|
|
- aslında başlık türkiye demokratik laik sosyal bir hukuk devleti değildir olacaktı, ancak karakter fazlası nedeniyle böyle bir başlık altında yazmak durumunda kaldım.
sıradan bakalım;
türkiye demokratik bir ülke midir?
hayır değildir. mevcut siyasi partiler ve seçim kanununda parti başkanları istedikleri listeleri hiçbir ön seçim yapmadan kendileri kapalı kapılar ardında çeşitli pazarlıklarla hazırlamakta ve halka da bunları sadece oylamak düşmektedir. en demokrat geçinen partiler dahi ön seçimden kaçmaktadırlar. parti içi demokrasi diye bir durum ise asla yoktur. parti liderinden ayrı bir görüş açıklamak veya ona karşı aday olmak bir disiplin suçu sayılmaktadır. çoğu muhalifler partilerden ihraç edilmektedir.
seçimlerde partiye bağış yaparak, aracı bularak, el etek öperek, milletvekili adayı olabilmiş adaylardan daha meclise girmeden imzalı kağıtlar alınmakta ve görüşlerine ipotek konmaktadır. bakan olanlardan ise istifa dilekçeleri daha bakan olmadan alınmaktadır.
istanbulda ve izmirde 105.000 kişi bir miletvekili çıkarabilirken, bayburtta bu rakam 25.000 kişeye denk düşmektedir. yani istanbuldaki 4 kişinin oyu bayburttaki 1 kişinin oyuna eşittir. buna da demokrasi denmektedir.
hangimiz oy verdiğimiz milletvekilini tanıyoruz biliyoruz veya onun seçilmesi için oy veriyoruz. sıralamada 15. olan adayı destekleseniz dahi verdiğiniz oy ilk sıralaraki aday için işe yarıyor ve bu oy ve sistem demokratik kabul ediliyor.
türkiye laik midir?
hayır değildir. laik bir ülkede din ile ilgili hiçbir kurum devlete bağlanamaz. devlet bu kurumlara para aktaramaz. din görevlileri devlet memuru olamazlar. türkiyede başbakanlığa bağlı diyanet işleri başkanlığı bulunmaktadır. devletten aldığı bütçe 2 milyar ytl'dir ve bu rakam tüm üniversitelere aktarılan kaynaktan fazladır. içişleri ve dışişleri bakanlıklarının toplam bütçesine denktir.
laik bir ülkede devlet zorunlu din eğitimi veremez. din eğitimi veren devlet okulları sadece bir din için ve sadece bir meshep için olamaz. devlet bu eğitimler içinde bulunamaz.
türkiye sosyal bir devlet midir?
sosyal devlet nedir? sosyal devlet vatandaşlarına asgari ölçüde hayat standartlarını sağlayan, sosyal adaleti, sosyal barış ve refahı sağlamayı kendisine görev edinmiş vatandaşlarının sağlık, eğitim, sosyal güvenlik ihtiyaçlarını sağlayan ve güvenliğinden sorumlu olan devlet modelidir.
çok açık olarak görülmektedir ki türkiye sosyal bir devlet değildir.
türkiye hukuk devleti midir?
kesinlikle hayır. türkiye vatandaşının devletine ve onun gücüne olan inancını kaybetmesine neden olan hukuksuzluk ülkenin heryerine sinmiş ve güvenlik kuvvetleri ile yargıya olan inanç dip noktaya ulaşmıştır. darbe ürünü bir anayasa ve katlanarak büyüyen dava seli altında ezilen yargıçlar, yetersiz alt yapı ve yapanın yanına kar kalması nedeniyle türkiye tam bir hukuksuzluk cenneti olmuştur. sivil mahkemenin 39 yıl ceza verdiği sanıkları askeri mahkeme yargılayıp serbest bırakmış, 367 kararları alınmış, muhtıralar - darbeler birbiri ardına gelmiş, başbakan ve bakanlar asılmış, partiler kapatılmış, binlerce kişi işkenceden geçirilmiş, idam edilmiş ve hukuksuzluk heryere bulaşmıştır.
sonuç:
türkiye demokratik laik sosyal bir hukuk devleti değildir.
peki ne yapmalı?
(bkz: türkiye nin yeniden yapılandırılması)
- 1. hiçbir büyük medya grubuna ait olmayan nokta dergisi, şimdi emekli olmuş deniz kuvvetleri komutanı'na ait "günlükler" olduğunu belirterek içeriklerini yayınladı.
2. "günlükler" basbayağı "askeri darbe tasavvurlarına aitti.
3. polis dergiyi bastı, yani dergiyi matbaada basmak manasında değil de, bürosunu basmak, her şeye el koymak manasında.
4. komutan önce günlükleri reddetti; sonra yargı yoluna başvurdu.
5. askeri, siyasi, polisiye, yargısal, ulusal, kamusal, "bir kısım medya"sal kuşatma karşısında, derginin sahibi nokta'yı kapattı.
6. derginin yönetmeni alper görmüş hakkında dava açıldı.
7. böyle böyle günler geçti.
8. "günlükler" in sahte olmadığı belirlendi.
9. görmüş "iftira ve neşren hakaret" davasından beraat etti.
10. belgelerde adı geçen eski komutanlar bir şey demedi. onlara da bir şey diyen yoktu zaten.
11. öyle öyle günler yine geçecekti sanki.
hiçbir siyasetçiye memleket "al evine götür, eşe dosta dağıt, parselle, el koy, istediğin gibi oy" diye teslim edilmediği gibi...
hiçbir komutana da, silahlar, silahlı kuvvetler, rütbeler, üniformalar ile memleket, "sizindir, kimseye yar etmeyin, biraz ters geleni indirin, müdahale edin, darbe yapın" diye teslim edilmiyor.
her ikisi de kamuya karşı sorumlu kamu görevleridir. kamuya karşı kullanılmak üzere değildir.
ne babadan oğla, kıza, geline, damada geçer; ne anayasa'da belirtilmiş "zümre egemenliği, imtiyaz yasağı" gibi çok önemli "cumhuriyetçi ilkeler"i çiğneme hakkı verir.
bir daha söyleyeyim:
birisi, ne ankara'da cumhurbaşkanı, başbakan olduğu için, ne karada, havada, denizde, jandarmada komutan olduğu için "zümre egemenliği ve imtiyaz" oluşturamaz.
(parasıyla, servetiyle, medyasıyla da oluşturamaz tabii!)
ama yaşayan en önemli darbecisini, cumhurbaşkanı yaptığı yetmeyip bizzat halk oyu ile anayasal korumaya almış memleketin dengesi bozuktur zaten.
ne eylülün, ne şubatın, ne nisanın hukuki hesabı sorulmuştur.
bunu ne askeri yargı ne sivil yargı, ne bir gün "demokratik türkiye cumhuriyeti"nin kurmayları, ne de "türkiye büyük millet meclisi"ndeki millet temsilcileri sormuştur.
burası, en büyük medyasının, güçlü darbecileri değil, korumasız, mütevazı ama gazetecilikte ısrarlı meslektaşlarını taşladığı demokrasi, hukuk ve gazetecilik kültürüne sahiptir.
burada ya tezgah kurulur ya da gizli mutabakat vasıtasıyla gemi yüzdürülür.
yiğitlikten, mertlikten bunca bahsedilen bu topraklarda, en resmisinden en hür teşebbüsüne, en devletlisinden en çetesine, sözde sivil toplum örgütlerine kadar, kalleşlik ile entrika hüküm sürer.
mesele sadece "darbe niyetleri" değildir.
hakiki bir cumhuriyet ile hakikate düşkün bir demokrasi, öncelikle "zümre egemenliği ve imtiyaz" ın hukuki, siyasi, idari, ahlaki hesabını sorar.
kamusal görevlerin, kamu kaynaklarıyla alınmış silahların, kamusal eğitimle edinilmiş diploma, unvan, rütbe ve makamların, kamusal seçimle gelinmiş mevkilerin, asker veya sivil şahıslar tarafından nasıl olup da "kendi malları, imtiyazları, egemenlik hakları" gibi tasavvur edilip kullanılmak istendiğinin hesabını sorar.
ayırmaz...
askere de sorar, sivile de sorar.
türkiye'nin en büyük yalanı buradadır:
kendine "türkiye cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir" derken, en büyük fırtına hep "laiklik" üstünde koparken...
"cumhuriyet ve demokrasi"nin "zümre egemenliği ve imtiyaza karşı" sözü ve özü her gün, her an ankara'dan başlanarak yurt sathında çiğnenir.
sakat bir cumhuriyet ile yarım demokrasi, zaten sosyal devlet de olamaz, hukuk devleti de!
altta kalanı asla koruyamaz!
umur talu
- laikliği ateizm ile eş gören yanlış düşünceyi okuyup, gülüp geçmek mi gerekir yoksa bunun nedenini ve nasıl bu noktaya geldiğinin cevaplarını mı aramak gerekir? laiklik kavramının bu şekilde yanlış özdeştirilmesinde acaba gerçekten bizim de suçumuz yok mu? peki ya devletin?
beyaz yaka diyerek farklı bir statü ve sosyal sınıf yaratan ayrımı yapan kim? elit kimdir? yukarıdaki giride elit denen acaba burjuva mıdır? (osmanlıda dahi gerçek anlamda bir aristokrat kesim olmadığından ve cumhuriyet ile bu kesimin de ortadan kalkmasından dolayı burjuvanın kastedildiği düşünülmüştür.)
dünyadaki burjuva kesiminden farklı olarak bu ülkeye, bu insanlara birşeyler vermek yerine sadece kendine farklı bir statü yaratma çabasında olan burjuvacık diye tabir edebileceğim kesimin bu zihniyetin oluşmasında hiç mi payı yok?
(bkz: osmanlının hataları/!mitya)
cumhuriyet mitingleri adı altında kutuplaşmaya giden yolda milleti kesin çizgilerle bölen, ardında darbe ve rant düşü olanlar, kan düşü olanlar, iktidar düşü olanlar bu zihniyet karşısında neler düşünüyorlar acaba?
(bkz: türkiye deki kutuplaşma tehlikesi/!şehzade mustafa)
demokrasiyi çoğunluğun yönetimi olarak lanse edenler birgün yaptıklarının sonucunda böyle bireylerin, böyle zihniyetlerin ortaya çıkacağını göremediler mi? 'ne olacak yine darbe yaparız' diye mi düşündüler? açık oy gizli sayım yaptıranlar bu zihniyetin tohumunu ekmediler mi? bugün silinmesi zor yanlışlıklara imza atmadılar mı? hala atmıyorlar mı? ve hala bunun farkında değiller mi?
(bkz: türkiye de demokrasi/!şehzade mustafa)
(bkz: mokrasi)
(bkz: demokratik laik sosyal bir hukuk devleti/!şehzade mustafa)
bu zihniyet mi suçlu yoksa bu zihniyeti yaratanlar mı?
ve son bakınız ama lütfen bakınız;
(bkz: bu adamları buraya getiren ne)
zorunlu düzeltme: bu giri hiç kimseyi ve hiçbir giriyi hedef almamıştır.
zaten türkiye de demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir.
- sağlıklı ve mutlu bir yaşam geçirmek açısından çok önemli bir kavram.
- kastedilen devletin türkiye olmadığından emin olduğum, ''bir'' devlet işte.
- hem demokratik hem laik hem sosyal hem de hukuk devleti olabilmek türkiye koşulları göz önüne alındığında pek de mümkün görünmemektedir. demokrasi sonucu yani halkın çoğunluğunun oyları sonucu iktidara gelmiş olan siyasi parti, laikliği tehlikeye sokuyor demeyeceğim. çünkü daha önceki yazılarımda da söyledim yine söylüyorum ki türkiye laik değildir. (olmasının gerekliliğini ya da olabilirliliğini tartışmak ise başlı başına ayrı bir konudur.)
bu zincirleme sıfat tamlamasında önceliği neye vereceğimiz konusundaki kararsızlığımız hem ab hem de amerika tarafından sonuna kadar kullanılıyor. politik anlamda avrupa ve amerika'nın aynı safta yer almaları çok da alışılmış bir durum değil aslında. amerika dinin sosyal ve siyasal yapıda çok önemli olması gerekliğlini savunurken, fransız devrimi ile dini siyasal yapıdan uzaklaştırmış ülkelerden oluşan ab, constitutional patriotism yani yapısal/anayasal vatanseverlik kavramı üzerine kuruludur(bkz: habermas). söz konusu türkiye olunca kavram ve ortam karışıklığı bu iki farklı düşünce yapısını yanyana getirdi çoktan.
demokratik olmak için demokrasiyle gelenleri, laikliği korumak adına hukuk ile göndermeye çalışıyoruz. sosyal olmadığımız için de hukuk ile gidenlerin toplum ile geleceğini kestiremiyoruz.
bu olaylar en çok tsk nın işine gelmekte ki her türk demokrat, laik, sosyal bilinci yüksek ve yasal bir ülke de doğmasa da olur. asker doğalım yeter.(closer, 16.04.2008 00:20 ~ 00:33)
- artık avrupa ülkerinde hiç kimse, ülkesinin laik demokartik hukuk devleti düzenini tartışmaya açmıyor. çünkü herkes rejimi içine sindirdi. yani demokrasiyle iktidara gelenlerin rejimle ilgili bir sıkıntıları yok. bu yüzden muhafazakar liberal demir leydi margaret thatcher ingilteresiyle sosyal demokrat tony blair ingilteresini bir birinden ayıran fark tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi sadece ekonomik ve sosyal konulardan ibaret. ama bizde bazıları demokrasiyi kullanarak rejimin çivileriyle oynarken, bazılarıysa rejimi korumak için sistemin olmazsa olmazı demokrasiyi sulandırıyor. olay özetle bundan ibarettir.
neden böyle çünkü;
türkiye toplumu avrupa ülkelerinden farklı olarak önce devrimi yaptı daha sonra evrimleşti. yani bizde evrim devrimi değil devrim evrim sürecini başlattı. bunun sancılarını hala çekiyoruz. avrupalı ise önce sancı çekti sonra düzeni kurdu. biz ise önce düzeni kurup sonra sancıları çekmeye başladığmız için bu gibi tıkanıklıklar en iyi ihtimalle 250-300 yıl içinde çözüme kavuşur.
- 2709 nolu 7.11.1982 tarihli türkiye cumhuriyeti anayasası
madde 2-türkiye cumhuriyeti, toplumun huzuru,milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
- "demokratik, laik sosyal bir hukuk devleti" şöyle bir şey de olabilir:
yanan çocukları, 230 ytl borç var gerekçesiyle çırılçıplak özel hastanede bekleten bir hür teşebbüs ile piyasası olan (çocuğun öyle teşhiri de ayrı mesele!), ama bazı belediye hizmetlerini ücretsiz yahut ucuz sunan dikili belediye başkanı hakkında soruşturma açan...
pirinç fiyatı artınca, pirinci ucuza kaptıran hatalardan utanmak yerine vatandaşa (zaten fiyatı yine fırlamış) bulgur öneren...
körfez dolduran (ve medyada da faaliyet gösteren) şirkete turizm ödülü verirken yürüyüş yaptı diye çocuk kolu kıran...
üniversitedeki kimi etkinlikten ötürü öğrencilerin onlarca yıl hapisle yargılandığı, laikliğe, demokrasiye, cumhuriyete düşkün rektörlerin öğrencileri özel güvenlik ve devlet polisi marifetiyle coplattığı, başka bir üniversitede öğrencilerin parmak izini toplayan , fişleyen...
bir yayınevinde çalışanların gırtlaklarını kesenlerle ilgili davada karanlık kimi noktaların aydınlatılması için talepleri reddeden bağımsız yargısı olan...
kısa sürede onca işçinin ölüme düştüğü piyasa tersaneleri üstüne bir araştırma komisyonunu meclis'te uzun sürede kuramayan...
tersane sahibi bir iktidar milletvekilinin girişimiyle, bazı subaylar için yeni bir tazminat teklifini kısa sürede komisyondan geçirebilirken astsubaylar ve uzman çavuşlar, uzman jandarmalar için (ölümden önceki) hayatlarını azıcık teselli edecek düzenlemeleri dahi bekletip duran..
bunlar "hemen dünün" rastgele seçilmiş halleri.
bir güne sığanların ancak bir kısmı.
üç nokta ile bitti ki, bildiğinizi, başına geleni, aklınıza geleni siz de ekleyiverin.
biliyoruz, memlekette çok şey çatışma, saflaşma, cepheleşme konusudur.
ama derin uzlaşma şudur:
memleketin güçlüleri... siyasi, bürokratik, askeri, iktisadi ve medyacı güçlüler...
ancak lütfedebilir!
iktidar partisi olarak zaman zaman bedava dağıtım yapabilirsiniz ama shp'li belediye başkanının yaptığını suç sayarsınız. çünkü bunun karşı bir sistem oluşturmasını istemezsiniz; ancak hayır işi olmalıdır, öyle sayılmalıdır.
bunda muhafazakâr ile laik de birleşir.
sosyal hakları budanırken çalışanların, patronun adıyla okullar filan dikilir. vergiden de düşülür. hak n'ayır n'olamaz! ama lütuf bazen mümkündür.
orduyu övüp durursunuz ama ordunun yüzde 80'i, hatta kimi mağdur subayı da eklediğinizde daha fazlası olan, alttakiler, en alttakiler için ne iktidar, ne meclis, ne komutanlar olarak pek bir şey gelmez elinizden.
özel hastaneye çıplak yanık çocukla afişe oldu diye belki ceza kesersiniz ama zaten kamusal hizmet olarak sağlığın cezasını da kesmişsinizdir; muhafazakâr ya da laik, tüm piyasacılar bunda uzlaşırsınız.
hukuk ile hakikat ve vicdan arasında hakiki bağlar olması her zaman gerekmez
o gün oradaki hukuk adamı ya kanun adamı olmakla yetinir yahut kendi inançlarına göre onu bile eğip bükebilirsiniz.
belki bıkmış olabilirsiniz ama
ben de elimden geldiği, dilim döndüğünce öyle yapacağım:
"demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti" nin üstünde en güçlü mutabakat olan en büyük yalan olduğunu...
karşınıza cumhuriyetçi veya demokrat ya da hukukun üstünlüğüne inançlı yahut ahlaklı muhafazakâr olarak çıkan okkalı zatların çoğunun, bu kavramlarla, (sözde) değerlerle ve toplumla ilişkilerinin bir sürü yalandan ibaret bulunduğunu kavramak ve söylemek lazım dostum!
umur talu
|