|
|
- sezen aksunun 2000 yılında piyasaya çıkardığı 16. albümü.
deliveren
şiir: salih ecer
müzik:sezen aksu
oh oh
söz-müzik: sezen aksu
kahpe kader
söz-müzik: sezen aksu
keskin bıçak
söz-müzik: sezen aksu
rumeli havası
söz: sezen aksu
müzik: cihan sezer
gidiyorum bu şehirden
söz-müzik: sezen aksu
okudum da
söz: aysel gürel
müzik: arto tunçboyacı
yine mi çiçek(the ınvisible man)
söz: meral okay
müzik: ara dinkjian
hoş geldin(the long goodbye)
söz: sezen aksu
müzik: ara dinkjian
sarı odalar
söz-müzik: sezen aksu
yalancı dünya
söz-müzik: sezen aksu
hayat sana teşekkür ederim
söz-müzik: sezen aksu
albümle aynı ismi taşıyan şiir;
deliveren,
söz ağızdan çıktı bir kere
şeytan da senden yana,
melek de..
- sezen'in bir cesaret yüzündeki makyajı sildiği albüm. kartonette yazdığı yazıda şöyle diyor:
"dinleyiciyle ilişkiyi oldum olası biraz baba-kız ilişkisine benzetmişimdir. ne kadarının korku, ne kadarının sevgi olduğunu uzun süre kestiremezsiniz, babanızın gözüne girmek için onun istediği gibi olmakla, içinizin size söylediği arasında gidip gelirken.
bir yandan onayını istersiniz, bir yandan doğası gereği daha hızlı yürümek. korku aradan kalkıncaya dek gelip gidip yolunuzu keser.
halledilmesi hiç de söylendiği kadar kolay değildir.
salih ecer'in deliveren'i elime geçtiğinde üçüncü şahısların gözündeki önemden bütünüyle feragat edebilmek kadar özgürlüğün asla mümkün olmadığını iyice hissettim.
37 derece sıcaklıktan birdenbire dünyaya fırlatılıveren bir çaresiz fani olarak kendi işbirlikçiliğimi de esefle kabul ettim. tamamen teslim olmayı büyük ihtimalle yediremediğimden ya da kalbime ihanet saydığımdan bir cesaret makyajı sildim. deriyi kaldırabilir miyim onu ben de bilemiyorum.
bu durumda hayatı bir ikinci halden geçirebilme şansı verip katlanılabilir kılan yeteneklerim için tanrı'ya şükranlarımı sunarım."
sezen aksu
sezen cidden bu albümden sonra derin bir "görüntüsüzlüğe" gömüldü. zira aynı albümde şarkıda da söylüyordu, "imajımı yaktım" diye. artık gerisi önemsizdi, kendisi de satmıştı dünyayı, ödeşmişti işte. "ben bu dünyayı anlayamadım..." dese bile, "kahpe kadere" sövüp soruyordu sevgiliye, "yar kaldın mı öldün mü" diye.
eski naif aşklara hitap ederken, "demiştiniz ne füsunkar durdu..." diyerek, bir yandan da günümüz dünyasını eleştiriyordu korkmadan, "dibe vuruyor her şey ta dibe..." diye haykırarak.
"körfeze bırakın beni", yalvarıyordu adeta harula'yla beraber... hayatı çözü bitirmişti sanki, "gördüm papazını faydasız köyün..." diyordu, büyük bir imayla, çok da güzel anlatarak aysel'in kaleminden, "namussuz imanlıyı okudum da..."
sesini katıyordu bir adamın sesine, beraber söylüyordu bir kez de, "yine mi güzeliz, yine mi çiçek..." sevgiliyi beraberce karşılıyorduk, "seyirlik değil, ömürlük olsun..." lakin yine beraber uğurlayacaktık aynı sevgiliyi yıllar sonra, "bekleme boşuna, ben bir daha o altın kafese geri dönmem..." diyerek.
eski sevgiliye deliveren'de seslenmeyi ihmal etmemek lazımdı, meydan okuyarak bu kez, "hadi ol eskisi gibi olabilirsen...", savaşarak, dövüşerek... nihayet yeniden, "imajımı yaktım..." diyip, hayata selamımızı çakıyorduk, "unutulmayı da göze aldım evet, hayat sana teşekkür ederim..."
böyle bir dönemdi sezen'in deliveren'le girdiği dönem. kendisi de şöyle anlatmıştı en son:
gücün bütün yollarından geçtim
kalabalıkta bir yüz olmayı seçtim
anladım ki benim için yaşamak budur
bir işe yaradığını bilmek
fotoğrafta görünmemek.
|