70-80-90 ların efsanevi rock grubu. yıllar boyunca dönemlerine aykırı müzik yaptığı gerekçesiyle eleştirmenler tarafından zalimce eleştirilen ancak değeri rock müzik dinleyici kitlesi arttıkça anlaşılan şahane insanlar topluluğu. ayrıca black nightle beraber metal müziği de doğurdukları söylenir.
sık sık değişen kadrosuna rağmen daima döneminin üzerinde müzik yapan bir efsane. bilinen çekirdek kadro dışında david coverdale, joe lynn turner, joe satriani gibi büyük isimler belli dönemlerde dp efsanesine isimlerini eklemişlerdir. grubun soyağacına aşağıdaki linkten ulaşılabilir:
http://www.thehighwaystar.com/...
müziklerinde * ilginç bir endüstriyellik barındıran yılların eskitemediği rock müzik tanrısı grup. gruptan şu ana kadar gelip geçen elemanlar şunlardır :
perfect strangers ve child in time şarkıları ile bilsede coğu insan onları anya şarkısıda bu şarkılar kadar dinleyicileri için klasikleşmiş bir şarkıdır. 30 haziranda istanbul da verdikleri konserdeki kadroları şöyleydi:
don airey: klavye
ian gillan: vokal
ian paice: davul
steve morse: gitar
roger glover: bass
jon lord un klavyeden ayrılmasından sonra dinleyici kitlesinin onemli bir kısmını kaybetselerde.halen yeni yeni rock dinleyecek herkese kesinlikle tavsiye edilen rock ve metal müziğin bugün kü haline gelmesinde ki en büyük paya sahip gruplardan olduğu aşikardır.
üyelerinden de anlaşılacağı gibi yıldızlar geçidi bir gruptur.albüm listesi de şu şekildedir.
1968 - shades of deep purple
1968 - the book of taliesyn
1969 - deep purple
1970 - deep purple in rock
1971 - fireball
1972 - machine head
1973 - who do we think we are
1974 - burn
1974 - stormbringer
1975 - come taste the band
1984 - perfect strangers
1987 - the house of blue light
1990 - slaves and master
1993 - the battle rages on
1996 - purpendicular
1998 - abandon
2003 - bananas
hard rockın progressivei desek pek yanılmayız. sololarda arkada en çok gürültüyü yapıp rahatsızlık vermeyen enteresan sounda sahip bir grup. rock müzik akımının ilklerinden. efsane şarkılara imza atmışlar ve acayip eleman değişikliği yaşamışlardır. deep purple denince akla gelen ilk iki isim olan ritchie blackmore ve jon lordun şuan son kadroda olmaması ikinci bahar modunda bir deep purple yaşatmaktadır dinlecilerine. steve morseun gruba dahil edilmesi yapılabilecek en mantıklı seçimdir kanımca. hem çok eski bir müzisyen olması, hem de kendi albümlerinde yaptığı fusiondan tutun da dixie dregsin country sounduna, kansasın sıkı gitar partisyonlarına varan geniş bir yelpazeye sahip olması bu seçimin ne kadar mantıklı olduğunu göstermektedir. olaya bir de şu açılardan bakmak gerekirse öncelikle gitara, rock müziğe ve deep purple'a çok şey katmasına rağmen sorunlu bir gitarist olan ve bu yüzden milyonlarca eleman değişikliği yaşanmasına yol açan bir elemanı yollayıp yerine dünyanın en saygın buraya dikkat en iyi en yetenekli en teknik demiyorum en saygı duyulacak gitaristlerinden birini getirmeleri, ve bu gelen adamın, zamanında grubun duygu his ve tema olarak bu müziğe herşeylerini katmalarından dolayı yaşandıkları tıkanıklığı çözmesi (kimileri bundan pek hoşlanmayıp steve morse'un gitar müziğini yapıyorlar şeklinde yorumlarlar ve bir yerde haklıdırlar) grup için çok iyi bir dönüm noktasıdır. bu iki dönemin arasında deresinde kalmış bir zaman zarfında çıkan slaves and masters albümü o karambolde gelmesine rağmen buram buram kalite kokmaktadır. daha çok yaşlanmadığı için efsane denilmeyen ve eminim ki bir 20 30 yıl sonra zamanında ne albüm yapmışlar yok böyle birşey şeklinde telafuz edilecek olan 93 çıkışlı the battle rages on isimli efsane bir albüm de blackmoreun giderayak müzik piyasasına yaptığı güzel bir kıyak olarak düşünülebilir. grubun daha sonra çıkarttığı işler çok daha modern sounddadır. ama bir o kadarda deep purpledır. steve morse ayağının tozuyla 96 da çıkacak olan albüme * öyle bir el atmıştır ki ders niteliğindeki bu albümü her hafta bir kere dinlemek farzdır. steve morse iyice ısındıktan ve grubun bugüne kadarki soundunun en iyi olduğu dönemler sayılabilecek o altın çağ geldikten sonra bir aksilik daha jon lord gruptan ayrılır. kanımca deep purple için yeri doldurulamayacak en büyük eksiklik o olmuştur. en son çıkan iki albüm bananas* ve rapture of the deep* grubun yaratıcılığının kaybolmadığı aksine zamanın birikimi ve tecrübesi ile günün müziğinin konumunun güzel bir harmanı sonucu daha da büyüdüğünün göstergesidir. gelişen kayıt teknolojileri resmen devrim yaşayan ve yaşamaya devam eden sound kavramı ister istemez her grubu etkiler. ve bu değişimler deep purple'da görülebilecek en olumlu şekilde görülmüştür.
ayrıca zamanında nasıl yapmış ve kaydetmişlerdir bilinmez 1970 yılında çıkan in rock albümü dönemine göre hem ileriyi gören bestelerden oluşmaktadır hem de o döneme göre feci bir kayıt kalitesi mevcuttur.
özetle söylemek gerekirse büyük adamlardan kurulmuş ve her döneminin her kadrosunun ayrı bir tadı olan bir devdir. henüz izleyemedim ama canlı canlı izleyebileceğim ve bir müzikmarkette kasetlerini cdlerini biraz araştırıp paraya da kıyarsam plaklarını bile bulabileceğim bir dönemde yaşadığım için şükretmem gerekli olduğunu düşünüyorum.
speed king,mistreated,haunted,fireball,lazy,pictures of home,perfect strangers,smoke on the ,water,ı'm alone gibi daha birçok harika şarkıyı rock piyasasına kazandırmış,müzik türleri hard rock olmasına rağmen kafa patlatmadan dinlenebilmesi deep purple ayrıcalığıdır.
birçok eleman değişikliğine rağmen dimdik ayakta duran ingiliz asıllır hard rock devi.bu müziğin ilk temsilcileri içinde sayılır.led zeppelinle kıyaslanma gibi gereksiz bir konuya maruz kalmışlardır.
(bkz: smoke on the water)
grup elemanlarının voleybol takımlarının servis sırası değiştiğindeki halleri gibi her albüm arasında sirküle olup bu durumun sound'a yansıması dışında iyi bir grup. ancak hayranlarınca iddia edildiği gibi dünyanın en iyi grubu mu? bence bu dingildek halleriyle değil.
lafı çok uzatmadan işbu giride amacımın deep purple'ı şah veya şahbaz eylemek olmadığından hareketle objektif bir biyografi sunmak isterim:
1968'in enstrumanı eline alanın müzik grubu kurduğu ingiltere'sinde gitarda ritchie blackmore, vokalde rod evans, basda nick simper, klavyede jon lord (70'lerin mozart'ı derler) ve davulda ian paice (kendisi özünde caz eğitimi falan görmüş bir abimizdir) birlikteliğiyle kurulur. ilk albümleri "shades of deep purple" henüz çıkmadan kendi çaplarında bir popülariteye ulaşıp iskandinavya turnesine çıkarlar. (emre aydın gibi.)
enteresan sayılabilecek şekilde, ilk albümlerinden "hush" amerikan top 5 listelerine girebildiyse de ingiltere'de pek farkedilmez. amerika'nın bu kucak açmasından sonra ikinci albüm "the book of taliesyn", 1969'da yalnızca amerika'da satışa çıkarılır. kendi isimlerini taşıyan üçüncü albümlerindeyse bilhassa jon lord, barok dönemden etkilenen klasik motiflerle bezeli müziğiyle gral olur. mevzuubahis albümden sonra rod evans ve nick simper gruptan ayrılır, yerlerine ilk oyuncu değişikliği olarak basçı roger clover ve vokalist ian gillian (çığlık gralı) katılır.
grubun kanımca dönüm noktası olan dördüncü albümü, concerto for group and orchestra 1970 yılında çıkar. bu albüm, jon lord'un bestelediği 3 part'tan oluşan ve kraliyet orkestrasıyla kaydedilen, o zamanlar rock müziğin klasik müzikle bütünleştiği ilk çalışmadır. böyle bir albümün ortaya çıkışında jon lord'un bu tür bir eğilime sahip olması (barokçu dedik ya?) büyük bir etken olmuştur. rivayetlere göre jon lord, grubun bundan sonraki çizgisini bu şekilde devam ettirmek istese de blackmore'a kontrolünü kaptırması sebebiyle bu proje suya düşmüştür. ortaya kalansa bir kısım deep purple fanına göre diskografinin yüz karası, ben ve yine birçok insana göreyse rock müziğe verilmiş büyük bir hediyedir.
1971 çıkışlı "fireball" albümü ve bilhassa bu albümdeki "strange kind of woman" o kadar büyük bir başarı elde etti ki, grup sonraki albümünü montrö'deki casino isimli ünlü mekanda kaydetme kararı aldı. ancak frank zappa'nın gösterisi esnasında mekanın yanması bu planı suya düşürdü. bu olayın üstüne "smoke on the water" isimli şarkıyı yazan grup, en başarılı tabir edilen çalışmalarına böylece imza attı.
1973 çıkışlı "who do we think we are" albümünden sonra grupta bir anlaşmazlık baş gösterdi ve gillian-glover ikilisi gruptan ayrıldı. yine bir oyuncu değişikliğiyle david coverdale ve glenn hughes gruba katıldılar. bu olay esnasında takvimler 1974'ü göstermekteydi, ayşe tatile çıkmıştı yahut çıkmak üzereydi.
grup bu haliyle 1974'da stormbringer albümünü kaydetti. albümün ilgi çekici yanı, "soldier of fortune" isimli münferit olarak mükemmel ancak grubun sound'uyla alakası olmayan, keyif için yapılmış izlenimi veren parçanın bu albümde olmasıdır. bu albümden sonra blackmore gruptan ayrılıp rainbow'u kurdu. blackmore ve coverdale yalnızca bir albümde bir araya gelmiş oldular.
1976'da coverdale'in de gruptan ayrılıp whitesnake isimli grubu kurması sonrası grup resmen dağıldı.
1984'te ilk kurucular blackmore, gillian, lord, glover ve paice tekrar bir araya gelip "perfect strangers" albümünü kaydettiler. üç yıl sonraysa "the house of blue light" albümüyle devam eden bu birliktelik, aynı sorunların tekrar nüksetmesiyle sona erdi. (düşünün ki adamlar eski ekibi toparlıyor sonra herkesin aynı tas aynı hamam olduğunu farkedince yine kavgaya tutuşuyorlar ahah)
1990'dan sonra kanımca grubun sadece adı deep purple kalıp kendisinden bir eser kalmadığı için gerisini de anlatmaya pek gerek görmüyorum.
güzeldi, canlardı.
edit: blackmore ve coverdale sadece bir albüm değil, burn ve stormbringer olmak üzere iki albümde birlikte çalışmışlar. uyarısı için floydzede'ye teşekkürler.