dedeniz bir hafta önce ölümşse, gurbette okuduğunuz için size söylenmemişse her ne olursa olsun son demlerinde onu görme isteğinizi düşünerek kendinizi yiyebiliyorsanız...
hele ki öyle tatlı bir dedeyse... o yüce babanızdan ayrı tutmuyorsanız...
o hayatta son kaybetmek istediğiniz insanlardansa...
öldüğünde, yığınların yağdığında biricik torunu yanında değilse...
elden gelen koyu bir üzüntü...
gitti...
yıllarca gülümsedi, gülümsetti hiç eksik olmasın gülücüklerin.
eğer haber size telefon ile verilirse, şaka zannedersiniz ilk başta olayı kavrayamazsınız, inanmak istemezsiniz, sonradan olayın ciddiyetini kavradığınızda gözlerinizden yaşlar süzülür, yüreğinize bir balyoz çarpar en kötüsü de onun kıymetini daha yeni yeni farkediyorsanız ona doyamamaktır. bir yarınız eksik kalmıştır.
seni seviyorum yolun açık olsun şeker dedem...
kutsal bir gecede, allahım ona şifa ver ne olur diye dua ederken gelen bir telefonla öldüğünü öğrenirseniz, elleriniz havada kalır, indiremezsiniz bile..
genç bünyenin,hayatın ciddiyetini anladığı ilk anlardan biridir genellikle.birgün anne baba içinde muhtemelen bu anı yaşayacağınızı anlarsınız o an.daha önce genellikle düşünmemişsinizdir.kanınızın,canınızın bir parçasını toprağa vermek ciddi bir travma yaratır insanda,tabi eğer gerçek bir dallama ve/veya duyarsızlık abidesi değilseniz.haberi aldığınız andan dedenizi toprağa verdiğiniz ana kadar dedenizle yaşadığınız heran birkez daha yaşlı gözünüzün önünden geçer.sonra keşkeler başlar.keşke dedemin o gün o yemeği yemesine izin verseydim.keşke o gün evde yalnızken dışarı çıkmasaydım vs vs.en azından ben yaşamıştım bunları.geride kalanlar için tekrarlanmaması gereken hareketler olarak yazdım aklıma bazı şeyleri o gün.artık daha bir dikkat ediyorum herşeye.çünkü biliyorum birgün mutlaka birimiz gidecek ve sonra diğer üçümüz birimizi çok özleyecek.hayat kısa.gerçekten çok kısa...
anne babanız "ziyaret maksatlı" memlekete gitmişlerdir. siz de yaklaşan sınav dönemi için evde çalışmaktasınızdır. sonra eve "babanızın işleri" yüzünden geç döneceklerini söylerler. bir kaç gün gecikmeyle eve geldiklerinde oturup ailecek sohbet edersiniz. babanız biraz dalgın gözükür, kimse bir şey konuşmak istemiyordur. ortamı yumuşatmak için yaptığınız basit esprilere bir tek kendiniz gülüyorsunuzdur. her gece geç saatlere kadar oturan babanız, artık erkenden yatıyordur.
final haftasının ilk pazartesisi, evdekiler dışardayken bir telefon gelir ve karşınızda uzaktan akrabanız olduğunu söyleyen, hayatınızda daha önce hiç görmediğiniz adam "başınız sağ olsun" der. o an evde tek başınıza olduğunuzdan, aklınıza sırasıyla anneniz, babanız, ablanız, ağabeyiniz, küçük yeğeniniz gelir. aslında ölen dedenizdir.
ailenizden bu haberi sizden neden saklamak istediklerini söylemelerini istediğinizde, "finaller öncesi moralini bozmamak için söylemedik" derler. o an gittiklerinin bir memleket ziyareti olmadığını anlarsınız. ziyareti uzatma nedeni de babanızın cenaze işleridir aslında. gece erken yatmak istemesi de kaçışıdır onun ve haberi öğrenmeden önce yaptığınız şakalarınız ise münasebetsizlikten başka bir şey değilmiş gibi gözükür gözünüze.
dedeniz ölmüştür, geri gelmeyecektir. "nerde çalgıcı torun, gelsin çalsın" demeyecektir. sahnede onlarca insanın önündeyken alamadığınız keyfi aldığınız, gitarınızı o gözleri görmeyen yaşlı adamın önünde çaldığınız dakikalar da olmayacaktır bir daha. doksan yılı aşkın ömründe biriktirdiği anılarından hatırlayabildiği birkaçını defalarca anlatırken, hatırında kalan tek şarkıyı söylemeye çalışırken duyamayacaksınızdır sesini.
ama daha da acısı, babanızın babası ölmüştür ve siz onun yanında olamamışsınızdır.
uzun yıllar evvel,ilkokulda okurken bir gün öğretmen beni sözlüye kaldırdı,
+soru,soru,soru
-cevap yok,cevap yok,cevap yok
+oğlum niye ders çalışmadın,sözlü yapıcam demedimmi ?
-dediniz öğretmenim ama gece dedem vefat etti
+başın sağolsun geç otur yerine
25 gün sonra
+kalk bakim tahtaya,sor,sor,sor,sor
-hiç birine cevap yok
+oğlum niye ders çalışmadın yine
-öğretmenim gece dedem vefat etti çalışamadım
+iyi otur bakiim !!!
öğretmen o gün okuldan sonra bizim dükkana giderek babama olayı anlatır,babamın cevabı ise,
-evet süleyman bey 25 gün önce babamı dün de kayınpederi kaybettik.
hayatımda yaşadığım en melankolik olaylardan biri olmasına rağmen fiziksel acı kadar kötü ya da aşk acısı kadar sert değildi. yumuşak ve derin bir acıydı. mutsuzluktan çok tatsız ve yorucu bir sarhoşluk verdi.
kişinin dedesine duyguyu sevgiye ve saygıya göre farklı boyutlarda acı çekmesine sebep olan olaydır. üzücüdür. haberin alındığı andan sonrasını kaleme alma isteği uyandırır. cenaze namazında kızaran gözlerden, ele alınan bir avuç toprağın naaş üzerine bırakılması sırasında birkaç damla yaş süzülür. ergenlik dönemi içerisinde olan biri için karmaşık düşünceler getirir. böyle bir şeydir dedenin vefat etmesi.
çok büyük bir üzüntüdür.. hele de, siz onun kucağında otururken, birden kalp krizi geçirip, gözünüzün önünde can vermesi daha da üzücüdür. hele babanız bu sırada dedenizle küs, bir de yetmiyormuş gibi şehir dışındaysa daha daha üzücüdür. yıkıcıdır.
dedeniz hakkın rahmetine kavuşmuştur, onu yıkamak ve kefenlemek size düşmüştür, ve her zaman hatırlarsınız onu. ve dualarınız değiştirirsiniz, dersinizki allah ım bana sevdiklerimin acısını gösterme.
konuyla alakalı olarak;
(bkz: ölü yıkamak)
çoğu zaman ölümle ilk karşılaşmanıza vesile olur dedenin ölmesi.onun sevgi sözcükleriyle büyümüşsünüzdür.annenizin dayınızın teyzenizin çocukluk anılarını ondan dinlemiş,gülmüşsünüzdür.herhangi bir olayda onun fikrini sormuşsunuzdur.onun deneyimine güvenmişsiizdir.gün gelir hastalanır.bilirsiniz az zamanı kaldığını.ama küçüklükten beri onu doğal halinin hasta ve yaşlı bi adam olduğunu sanmamışmısınızdır zaten.dedeler yaşlıdırlar hastadırlar ama ölmezler.sevdiklerimiz ölmez hep onlarla yaşarız masallarına kanmamışmısınızdır sizde. hastaneye yattığında iyileşir diye umut vermişsinizdir.yeniden gülmeye başladığında tüm dünyalar sizindir.son kez tavla oynarsınız.kazanırsınız.dedeniz ondan iyi olduğunuz için mutludur.oda hayatını geri kazandı dersiniz içinden.nerden bilirsiniz ki ertesi gün öleceğini.öpersiniz iyileşti sanrılarınızın verdiği mutlulukla.iyi ki varsın deciğim dersiniz sarılırsınız boynuna.seni çok seviyorum.en değerli varlığımsın.en iyi dostum en iyi yol göstericim.gözleri dolu dolu sağol der.sarılır sıkıca bırakmaz sizi.dakikalarca öyle durursunuz.dedenizin ağladığını farkedip onu daha fazla üzmemek adına çekersiniz kendinizi.hoşçakal pamuğum dersiniz öpücük atıp çıkarsınız odadan.iyidir o,iyileşmiştir artık.yine eskisi gibi eğlenebiliceksinizdir.geri kazanmışsınızdır dedenizi en azından öyle sanarsınız.eve gidip eski resimlere göz gezdirirsiniz.tüm önemli günlerde yanınızdadır hepte yanınızda olucak sanarsınız.gece bir telefon gelir annenize.fenalaştı derler.ama anlamışsınızdır.yoktur artık o.kavga ettiğiniz sesinizi yükselttiğiniz günlere lanetler yağdırırsınız.hayat denen şeye ilk kez kin kusarsınız.neden o dersiniz gençti oysaki.ama tüm ölümler erkendir siz bilmezsiniz.seni seviyorum demediğiniz her andan nefret edersiniz ağlarsınız günlerce göz yaşlarınız biter ama geri dönmez işte.dönemez belkide.zorda kaldığınızda düşünürsünüz dedenizi.olmasada konuşursunuz onunla.ne diyeceğini nasıl yardım edeceğini bilecek kadar tanımışsınızdır onu.o öğütlerle doğruyu bulursunuz o öğütlerden o insandan güç alırsınız.özlemi anılarla gidermeye çalışırken kendinizi hayatın tozlu sayfalarında kaybolmuşken bulursunuz.keşke gelse keşke tutsa elimden keşke benimle yürüse aynı yolda keşke yol ayrımlarında sağ mı sol mu benim yerime karar verse keşke yine benim pamuğum olsa keşke o yumuşacık yanaklarını öpsem keşke sarılsam birkez daha keşke gömebilsem kafamı o kocaman göbeğine keşke varlığını sadece kalbimde hissetmek zorunda kalmasam..keşke..
sakın! asla olmasın tamam bir gün olucak ama şimdi olmasın sonrada olmasın hiç bi zaman olmasın çünkü ben o acıyı kaldıracak kadar güçlü görmüyorum kendimi dediğim ve aklıma geldikçe ona baktıkça gözlerimn dolmasına sebebiyet veren fazla acı bir durum
varlığına okadar alışkındıki 4 yaşımın bünyesi, her sabahın ilk ışıkları illaki seni görmek içindi sanki... yokluğunsa bi akşam vakti birsürü kalabalıkla girmişti hayatıma.. merdivenler dolusu ayakkabı, insanlar insanlar insanlar... bana mı öyle gelmişti yoksa ağlıyormuydu babam iki an arası görülmez bir zaman diliminde.. merdivenin pencere önündeki pasamağında... dedem vardı sonra, ama yoktu biri.. diğer dedem... hani bi kaç saat önce beraber yediğimiz yemekten sonra çıkıp gitmişlerdi de dönüşünden önce zamansız bir kalabalıkla dolmuştu evin içi... farketmiştim, o kalabalığın yokluğunun dönüşü için geldiğini... ağlamıştım... herkesten çok belki... çok kızmıştım gelip duran insanlara... sevmemiştim kimseyi... insanları suçlamayı belki o yaşlarda öğrendim...
beraber yediğimiz son yemeğin tadı damağımda hala.. bana kalan bir miras, bir görev sanki bana patlıcan yemeğini sevmek... hiç o günkü gibi olmadı ama patlıcan yemeğinin tadı.. ve hiç bir kabak kızartması istediğim kıvamda olmadı, yoğurdu olsada üstünde, tam istediğim kalınlıkta dilimlenmişte olsa hiç sen olmadın yanımda...
ve 'dedem sen göbeğine oturduğun için öldü' diyen ses kulaklarımda hala..
küçükken dedeniz ile aynı ev veya aynı apartmanda oturmuşsanız, onunla birlikte cami önü ihtiyarları ile sohbet etmişseniz, aranızda kuvvetli bir manevi bağ var ise yürek burkan, çok üzücü bir olaydır.
dedeniz hele bir sene öncesinden akciğer kanseri gibi bir hastalığa yakalanmışşsa size de hergün ''halimi göruyorsun sigarayı bırak'' diyip siz de hala bu bırakmamışsanız daha da vahimdir. o sene üniversiteye girişimin ilk senesi olmasına rağmen hayatımın en boktan senesiydi. dedenizle beraber hastanelere gitmek, onkoloji servisinde bulunmak, doktorların ağızlarından çıkanlara sadece bakmaktan ibaretti. buna rağmen bu hastalıktaki tedavi sürecinde hastanın bir dönem kemoterapi sonucu kısmen düzelmesi size moral verse de iç organlar mahvolmuştur. dedenizin yanına gittiğinizde saçlarının, kaşlarının döküldüğünü görürsünüz, kullandığı ağır ilaçlar yüzünden surat ifadesi bile değişmiştir. onun yanında olmak istersiniz ama babanız moraliniz bozulmasın mantığıyla görüşmenizi istemez. son bir aylık süreç ise çok kötüdür. tümörler beynine sıçramış ve artık kimseyi tanıyamamaktadır. yanına gittiğinizde sizi tanımaz. ama çok sevdiği er rahmani suresini cd'den çalınca biraz umutlanır. sonrasında bir aylık süreç bittiğinde amcanız babanızı arar. ''ağabey başımız sağ olsun'' derse ve siz de bir daha görmeyeceğiniz bir olayı(babanın ağlaması) görürseniz daha da üzülürsünüz. belki bu dünyada çok acı çekmeyip hemen gitmesi sizi umutlandırsa da siz onu unutamazsınız.
ilk torunsanız,her hakkın elinizde olduğu anlamına gelir,herşeyinizi kabullendirme fırsatı yaratır.dedem öğretmişti!varlığı güven verirdi..sadece çocukken değil,geçen yaza kadar!
her dediğiniz olurdu,olmak zorundaydı.dede öle uygun görmüştü çünkü.hiç ayrılmak istemezdiniz yanından!çocuk şımarıklığıyla gece vakti şeker diye tuttursanız gider alırdı.sırf üzülmesin diye!
hastalandı,her yaşlı gibi.kabullenmek lazımdı evet,öyle söyleniyordu etraftan.bi gün gidecekti zaten,gitgide de yaklaşmıştı!
ziyaret edilsin istemedi...o berbat hastalığın onu ne hale getirdiğini bilsinler hiç istemedi!!
gitti!!sessizce...
inanmıyorum hala gelmeyeceğine..telefonu hala aynı kayıtlı,arasa diye dedesinin sarı şekeri diye!belki...
inanıyorum..inanmak istiyorum!
ölmeden bir hafta önce görmüşseniz, size sıkı sıkı sarılmışsa, yanından ayrılırken gözleri dolmuşsa, hastalığının son demlerindeyse, ölüm haberi sürpriz olmasa da hissedilen duygular ilktir, ölümle hiç karşılaşmamış bünyeye ağır darbedir. saçma olsa bile pişmanlıklar yakasını bırakmaz insanın, "neden sık sık aramadım sağlığında?", "neden daha çok vakit geçirmedim?".. hele anne baba hayattaysa, aileden kaybedilen ilk kişi dedeyse, üzüntü çok daha farklıdır.
aile bireylerinin kaybedilebileceği gerçeğiyle karşı karşıya kalırsınız. anneniz ya da babanız babasını kaybetmiştir, demek ki sıra size de gelebilecektir. insanlar doğar, yaşar, ölür gerçeğinin son kelimesiyle karşılaşmak çok zordur, çok.
korkunç bi tecrübedir bu.doktor ''sadece bikaç gün daha yaşatabiliriz'' der. siz de o çok inandığınız tıp bilimine küfür edersiniz.doktor yalancı olsun,kafadan atsın diye içinizden dua edersiniz.parmağını oynatsa ''iyi iyi bak yüzüne renk geldi''diye kendinizi ve çevrenizde ki diğer evlat,torun,torba,tombalağı kandırmaya çalışırsınız.oysa ne beyhude bir çabadır o.hayatınız boyunca en çok sevdiğiniz 3 erkekten biri elinizden avucunuzdan tarifi münkün olmayan bir kayganlıkla sıyrılır gider.dokunursunuz hala o kadar sıcaktır ki.inanmak istemezsiniz huzurlu bir tebessümle uyuyan bu koca çınarın aslında şu an çok başka,çok uzak diyarlar da olduğuna.son bi kez odasına bakarsınız üzerinden çıkarmadığı süeterini ve köstekli saatini alır koklar koklar ağlarsınız.
başka bir şehirde yaşaması sebebiyle sadece tatillerde ve bayramlarda kavuşulan ve bir arefe günü akşamın geç saatlerinde yanına varıp hasta yatağındayken doya doya sarılıp, öpüp, koklayıp başucuna oturduktan sonra o hiç ak düşmemiş saçlarındaki bir tutam beyazı okşarken birden sevgi dolu size bakan masmavi gözlerinin kapanmasıyla önce bir anlık şaşkınlıkla uykuya daldığını düşünüp saçlarını okşamaya devam ederken odada ki çığlıklardan o çok sevgili dedenin beş ay önce kaybettiğiniz babanızın yanına gittiğini anladığınız ve kahrolduğunuz andır.
o andan aklımda kalan tek şey bir insanın nasıl bu kadar sessizce, huzur dolu ve uykuya dalarcasına, dudağında sanki hafif bir gülümseme bu hayattan göç etmesi... ve sonrasında her hatırlandığında tarif edilemez bir özleme ve tekrar sımsıkı sarılabilme isteği...
dedemi kapının eşiğinde ölü bulmuştum, eve girerken kalp krizi geçirmiş, oraya düşmüş.... yaşayamadıklarım, bir kez daha sarılıp öpemediğim, hak ettiği ilgiyi sevgiyi gösteremediğimi hissettiğim için çok pişman olmuştum. 1 gün ağlayamadım, sonra boşaldı içimden yaşlar...
siz siz olun sevdikleriniz için bir şeyler yapmaya üşenmeyin, sonra çok pis koyuyor... dedecim, şimdi kimbilir nerelerdesin, napıyorsun... bir gün görüşeceğiz ve içimde kalan son bir kez sarılma duygusunu gidereceğim...
okuldan geldiğinizde aileniz size garip bir biçimde bakarlar. siz önce "ne oluyor yahu?" der, sonradan durumu anlarsınız. dedeniz, içerdeki odada yatmaktadır. ruhunu teslim etmiştir. hasta olduğu için ölümü sizi fazla üzmez. "kurtuldu nihayet. daha fazla acı çekmeyecek" diye düşünürsünüz. bir kaç gün duruma alışmanız zor olur. ancak dedenizin gittiği yerde mutlu olduğu düşüncesi sizi bir nebze olsun ferahlatır.
henüz ilkokul yıllarındaydım. yalan olmasın, ya 1. sınıf ya da 2.
hastaydı dedem o aralar. belçika'ya gidip geliyordu tedavi için. ama hiç düzelme olmamıştı halinde. yattığı yataktan kalkamıyor, tuvaleti geldiğinde teyzem yanına şişeyle gidip, öyle idare ediyorlardı. bir deri bir kemik kalmak denen şeyi o zaman öğrenmiştim.
o ara bir kez daha gideyim dedi. hiç unutamıyorum o günü. dedem koltuk değnekleriyle ayakta, herkesle vedalaşıyor. gözlerde birikmiş yaşlar. benimle yaşıt olan bir kuzen sarılıp ağlamıştı. dedem, beni çok severdi ama ben ağlamamıştım. annem kızmıştı hatta. nedense...
başındaki takkesi ve hep düzgün duran sakalıyla, belçika'da yaşadığı yıllardan kalmış olduğuna inandığım o kokusuyla, o akşam gitti.
aradan zaman geçti. biz okulda şen şakrak takılıyoruz. bir gün eve geldim. sabahçıydım o sene. oturma odasında, televizyon kapalı. annemin bakışları tek noktaya sabit. suskunluk çökmüş odanın orta yerine. bir süre izledim. annem ağlamamak için zor tutuyor kendini belli. dedem mi? dedim. kafasını salladı. ağlayacağı zamanlarda hep olduğu gibi, dudağını büzdü.
hemen yanına gittim. sarıldık, ağladı. ben yine hareketsizdim. göz pınarlarım henüz açılmamıştı. annem gözyaşlarını silip, babamı aradı ve anneannem'in evine gittik. tam merdivenleri çıkacağımız sırada annem kendisini koy verdi. babam zor taşıdı yukarı kadar.
o gün, cenaze evinde, yani dedemin evinde, daha önce hiç görmediğim dayımı gördüm. ben doğmadan önce ölmüş olan teyzemin çocuklarını. iki kere evlenmişti dedem ve ilk eşinden olan çocukları uzaktı bize ne de olsa.
"kıvrım kıvrım kıvranmış" diye biten tekerlemeyi, "kıvyım kıvyım kıvyanmış" diye okuduğumda çok gülermiş dedem. pek çok şeyi hatırlasam da çocukluğumdan bunu hatırlamıyorum. annemse, en çok bu hatıraya kilitlenmiş durumda. çünkü benim hatırımda güzel olmayan şeyler de var, annemin ağladığı, dedemin bağırdığı...
dedemin belçika'dan getirdiği o kokuyu, şimdi nerede duyar gibi olsam, dedem geliyor aklıma. bir kez olsun rüyamda doğru dürüst göremedim. belki ondandır...