evinizden duygu bakımından nötr şekilde çıkarsınız. kulağınızda kulaklık,
wonderwall'un konser kaydını dinlemektesinizdir. biraz yürüdükten sonra 60 yaşlarındaki bir adamın evinin balkonundan, kendisine yaklaşık 6-7 metre uzaklıktaki bir çöp konteynerina elindeki çöp poşedini atmaya çalıştığını görürsünüz. adam atmayı (her nasılsa) başarır ve siz ona bakıp alkışlamaya başlarsınız. adam çok mutlu gözükür, siz de mutlusunuzdur. şarkı daha bir eğlenceli gelir, güneş daha parlak bir şekilde parıldamaya başlar, arabaların aynalarındaki yansımalarınızda kendinizi daha bir yakışıklı görürsünüz, daha dik durarak yürüdüğünüzü fark edersiniz. tanımadığınız bir adamı alkışlamanız, onun size gülümsemesi falan güzel bir şeydir, iyi hissettirir
*.
yürümeye devam edersiniz ki, birden sokağın ortasında daha dakikalar önce ölmüş olduğu anlaşılan bir kedi cesedi durduğunu görürsünüz. göz bebekleri bile henüz parlaklığını yitirmemiştir. kanı sokağa yayılmaktadır hala. bir anda, ama saliseler içinde, şarkı hüzün vermeye başlar, güneş parlaklığını yitirir, suratınız çirkinleşir, kamburunuz çıkar, moraliniz ve siniriniz bozulur
*. aslında pek sevmediğiniz bir hayvan cinsi olan 'kedi'dir sokağın ortasındaki ama orda asıl rahatsız edici olan ölüm kavramıdır cesedin etrafında havada asılı durmakta olan.
ruh halinin ne kadar, ne kadar kolay değişebildiğinin kanıtıdır şu yaşadığınız 4 dakika 47 saniye. şarkı aynı şarkıdır, güneş aynı güneş, siz aynı siz. ama hayat o kadar değişken ve hazırlıksız yakalamaya hazırdır ki, istediğiniz kadar nötr olun, olamazsınız. 'hayat' diye tanımlayıp durduğunuz şey aslında zaten yoktur ki. 'zaman' kavramı gibi. 'din' kavramı gibi.
not: son cümlenin 'din' olma sebebi değişkenliği bu giriye bile taşıma isteğidir. orda 'din'i görmeseydiniz belki farklı değerlendirecektiniz bu giriyi, ama bir anda yazıya ve yazara bakışınız değişti. basit.