendi aramızda dennis deriz diye ama dinletemedim bu tiplere, yapmayın etmeyin.
ayrıca hayatını ülkenin kurtuluşuna adamış bir devrimciyle ne olduğu belli "tayyip" ile "abdullah"ı kıyaslayanlara kıçımdan çıkan kahkahaların %47sini yolluyorum.
edit: "polisi ve sivil halkı öldürmek" şeklindeki iddia kaldırıldığı ve bölücülüğün ayrılıkçılıktan daha geniş bir anlamda düşünülüp ayrılıkçılığın kastedilmediği öğrenildiği için girinin bu kısmı kaldırılmıştır. kızılayda bekleyenler dağılabilirsiniz.
- yukardaki -kimi- yorumları okuyunca iliklerimize dek sinmiş olan ne oldum delisi seküler savunuculukla, resmi hizmete mahsus kıvamdaki tektip mustafa kemal sivrilmelerinin ve cumhuriyet dediğimiz alabildiğine hoyrat, makus bir talihten öteye gitmeyen darbeler silsilesiyle vücut bulmuş eytişimin deniz gezmiş'le bağını kurmaya çalışıyorum. ve fakat bırakalım 'gezmiş'ini en basit 'deniz'le dahi arasında bir 'dalga' boyu göremiyorum. bu durumda ne edeyim gelmişini geçmişini?
bir yandan ebed deyip kutsiyetinle perçinliyorsun, öte yandan edep bilmez tiyniyetinle zehrediyorsun.
onulmadık konuları ilişkilendirmede vural savaş hassasiyeti gösteren bu cumhuriyet neferi eğrisini fena halde hastalıklı buluyorum. hitap biçiminden sözü açıp istiklal harbinden çıkan zihinlerimizin ciddi bir hazım boşalımına ihtiyaç duyduğu muhakkak.
efendim korkarım ciddi bir deniz çarpıntısı yaşıyoruz çünkü, cumhuriyet ne kurulduğunda bir çiçek bahçesiydi, ne de ilerleyen yıllarda böylesi mis kokuların yayıldığı bir gülistan oldu. netice itibariyle baktığınızda pür melalimiz ortada. dolayısıyla nesnel tarihle az buçuk teğet halinde olan bir yaşayışa imkan tanımış olsaydık, kimseye gül bahçesi vaad etmezdik. şık olmazdı hani o bakımdan.
uzun lafın kısası -ama işlevlisi-; acemi nalbant gibi kah nalına, kah mıhına vurmayalım. deniz'se köpürmeyelim, kemal'se de yerinmeyelim.
- (bkz: kanki)
- (bkz: hüseyin inan)
(bkz: yusuf aslan)(archi, 29.05.2008 12:12 ~ 12:13)
- fanatizm mi, yoksa o bile değil alelâde bir ergen özenişi mi olduğunu çıkaramadığım bir deniz gezmiş sevgisidir. misal, ben de gereksiz şekilde dumanın solistine "kaan", mor ve ötesi'ninkine "harun" diyorum. nedense bir aptalca sahiplenme, ben çok tanıyorumculuk filan devrede. ama dışardan baktığımda gördüğüm şu ki; temeli bir garip acziyet. "kaan" ne ya.
- siyasi liderlere başbuğ lakabı takan insanlar varken eleştirilmeleri abes kaçan tiplerdir.
başbuğ: türk devlet gelenegine göre; orduların başkomutanıyken kazandığı büyük zaferler sonunda yeni bir devlet kuran büyük asker.
türk devlet yapısına göre kolluk kuvvetleriye siyasi partiler net bir şekilde ayrılmıştır. kolluk kuvvetlerine mensup olan herhangi biri siyaset yapamaz. yapacaksa da ordudan veya polis teşkilatından ayrılmak zorundadır. alparslan türkeş de ordu tabanlı siyasetçilerimizden biri. bildiğim kadarıyla rahmetliye "başbuğ" diye hitap edilirdi. kelime anlamıyla başbuğ ordu komutanı anlamına geliyor. türkeş hangi ordunun komutanı olarak parti başkanlığı yapıyor düşünmek lazım. mustafa kemal'e bir başbuğ yakıştırması yapılırsa buna karışılamaz. kendisi bir komutan, savaş vermiş ve devlet kurmuş bir askerdir. bu durumda böyle bir ünvan alabilir.
acaba türkeş'e neden başbuğ diye hitap ediliyordu. bir dönem orduda yer aldığı için mi? ona başbuğ diyenler söyledikleri kelimenin anlamını bilmedikleri için mi? yoksa o dönem milliyetçi siyaset kendi yapılanması içerisinde bir savaşa hazırlandığı için mi? eğer mhpliler bir savaşa hazırlanıp türkeşi "başbuğ" olarak görmüşlerse kusura bakmasınlar ama bölücülük yapmışlar. yani bölücülükten kastım şu: yeni bir lider seçerek devletin olan düzenini değiştirmeye çalışmak.
türkeş'e savaşçı komutan lakabını takanlar bunu bilinçli olarak mı yaptılar yoksa kulağa hoş geliyor diye mi yaptılar bilemeyiz. hani herkese bölücü damgası yapıştırmaya hevesli bir topluluk varya, onlar kendi liderlerine taktıkları lakaplara ve o lakabın ne anlama geldiğine bakarlarsa daha iyi ederler.
- (bkz: sahiplenmek)
- saçma sapan bir konu olmasının yanında işin dönüp dolaşıp klasik deniz gezmiş klişelerine geldiği ortada.
"isteyen istediğini desin yağğ nağlakası var sahiplenmeyle, samimiyetsizlikle." şeklinde çığlıklar atmak niyetinde değilim. bora gezmiş neden kendisine deniz diyorsa, biz de o yüzden deniz diyoruz. kardeşimiz, abimiz olduğu için deniz diyoruz kendisine. sahiplenmekse bunun adı, öyle olsun. ona deniz diyenler değil de "ölürken 'marksistkomünisleninisfaşis türkiye heyo!' dedi", "ülkeyi böldü, anayasayı silahla değiştirmeye çalıştırırırıdı." diyenler mi sahip çıkacakmış? samimiyetsizlikle itham edenlere diyecek bir şey bulamıyorum. samimiyet, allah inancı gibi bir olgu olduğundan mütevellit kimde, ne derece mevcut olduğu konusunda tahmin yürütmemek gerekir diye düşünüyorum. o yüzden kimse kendi kendine dedektörcülük oynamasın. hadi dağılın.
- ne desin millet mahmut mu desin. kişinin adı ile kendisinden bahsetmesinden daha doğal ne vardır. bu kadar gereksiz bir detay için uğraşanların vatana hayırlı olmaları dilekleriyle.
- (bkz: hee şu bizim deniz'i mi diyon hacı)
- belirli bir kesim için bu tipler terbiyesiz, ahlaksız, cahil, bilinçsiz falan filandır.
belirli bir kesim içinse gayet doğal tipler, kişilerdir deniz diye bahsedenler.
her fırsatta dile getirilen atatürk cumhuriyeti kavramını yıkıp yerine sosyalist düzeni getirmeyi amaçlayan birinden ismiyle bahseden kişilerdir.
vatansever oluşu, idealist oluşu, haksız yere idam edilmesi bu gerçeği değiştirmez, sonuç olarak o atatürk' ün cumhuriyeti' ni yıkmak istemiştir.
isteyen istediğine saygı duyar, isteyen de duymaz. kimse başbakana saygı duymak zorunda değil, deniz 'e de.
|