ilk futbolla tanışmam, futbolcu kartlarında en değerli futbolcunun "100 milyar" olarak gösterildiği zamanlara tekabül eder. beşiktaşta sadece 2 futbolcu için
değeri: 100 milyar ibaresi kullanılıyordu;
alpay özalan ve
ertuğrul sağlam.
evet, günümüz nesli her ne kadar alpay'ı 4-2 kazanmamıza rağmen yükselemediğimiz isviçre maçının ilk saniyelerinde yaptırdığı penaltıyla ve hayvanvarice (o ne lan) okuduğu istiklal marşı'yla hatırlasa da, bu ülke bir alpay gerçeği gördü vakti zamanında. o zamanlar sadece
sergi,
costacurta gibi tecrübeli futbolculara verilen "
defansın bel kemiği" yakıştırması bir zamanlar alpay için de kullanılıyordu. üstelik hem beşiktaş'ta hem milli takımda. alpay'ın
cansel* diye de bir eşi vardı.
televole'nin spor magazin programı olduğu zamanlarda "evet kameralarımız alpay ve cansen çiftinin evinde. alpay nasıl bir eştir cansen? ev işlerine yardımcı olur mu? kılıbık mıdır? osurur mu?" temalı haberlerde gözükürdü. harbi topçuydu lan alpay, milli takımda
hat-trick yapmışlığı vardır bu adamın.
gel gelelim bir zamanların haketmek için çok emek gereken bu ünvanını, günümüzde
ibrahim toraman için dahi kullanıyorlar. yapmayın etmeyin. bakın toraman iyi futbolcudur kötü futbolcudur tartışmasına girmiyorum. fakat bazı işler yetenek işi değildir hafız. nice koçyiğitler feda oldu bu uğurda, bu kadar kolay mı bu işler?
defansın bel kemiği denilen adamlar öncelikle şu özelliklere sahiplerdir:
* tercihen uzun saçlı olmak.
* sakat yada sargıyla oynadığı maçlarıyla bilinmek.
* en az bir 3-5 yıl aynı kulüpte oynayarak o kulüple özdeşleşmek.
* kavga çıktığında olay mahallinde en çok bağıran kişi olmak.
* bir sezondaki istatistiklerine bakıldığında 40 maç 3 gol gibi "vay be istikrarlı adam. tüm maçlarda oynamış hep de geride kalmış helal" dedirtecek istatistiklere sahip olmak.
* kaptanlık potansiyeline (fm diliyle
influence) sahip olmak.
türk futbolunun bu alanda yetiştirdiği bazı isimler için:
(bkz:
bülent korkmaz)
(bkz:
emre aşık)
(bkz:
alpay özalan)