insanı aslında gaza getirebilecek bi diziydi.
ne zaman ki kanal d sabah 8 buçukta ninja kaplumbağaların yerine
rahanı [rahşan değil rahan] kakalamaya başladı o zaman soğudum televizyondan. yalnız ara ara 1-2 bölüm izler gaza gelirdim. yine izlemeye başlardım. hani çok bi farkı yoktu. usta splinter yerine ağa bey, leonardo yerine yusuf, eprıl yerine de zeynep hatun, teknodrom yerine de bi nissan servisi vardı. hemen hemen aynı teknoloji.
yalnız bi yerinde bi gariplik vardı dizinin. ne zaman bi olay patlak verecek olur da miroğlu silahı belinden ağır çekimde çıkaracak olsa araya sokuşturuyolardı müziği. hani gaz bi parça girersin araya izleyici bi heyecan yapar. o zamana kadar da alışmışım ben en boktan yerde nince nince nince törtıls'ın araya gidip beni heyecanlandırmasına. ama dizide böyle değil tabi. daha silahın tetiğe basmadan geliyo parça." yusufu kaybettim kenan ilinde, yusuf bulunur, kenan bulunmaz". ne olm bu? şimdi 14 dabancasıylan 32 kişiyi vursa daha gazlanır mı bu bünye? gazlanmaz.
hatta bi keresinde
turgay atacan'ın kafasına sıkmıştı bizim yusufsuz yusuf. herifi sanayiye götürüp bi kaç kuruşa yaptırmışlardı. bi gözleri şaşı olmuştu böyle. bi daha da izlemedim.
bi gençlik böyle heder oldu işte. biri kampumbağalar yerine rahanı çakar, öbürü en manyak sahnede yusufu kaybettik der, öbür kanalda 45 dakka reklamdan sonra pavır rencırs yerine mesut yılmaz'ın basın toplantısına bağlanır. yaşlandım ta o zamandan amına koyim.