dead poets society   

 sayfa  / 3
adana çık aradan

  1. kitabı filminden daha güzel olan eser.başrollerinde robin williams'ın oynadığı bir başyapıt.ağladığım tek film (bkz. erkek adam da ağlarmış)
    (guenhwyvar, 06.04.2004 12:16)


  2. bana şiiri ilk kez sevdiren, ilkokulda liseye gelince ben de böyle bir gruba dahil olacagim dedirten film.
    (stocky2001, 06.04.2004 13:49)
  3. robin williams'ın her zamanki gibi kusursuz performans sergilediği şiir sevenlerin derinden etkileneceği, lakin dublajsız keyifli olduğunu düşündüğüm kitabı daha anlamlı olan film
    (shadowbannett, 06.04.2004 14:47)
  4. (bkz. ölü aşklar derneği)
    (aqua, 23.07.2004 23:46)
  5. duygusal filmler kategorisinde üst sıralarda bulunan film.
    (axel fox, 03.09.2004 11:11)
  6. türkiyede neden böyle okullar yok varsa biz neden denk gelmedik diye kişiyi sinir krizlerine sokan film.
    (myrmidon, 13.09.2004 20:41)
  7. başrollerinde robin williams, robert sean leonard, ethan hawke'in oynadığı harika bi filmdi.
    (naime, 26.01.2005 22:20 ~ 17.02.2005 15:16)
  8. (bkz: carpe diem)
    (bkz: seize the day)
    (bkz: günü yakala)
    (stocky2001, 27.01.2005 11:33)
  9. kitaplardan uyarlanan filmler genelde kötü olur, hepimiz biliriz. fakat bu kitap; kurgusuyla, oyuncularıyla tüm teknik detaylarıyla harika bir sanat eseri olarak aktarılmış sinemaya. kraldan çok kralcı olanları, kuralcılığı, tutuculuğu romantizmle aşmaya çalışan bir eğiticimcinin türkiye'de varolamayacağını da okullarda bu filmin öğrencilere zorla seyrettirilmesinden kolayca anlayabiliriz. baştan sona harika olmuş, hatta filmin sonundaki sahne hiçbir filmde ağlamamış olan benim bile gözlerimi yaşartmıştır.
    (aqua, 13.04.2005 01:13 ~ 04.06.2005 19:25)
  10. en beğendiğim filmlerden biri gülünesi ağlanası kısacası herşey yapılası bir film ayrıca yönetmen peter weir a da saygı duymadan edemicem doğrusu özellikle de truman show u da izledikten sonra....
    (sfeny, 13.04.2005 09:55)
  11. hayatımda beni ağlatmayı başarmış ilk film... robin williams'ın devleştiği ilk film...
    (broadband, 23.03.2006 13:32)
  12. uyarlama açısından başarısız bir filmdir. sadece filmi izleyen birine göre gençler toplandıklarında sanki sadece dalga geçiyor, öğretmenleri john keating'in vermeye çalıştığı fikirler de sadece kız tavlamaya yarıyor gibi gelebilir. kitabı okunmalıdır.
    (kısaveacısız, 30.03.2006 11:30)
  13. hayatı olağanların dışında yaşamayı yeğlemiş bir öğretmen ve disiplinli yapısıyla ünlü bir okul..
    bu okulda okuyan ancak ailelerinin yönlendirmeleri ile hayatlarına yön veren öğrencilerin, hayatına bay keating'in girmesi ile, sınırlandırılmış olan ufukların hızlı bir şekilde açıldığını göreceğiz..bu hızlı açılış bir grup öğrencinin herşeyin disiplin olmadığını anlamalarına yeterli gelir ve küçük bir ipucu ile* ölü ozanlar derneği adlı derneğin yeniden kurulması ve öğrencilerin hayatındaki köklü değişikliklerin konu edildiği yapıt..
    güzel bir gençlik romanıdır..bir çok ödül almıştır, izlenilmesi değil de okunması tavsiye edilir..
    ödüller için: http://www.imdb.com/...
    (halukk, 30.03.2006 11:58 ~ 11:59)
  14. (bkz: o captain my captain)
    (bkz: nuwanda)
    (bkz: john keating)
    (flavius, 18.05.2006 11:12 ~ 11:18)
  15. içine kapalı todd anderson'ın keating sayesinde içindeki ozanı ortaya çıkardığı bölüm kitabın da filmin de en güzel yerlerinden biridir.

    konu vurucudur, mesaj güzeldir ama "mahmut: azimle gelen bir başarı öyküsü" hayalleri genelde pek işe yaramaz, boğaziçi yazarsın, iktisat okursun, bilmem naparsın, ama belli olmaz şevke gelmek her zaman iyidir.

    nuwanda -charles dalton- asi çocuk karizmasıyla ve şiirle kızla tavlamasıyla kızların teklifine gerek olmadığını gösterirken, dayak yediği sahne de eserin en feci bölümlerinden biridir. okulun müdürü her zaman o delikli kriket sopasıyla dövmek istemişimdir.

    sonu bir güzel ağlatır tabii, filmde robin williams'ın son bakışı yeterli.

    bir de o sivri kök kafa cameron'a hala kafa atmak istiyorum, ajan provokatör, kariyer yapama emi?!

    son olarak entellektüel bilgi köşesine gelirsek:

    (bkz: robert herrick)
    (bkz: henry david thoreau)
    (bkz: walt whitman)
    (bkz: carpe diem)
    (bkz: to the virgins to make much of time)
    (iao, 26.12.2006 01:42 ~ 29.12.2006 01:38)
  16. konusu itibariyle biraz da koro filmini çağrıştıran, tutuculuğun varolduğu, hayal gücünün ve yeteneklerin kısıtlandığı bir ortamda kurtuluşu şiirde ya da müzikte, kısacası sanatta bulan, gençlere aslında kalıpların ve kuralların dışında, tamamen kendi içlerinden gelerek ortaya çıkarabilecekleri birşeyler olduğunu gösteren, kendilerini keşfetmelerini sağlayan, robbie williams'ın başrolünde olduğu film.
    (procrastinateduck, 12.01.2007 15:08)
  17. bir ara her ergen ve haliyle asi gencin (ve tabi benimde) diline "carpe diem"i pelesenk yapmış kitaptır. ayrıca farklı yaş dönemlerinde okunduğunda bambaşka tatlar veren ve filmi de kitabı kadar başarılı olan nadir yapıtlardan biridir. üstelik paraya kıyıp aldığım ilk dvd olma ünvanına da haiz.
    (kedikara, 14.01.2007 00:59 ~ 00:59)
  18. liseye yeni başlamışken kitabı okuduktan sonra "hadi lan biz de kuralım" diye gaza geldiğim dernek. olmadı tabii.
    (nox, 06.02.2007 15:31)
  19. yatılı okula gelen bir edebiyat öğretmeninin öğrencilerin hayatında bıraktığı etkiyi anlatan güzel bir film.insanın içindeki sanatçıyı ortaya çıkarmak için zihnini özgür bırakması , hayatı tam anlamıyla yaşamak için içinde bulunduğumuz sistemi göz ardı etmemek, uzun süreli mutlulukları yakalamak için anlık mutlulukları yaşamak gibi çok güzel mesajlar veriyor. robin williams'ın da oyunculuğu göz kamaştırıyor, özellikle todd'a üstüste sorduğu sorularla beynini boşaltıp içindekileri rahatça söylettiği sahne mükemmel.
    (devil, 07.04.2007 15:12)
  20. şu sözlerle de hatırlanmaktadır: oh captain, my captain...
    (h24a, 22.04.2007 10:15 ~ 27.04.2007 14:20)
  21. kitabından daha güzel bir filmdir. robin williams yine ne mükemmel bir aktör olduğunu kanıtlamıştır.
    (zinzoline, 22.04.2007 12:41 ~ 21.12.2007 11:36)
  22. (bkz: mona lisa smile)
    (heliad, 22.04.2007 12:55)
  23. kitabı anlamayan insanlar tarafından özgür olmayı, hayatın keyfini çıkartmayı, istedikleri şeyler uğruna savaşmayı öğütleyen bir kitap gibi görülmesine rağmen aslında insanların hayatta başaramayacakları, elde edemeyecekleri şeyler olduğunu, sistemin işleyişine olumlu bir müdahale yapılamayacağını, sistemi değiştirmeye çalışan bireyin felaketlere sebep olacağını savunan; zorbalığa karşı durmaya çalışanın yeni bir zorba olacağını; bu yüzden boyun eğilmesi gerektiğini; istekleri uğruna statüsünü düşürücü idealler edinen bireyin aslında mutsuz olacağını ve aslında bu seçimi istediği için değil korktuğu için yaptığını; hatta o kadar korkak olduğunu ki kendini öldürebileceğini gösteren; kapitalizme hizmet eden bir garip kitaptır. doğru anlamak gerekir. çok doğru...
    (kolektivist kedi koleksiyoncusu, 08.05.2007 04:09)
  24. gaz bir film. bugün oturup sabırla tekrar izledim. ortaokul, lise hatta üniversite çağındaki nice genç bu filmi izleyip gaza gelmiştir; sırf filmdeki neil karakteri tiyatroyla alakalı diye, nice yeteneksiz genç(yeteneklileri tenzih ederim), belki birşeylere başkaldırmanın sembolikliği adına ve birşeyleri gerçekten değiştirmenin doğru yolu nedir diye hiç düşünmeden; tiyatro klüplerine o gazla katılıp, "acaba ben niye hiç sahneye çıkmıyorum, hep ayak işleri?" veya "tiyatro yapıyoruz, değişik yerlerde sahneye çıkıyoruz, hep alkış alıyoruz. ama bizim izleyicilerimiz hayatlarında kaç kere, hangi tiyatro oyunlarını, profesyonellerden izledikten sonra bizi alkışlıyor, ya da sırf orada bulunduğumuz için mi alkış alıyoruz?" diye soramadı bile, okulunu bıraktı, kim bilir?

    filmin 27. dakikasında, mr. keating şu argümana cavap verememiştir keza: " you take a big risk by encouraging them to become artists john. when they realize that they're not rembrandts, shakespeares or mozarts, they'll hate you for it."
    bu noktada keating yan çizip "we're not talking artists, george, we're talking freethinkers" diye toplamaya çalıştıysa da, george'un "free thinkers at 17?" lafıyla ve arkadan gelen ufak kahkahasıyla, dur hele bir soluklan yeğenim* vurgusuyla kaybolmuştur. sonrası malum, amerikan filmlerinin başroldeki kişiye sunduğu, karşısındakinin kişiliğiyle dalga geçme fırsatı, tek taraflı yaklaşım, "madem başrol benim en karizmatik lafları etmeliyim" anı ve tabi "son sözü ben söylerim, göz de kırparım, yönetmen izin verse seviyeyi iyice düşürüp nasıl koydum götüne hareketi de yaparım, başrol benim olum" tripleri. "bu film oscar alamayacak sen az daha konuşursan george, ana fikri yerle yeksan ettin, o yüzden sen sus ve ezik rolü yap bu sahnede" imza: oscar oscar diyen yönetmen ve başrol oyuncusu.

    bir de eski bir deyişi popülerleştirdi bu film: carpe diem ben onun hakkında yazmayayım çünkü arkadaşlar çok güzel yazmışlar zaten, buyrun: (bkz: @209532), (bkz: @586863), (bkz: @672280), (bkz: @724635), (bkz: @1019501), (bkz: @889689), (bkz: @1631103)

    ayrıca : hedonizm; (bkz: @31116), (bkz: @1549310)

    not: giri numaralarını normal bakınızlarda vermek görüntü açısından hiç hoşuma gitmedi, ama kural böyleymiş.
    (ornitrin, 04.08.2007 01:37 ~ 01:48)
  25. çok etkileyici ama bir o kadar da zihin bulandıran film. bizim kuşağı yani filmin vizyona girdiği dönemde lisede ve üniversitenin başlangıcında olanları sert bir şekilde çarpmıştır. ilk seyrettiğimde ağlamamak için kendimi zor tutmuştum. sonradan üzerine saatlaer boyu tartıştığımızı, carpe diem'i mutlaka hayata geçirmemiz gerektiği konusunda birbirimize sözler verdiğimizi hatırlarım. ama bugünden bakınca carpe diem sözünü iki açıdan harcamış bir film olduğunu düşünüyorum. birincisi bu söz ve verilen mesaj dolaşıma girmiş, giderek içi boşalmış ve yozlaşmıştır maalesef. ikincisi de (bu belki filmden daha açok bizden kaynaklanıyordu) verilen mesaj ile mevcut sürdürdüğümüz hayat arasındaki büyük mesafenin asla kapanamayacağını, hayatı boşuna geçirdiğimiz duygusunu biiçaltımıza yerleştirdiğini düşünüyorum. çok siyah ve beyaz bir mesaj veriyordu ama hayat böyle değildi.
    (panait ıstrati, 11.09.2007 16:55)
 sayfa  / 3