türkçe'nin ve türk halk edebiyatının başyapıtlarındandır. hatta üstad fuat köprülü "bütün türk edebiyatını terazinin bir gözüne, dede korkut'u öbür gözüne koysanız, yine dede korkut ağır basar" demiştir. eser 15. yüzyıl başlarında kuzey anadolu bölgesinde yazılmıştır. eser bir giriş ile beraber toplam 12 öyküden oluşur. eserde genel olarak, müslüman oğuz beyleri ile hristiyan beyleri rasındaki savaşlar konu edilir. dili oldukça etkileyici, sürükleyici ve bir o kadar da yalıdır.
türklüğün milli hayat tarzını , kültürümüzün zenginliklerini, değerlerini, folklorunu, kahramanlıklarını, tarihini, coğrafyasını büyük bir coşkunlukla anlatan milli destanımızdır. 15. yüzyılın sonu ve 16. yüzyılın başında mechul bir yazar tarafından kağıda aktarılmıştır.
dede korkut kitabının günümüzde 2 yazma nüshası vardır: biri dresden’de diğeri vatikandadır.
günümüz türkçesine çevrilmiş şeklini boğaziçi yayınlarından prof. dr. muharrem ergin’in dede korkut kitabı adlı eserinde bulabiliriz. mukaddime bölümü besleme ile başlamaktadır. her destanın sonunda oğuzların akıl hocası dede(m) korkut gelir, kopuz çalar ve destandaki olay örgüsüne uygun destan söyler:
şimdi hani dediğim bey erenler
dünya benim diyenler
ecel aldı yer gizledi
fani dünya kime kaldı
gelimli gidimli dünya
son ucu ölümlü dünya
…………………………
onlar da bu dünyaya geldi geçti
kervan gibi kondu göçtü
onları da ecel aldı yer gizledi
fani dünya yine kaldı
gelimli gidimli dünya
son ucu ölümlü dünya
destan söylendikten sonar da “dua edeyim hanım” diyerek hep dua ile biter dedem korkut kitabındaki destanlar.
kitabın içindekiler:
önsöz
mukaddime
1- dirse han oğlu boğaç han destanı
2- salur kazan’ın evinin yağmalandığı destanı
3- kam püre’nin oğlu bamsı beyrek destanı
4- kazan bey oğlu uruz bey’in esir olduğu destanı
5- duha koca oğlu deli dumrul destanı
6- kanglı koca oğlu kan turalı destanı
7- kazılık koca oğlu yigenek destanı
8- basat’ın tepegöz’ü üldürdüğü destanı
9- begil oğlu emre’nin destanı
10- uşul koca oğlu segrek destanı
11- salur kazan esir olup uruz’un çıkardığı destanı
12- iç oğuz dış oğuz’un asi olup beyreğin öldüğü destanı
en büyük kültür kaynağımızdan biri olan dede(m) korkut destanı defalarca okunabilen ve her kütüphanede bulunması gereken bir eserdir.
dün gece trt de deli dumrul bölümü vardı, trt nin şu harika hikayeleri çektiğini duyunca çok sevinmiştim ama dün gördüm ki adeta içine edilmiş güzelim hikayenin, azrail dumrul arasındaki diyaloglarda insanları güldüreceğiz diye çok fazla saçmalamışlar kanımca, bilmiyorum eleştirmek için belki çok erken daha sonraki bölümlerde umarım yanıldığımı görürüm, ortaya etkileyici bişeyler çıkar.
yalnız azrail adeta darth sidious olmuş lan, hareketler, kıyafetler, gülerken nıhahaha yapması bile aynıydı.
aslında türk tarihini iyi yansıtan fakat küçük çocuk kitabı olarak sunulan ve çocuklarında adından dolayı okunmaktan çekindiği iki kitaptan biri.diğeri için
orjinalinden yaklaşık 10 asır sonra yazılmış eserdir ve haliyle birçok islami ögeler içerir aslında türklerin islamiyeti kabülünden önce söylenmiştir dilden dile aktarılmıştır eseri derleyen kişi kendi yorumunu katmıştır ve bu da eserin orjinalini okumadığımız anlamına gelir
tam adı "kitab-ı dedem korkut ala lisan-ı taife-i oğuzan" olan, anadolu halk hikayesinin en önemli kaynağı sayılan metinler kitabı. bugün her biri hikaye olarak kabul edilen 12 metin ve bir önsözden oluşmaktadır. 10-11. yüzyılda gerçekleştiği düşünülen olayların hikaye formunda sözlü anlatımları, 15. yüzyılda yazıya geçirilmiştir. bu süreç içerisinde hikayeler kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılmış, kimisi unutulmuş, bu esnada metinler durulmuş, son derece sade ve kıvrak bir anlatım kazanmıştır. hikayelerde islam kültür dairesine giren türklerin yaşantılarındaki değişimler (okuyunuz: deli dumrul) ustalıkla anlatılır. eski türk geleneklerinin birçoğu (ağaç ve orman kültü, ad verme geleneği (okuyunuz: boğaç han), kadın-erkek eşitliği vb.) hikayelerin ana damarını oluşturmaktadır. hikayelerde diyaloglar daha çok şiirsel metinlerle, olay akışı ise düz metinlerle verilmiş, bu üslup halk hikayeciliğimizde süregelmiştir. fuat köprülü'nün "bütün türk edebiyatını terazinin bir kefesine, dedem korkut'u öteki kefesine koysanız, dedem korkut ağır basar." dediği bu kitap, çağları aşmış kültürümüzün temel taşlarından birisidir. orhan şaik gökyay'ın "dede korkut kitabı" başlıklı çok ayrıntılı bir incelemesi, semih tezcan'ın daha çok dilsel öğeleri incelediği bir çalışması okunmaya değerdir.
orjinali maalesef vatikan müzesinde olan değerli eser. bizim milli eserimizi ama hiristiyanlık aleminin kabesinde bulunuyor. inşallah bir adam akıllı bir hırsız geri getirir.
hikayeler anadolu'da değil orta asya'da geçer