"değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." ifadesiyle sürekli hayatın içinde var olduğu ve sürekliliği belirtilen olgu. değişim olgusu elbette türkiye için de geçerli; ancak bu değişimin dış etkenlerle yapılmaya çalışılması ne derece doğrudur, tartışılır. değişim bir milletin iç dinamikleriyle yapılmıyorsa, o değişimin millete hayrı dokunabilir mi? ülkenin avrupalıların himmetiyle değişeceğini umanlar, osmanlı imparatorluğunun neden yıkıldığını tekrar gözden geçirmek durumundadır kanımca.
bir insan değişebilir mi yoksa özü aynı mı kalır peki bir insanın özü nedir nasıl oluşur? can çıkar huy çıkmaz derler; yedisinde neyse yetmişinde de öyledir derler ama büyümek de bir değişimdir aslında. insan istedi mi hayatında dönüm noktaları olabilecek kavşaklara gelebilir, önemli olan yılmadan yürümektir. değişim dallı budaklı, insandan insana da değişerek etki gösteren bir kavram.
ince uzun bir hayvan
çarpıyor
çarpıyor
çarpıyordu kendini taşlara.
canı mı sıkılıyor
can mı çekişiyordu yoksa?
yok efendim dedi yanımdaki adam
gömlek değiştiriyor yılan
bu hallerden anlarız dedi az çok
biz de sınıf değişmiştik bi zaman
değişim insanın elinde değildir.istese de istemese de olan ve geri dönüşü olmayan bir şeydir.çoğu zaman farkına varmaz insan. etrafının değiştiğini görür ama kendi değişimini kabullenmek istemez.anladığındaysa bir şeyleri değiştirmek için çok geçtir.
gelişimin maskelenmiş halidir. kişilerin değişim diye adlandırdıkları şey, farkındalık sürecidir. ihtiyacımız olan şeyler içimizde öz halinde mevcut olup, sadece işlenmeyi bekliyordur. bu durum da hiçbir şeyin yoktan varolmadığının en büyük kanıtıdır.
bir sabah uyandığımda balkabağına dönüşmemdir. her şey yaşın 60'a varması ile oluşacak. fiziksel değişimim olacak ama içim hep tatlı, o eski anılar ile kalacak. yattığım ve oturduğum yerde geçecek yıllarım. o peri bir daha gelip beni değiştiremeyecek. belki de saat hiç 12 olmamıştı...
akrep yelkovanı kovaladıkça, gölgeniz gün içinde bir öne bir arkaya düştükçe değişirsiniz kaçınılmaz olarak. en basitinden, o "siz" sabahki siz değilsiniz. yarın da nasıl bir halde olacağınız süprizdir. kişisel değişimin yanısıra, çevresel değişim de söz konusudur. sürekli işler halde bir yaşam durağanlığı kabul edemez ve değişir herşey her vakit.
asla aslını inkar etmek değildir, değişenler gelişebilir zira. amma velakin bu başkalaşıma dönmemelidir.
buyrun değişime bir örnek;
gençliğimde hep dünyayı değiştirmek istiyordum.
zor olduğunu fark edince, dünyayı değiştireceğime,
ülkemi değiştirmeyi hedefledim.
ülkemi de değiştiremeyeceğimi anlayınca,
yaşadığım şehri değiştirmeye karar verdim.
yaşadığım şehri de değiştirmek anladım ki imkansız..
ve daha yaşlı bir insan olarak ailemi değiştirmek oldu amacım.
şimdi yaşlı ve yalnız bir adam olarak anlıyorum ki
değiştirebileceğim tek şey kendim aslında...
kendimi çok daha önce değiştirebilse idim,
ailem üzerinde etkim olurdu,
ve yaşadığım şehir üzerinde bir etkim olurdu.
yaşadıklarımla iz bırakırdım ardımda.
değişimi başlatabildiğim için,
baskıyla karışık istendiğinde inadına kaçılandır. ben buyum kabul et söylemine yolaçar... mümkünse hiç kullanmaması gereken kelimelerden, evet be anladık senelerdir, değişim şart...
yaşlı bir politikacı meslektaşına değişimi açıklamış:
"bir gün yaşlanıp öleceksiniz, bedeniniz değişip toprağa karışacak, topraktaki maddeler çayır çimene dönüşecek, büyükbaş hayvanlar otları yiyip et ve süt üretecek, işe yaramayan artıklarını, öbek öbek sağa sola bırakacaklar. ister misiniz, o öbeklere bakıp, genç dostum ne kadar değişmiş!" diyeyim.
bunun üzerine genç politikacı yaşlı rakibine değişmezliği şöyle anlatmış:
"allah gecinden versin ama, ölümlü bir meslektaşım olarak, aynı değişim serüveni sizinde başınıza gelebilir. ister misiniz, aynı öbeklere bakıp, benim yaşlı dostum ne kadar değişmemiş!" diyeyim.
çok değil, bir yıl öncesine gidin.
arşivlere girin.
önce 14 nisan 2007 tarihli sabah'a bakın.
yazarlarını okuyun.
ne kadar derli toplular, yılmaz özdil rahatça muhaliflik yapıyor, nazlı ılıcak yok, ergun babahan daha mantıklı yazıyor, emre aköz gerçi bildiğimiz gibi, muhalif seslerin yaşamasına izin veriliyor.
sonra 12 nisan 2008 tarihli sabah'a bakın, ya da 13 nisan.
nazlı ılıcak var, emre aköz dozu arttırmış, engin ardıç var.
bir sürü yazar kovulmuş.
mehmet barlas bunların arasında muhalif kalıyor.
şimdi gene arşivlere giriyoruz.
14 nisan 2007 tarihli hürriyet'a bakıyoruz.
üç yüz küsur bin resmi rakamlı, belki daha fazla kalabalığın katıldığı cumhuriyet mitingi'ni on binlerce insan olarak vermiş.
ertuğrul özkök "şaşırdım" demiş.
ahmet hakan "korktum" demiş.
emin çölaşan ve bekir coşkun mitinge sevinmişler.
ama hürriyet'te genel bir akp yandaşlığı seziliyor.
12-13 nisan 2008 tarihli hürriyet'i açın.
manşetler akp karşıtı.
ahmet hakan bile akp'yi eleştiriyor.
birkaç "ılımlı" yazar bile akp'yi hafiften eleştirebilmeye başlamış.
ertuğrul özkök de eleştirisini yapıyor.
on dakika kadar önce çenemin bir santim kadar üzeri ve saat 10 yönüne doğru dudak kenarıma yakın olan yere bir piercingin güzel olabileceğini düşünüyorken; az evvel gittim aynaya baktım minicik bi suratım, var e dudağımın altından çok az bir süre sonrada gıdım başlıyo ki bu düşünce cidden saçma sapanmış.daha dün de bi arkadaşımın kolundaki tribal dövme hoşuma gittiği için kataloglarla bozdum netten bile bir sürü abidik gubidik şekiller çıkardım ama şimdi düşünüyorum da eğer bankacı mankacı olacaksam ya da ne biliyim matematik hocası olacaksam dedim.....''benim dövmeli bi matematik hocam olsa pek sallamazdım onu'' diyerekten bundan da vazgeçtim.sanırım hiç bi zaman dövmem de piercingimde olmayacak.
iki sene öncesine kadar mutlaka müzisyen biriyle olmalıyım derdim.şimdi o kadar çok müzisyen arkadaşım var ki nerdeyse tümünden nefret ettim.yakınlaşıp uzaklaştığım bu klavyeci,basçı,baterist,kemancı ve hatta tonmaisterler beni kendilerinden o kadar nefret ettirdi ki en sonunda harbiyeden dalından kopmuş bi çocuk buldum.sanırım hiç müzisyen biriyle olmıycam.
..........................................
buna benzer bin tane örnek verebilirim ondan bundan dinlenen ya da yaşanan.insanlar olmamışlıklarını,ummuşluklarını ve sahip olamamışlıklarını kadere ,şanssızlığa, insanların değer yargılarının onları istemediklerini yapmaya yönlendirmelerine ,şuna buna verirken kafamda tek ampül ışıldar o da değişimdir.insanlar içindeyken değişir yapmak ve yaptırmak üzereyken değişir ve sahip olmaz.şu sözlükte sarfettiğim tek kesin cümleleri yazarken en uzun girimde yanan ampüle de ilk defa isim eriyorum altında yazdığım başlıkla beraber.
değişim.