genellikle müslüman-türk-arap kültürünün geleneklerinden biri de dolu olarak gelmiş bir tabağın komşuya boş gönderilmemesidir.
bunun en canlı örneklerinden biri de abd-ırak arasındaki komşuluk(?) ilişkisinde mevcuttur. bush ve hükümeti altın tabak içerisinde ırak'a demokrasi getirmiş, ırak bu demokrasiyi çatal bıçak yerine roket ve bombalarla afiyetle yemiştir. ama tabağı boş göndermek olmaz, ırak ordusunun kimliği belirsiz (çok seviyorum bu lafı!) bazı ülkelerde eğittiği keskin nişancılarla her gün leblebi gibi bir kaç amerikan askerini avlayarak tabağı boş döndürmemiştir.
bir de özdeşi demokrasi götürmek vardır efenim..
demokrasiyi, kendi topraklarından tutup bir ağ misali uzattıkça uzatıp, demokrasi götürülmesini gerekli gördükleri ülkelere taşırken; ağın altında kalan ama demokrasiyi kendi içlerinde yaşayan ülke sınırlarını da etkileyip tetiklemeleri, akıllara durgunluk verir. ağ altında kalan insanlar göğe doğru baktıklarında; artık pek çok şey için geç kalınmıştır. iste bu demokrasi kisvesi altındaki güçlü emperyalizm; artık solunan havayı ve yaşamak için gerekli olan ne varsa götürürken her şeyi silip süpürmekte, demokrasi götürülmesi hedeflenen ülkeye doğru son derece kararlı bir yükselişle çığ gibi büyümektedir.
sonuçta; başarı ile demokrasi götürülen topraklar, kandan, vahşetten, katliamlardan, ırkçılıktan, 1 dolarlık mühürlerden, kafasında hunisiyle işaret parmağını objektife doğru uzatıp poz veren ve poz verirken de "seni istiyorum!"* bağnazlığından sonra, demokrasisine kavuşur ve cihandaki tüm demokratik olmayan ülkelerin bu demokrasi karşısında dudağı uçuklar, uçuklar kabuslara dönüşür..