şimdi efendim. bu kadın var ya evet deşifre de ettim. öyle böyle değil anlatılmaz yani. onu tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. evet nickaltına yazma gereği duydum. neden mi? çünkü o gerçek bir kadın. kadının nasıl olması gerektiğini öğrenmek için kesinlikle örnek alınacak bir model. ben hayata karşı bu kadar güçlü duran bir insan tanımadım. bana sözlerini bu kadar dinleten insan da olmadı. burnum havadadır biraz. başkalarının düşüncelerini pek önemsemem. ama dinletti. öyle şeyler dedi ki bana. utandım kendimden utandım! bazen ne kadar anlamsız davrandığımı anladım. ben istemedikten sonra beni hiç bir şeyin üzemeyeceğini anladım. evet bunu zaten biliyordum. ama "o" söyleyince inandım gerçekten kendime inanmamı sağladı. çok kötü günler yaşarken birden beni hayata bağladı. hayatımın dönüm noktası oldu. onu tanıdığım için çok mutluyum. onun gibi bir kadın onun gibi bir anne olmak istiyorum. artık tek hedefim kesinlikle bu. onun da dediği gibi insanlar bazı gerçeklerin farkındadır. bazı şeyleri kabullenmeleri gerektiğinin de farkındadır, ama harekete geçmeleri için birinin ittirmesi, kendine getirmesi gerekir. işte beni kendime getiren kişi olmuştur kendisi. ne kadar teşekkür etsem azdır. hayata karşı güçlü durmam gerektiğini daha iyi anladım.
evet sevgili delikızınürküsü;
bana gerçek bir kadın olmayı öğrettiğin için, bazen psikologum bazen öğretmenim ve yol göstericim olduğun için ayrıca seni tanımama izin verdiğin için çok teşekkür ederim. kendimi çok şanslı hissediyorum. iyi ki varsın.
not: ayrıca eklemeden edemeyeceğim @2941251 girisiyle ve bir çok girisiyle beni benden almıştır.
çok yoğun koşturmacalar içinde olduğumdan çok da vakit ayıramadığım itü sözlük'te, aman bi de baktım ki ne göreyim bugün statü sahibi olmuşum. eh madem ki o zaman dedim kendim için iki satır yazayım. yok yok yazmak yerine en iyisi bir şiirimi eklemek dedim kendi kendime..
kadın,
gecelere arkadaştır
açar içini tutkuyla
yanıp sönen yıldızlara
ve susar... hep susar
geceyle konuşurken...
ağzını açsa,
sanki gökyüzü dağılacak
ay parçalanacak s'esinden..
kadın,
yalnızdır... tek ü tenha...
ne zaman niyet etse
bir kaç satır yazmaya
erir asidiyle yalnızlığın
bulduğu her kelime...
ortak acıları çeken insanların yolları mutlaka bir yerde kesişiyormuş, * tıpkı sevgiden geçen yüreklerin mutlaka bir noktada buluşması gibi. ikimizi de ortak acılar* pişirmiş seninle. umarım bir gün yolumuz sevgi ve mutlulukta da kesişir.
nickaltıma yazdığı sevgi dolu giriyle beni mahçup eden, elleri öpülesi canım ablam. şu manyak kalbimi ve arızalı beynimi en iyi o anladı bu güne kadar. kafayı yemek üzereyken yukarıdan gelen kutsal bir el gibi tuttu beni çıkardı içine düştüğüm bunalım batağından, bana güç verdi. aslında ben kendim de çıkardım ama biraz zaman alırdı, gel gelelim benim hemen çıkmam gerekiyordu o bakımdan kendisine son derece müteşekkirim. bir insanın karşılaşabileceği en harika insanlardan biri, ayrıca mükemmel bir kadın. umarım bu hayatta hep layığını bulur...
kelimeleri sever ve onlarla küçük bir kızın oyuncaklarıyla oynadığı gibi, kelimelerle güzel oyunlar ve düşer kurar kendisine. orada yaşar, yazdıklarıyla büyür ve gelişir yıllardır delikız...
küçük kız çocuğu
daha düşlerine düş'emeden
öğrendiğini sanır hayatı
aslında g'ördüğü hep
herşeyin en başı
hep sardı filmi en başa döndü
oysa ki meyve veren ağaçtı o,
kokusu ormanı tutacak kadar..
ne zaman ki dalları insan'ı aş'tı
hep ama hep budandı..
kuzu diye doğduğu ormanda
hiç tilkiliğe soyunmadığından
o da sadece öğrendi
fare kapanı kurmayı..
küçük kız çocuğunun
iç'inde tutuş'turul'muş
orm'anların kızgın kor'u
kırmızı dem'ir yanığı g'özleri
artık ağlamak güçleşti belki
ancak yine de gül'üyor kalbi
çünkü iyi biliyor, bildi..
geçmiş tüketmeyecek o'nu
yitirmeyecek zamanını
yalnızlığın döl yatağından
güzellikler doğuracak
boy boy...
gönül insanıdır.
karadeniz' e doğru yolculuk ederken, dağların arasında küçük kulübeler görürsünüz. bir tahta plaka üzerine kırmızı boya ile kendin pişir kendin ye yazar girişlerinde. hiç oralarda çay içtiniz mi? toprak kokusuna karışmış tek şekerli çay. işte o çay gibidir, delikızınürküsü ile sohbet etmek. sizin 2 şeker demenize de gerek yoktur, o bilir kaç şeker atacağını. karışmayın, işinin erbabıdır o.
yazar' ın özel mesajı: evet, yılmaz çok süper okumuş.
şimdi ben burada kendisi için ne desem eksik kalacak biliyorum ama yine de söylemeden gitmek istemedim.
öncelikle tam bir çıtır, yerim ben onu. üstüne domates sosu döker yerim hem de. bir kere ilerde anne olursam onun gibi bir anne olmak istiyorum, farkındalığı çok ama çok fazla birisi çünkü... yazılarını severek okuduğum, yazdıklarında kendimden çok şey bulduğum birisi, hissederek yazdığı kesin.. bundan dolayı da kendisini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum*
bir çok konuda bana yardım etti, konuştu, bir şeyleri fark etmemi sağladı. sorunlu bir bünyem olduğu için biraz hayatın iyi yönlerini görmemekte ısrar ediyorum. işte böyle anlarımda durumun aslında o kadar da kötü olmadığını gösterdi bana. konuşurken boş ve kuru konuşmuyor, gerçekten 'aha tam da bu işte, böyle hissediyorum' dediğim olmuştur sözlerine karşılık. öyle de dehşet bir insan işte, peşini de bırakacağımı sanıyorsa ahah yanılıyor, üst katına taşınırım ya da bunun gibi şeyler, yeter ki yakınlarımda olsun o..
sözlüğün bana kazandırdığı çok değerli insanlardan biri de kendisidir. şansızım filan diyorum ama, etrafıma baktığım zaman aslında ne kadar şanslı birisi olduğumu görebiliyorum... iyi ki var.
uzun giri yazmayı severim genelde, ancak bu kez yapmayacağım. çünkü kelime dağarcığım bu yazarın kalbinin güzelliğini anlatabilecek seviyede değil henüz. belki büyümem lazım anlatabilmek için. tek diyebileceğim şey;
" bana nick altı yazma sakın, saçmalarsın. " demiş yazar.
bana dedi bunu evet. hayatımda hiç bu kadar aşağılanmamıştım. ağlıyorum dünden beri, halimi hatırımı soranım yok. halbuki ben çok güzel şeyler yazacaktım, hazırdı her şey kafamda. ama o anda gitti işte hepsi. tarifsiz bir hüzün kapladı bedenimi. bol noktalı cümleler kurmak geldi içimden. iki nokta, üç nokta, dört nokta... noktalar bile duygularımı tarif etmeye yeterli gelmiyor lakin.
dizlerini örten bin yıllık kızıl saçlara uzandı kadın. bin yılın tüm sabahlarını tiksinerek koklayan, tüm sabahlara isteksizce dokunan, tüm sabahların ruhsuz gözlerini gözlerine mıhlayan; geçmişin, geleceğin, şimdinin özündeki o tek anın dalgalı rıhtımındaydı yine. hızın yok kıldığı sararmış fotoğraf karesinin içinde esen rüzgarla havalandı saçlar… havanın dağınık tabiatının her zerresinde gezindiler tek tek…
'ilk'e, en 'son'a yazıldıkları kutsal zamanda dönmeye vurulmuş, isyankar bir hamlenin tılsımlı yaşantısındaydı saçlar… taştan bir enkazın yıkıldığı haldeydi kadın. halin zeminine dökülen yağmurdaydı saçlar. dizlerini örten bin yıllık kızıl saçlara uzandı kadın, kafatası kopmuştu çoktan; eksilerek çoğalan bir körpe kızın kollarını yaran ve o yarıklarda doyan çelikten 'keski'nin soğuk dokusu olsaydı eğer, hacme sığmaz ve kırılırdı, sadece tokluğundan…
başsız bir vücudun tüm gözeneklerinde(n) çağlayan nazenin tellerdi saçlar. bilincin mutlak cehaletinin kaygısıyla taranıyordu ufacık kadın elleriyle saçlar. saçların doğduğu ve durulduğu ıslak ülkeydi kadın.
"sus" diye mırıldandı pembe dudaklarının bin yıllık haznesine saklanmış tiz ses.
bu tanımadığı gezegene tüm konulmuşların havada çarpışıp yere yığılan sonra tek tek toparlanıp ayrı bir geometride tümleşen iç seslerine tanıklık etmenin şuurşuz kılan dolgunluğuyla baş etmeliydi yine.
bu temsili ifadenin;
esin tınısına içkinleşip burun deliklerini kapı bilip dışsallaşan
haricileşen sonsuz med-cezirin halet-i ruhiyesine mana bulup susmalıydı şimdi,
rüya bildiği oyuklara göz kırpa kırpa.
bebek o bebek. büyümeyecek hiç. bi konuşuyorum tek cümleyle rahatlatıyor beni. nasıl bi insan anlamadım ki! onu bunu bilmem ama yegane sırdaşım ve akıl hocam olcak. çok seviyorum böyle bissürü. *
hakkında söyleyebileceğim şeyler hep yetersiz kalacak... bilemiyorum şimdi nasıl bir cümle kursam... şimdi onun bütün tümcelerini alıp yanıma... en iyisi şeytana karşı dursam...