eğer
canlı kanlı olanlarına şahit olmadıysanız, ağırlığını asla anlayamayacağınız insanlık dışı eylem.
bir
üniversitenin bir
öğrenci topluluğu, her sene, fakültenin eğitim verdiği alana uygun olarak "
kıbrıs sorunu", "
avrupa birliği sürecinde türkiye" gibi konular çerçevesinde
sempozyumlar düzenlemektedir ve bu konu hakkında uzman kişileri konuşmacı olarak davet etmektedir. buraya kadar her şey hoştur güzeldir ama
f tipi cezaevi yasasını hazırlayan hükümetin eski
adalet bakanının konuk olduğu sene bir
siyasi görüşün neferleri,
üniversite dışından katılan
yoldaşlarıyla beraber
konferans salonuna girmek istemiş, üniversitenin kendilerini engellemeye çalışan görevlileriyle bir müddet atıştıktan sonra binanın girişinde yer alan ve
üniversite öğrencilerinin
harç paralarıyla yapılan cam kapıyı kırmışlardır. daha sonraki senelerde gelenek haline gelen "cam kapı kırma" alışkanlığına, güvenliğe karşı koyma, içerideki konuşmacının sesini bastıracak tonda slogan atma, konuşmacı binayı terk ederken kafasına içi ketçap dolu pet şişe isabet ettirmeye çalışma gibi yaratıcı eylemler eklenmiştir. son olarak konuşmacılardan rauf denktaş ve deniz baykal'ı protesto etmeye gelen gruptan birkaç öğrenci göz altına alınmış ve bu duruma sinirlenen siyasi parti mensubu öğrenciler jandarma ile çatışmış ve üniversiteye araç giriş çıkışını engellemişlerdir. (koca
jandarma da bu duruma ancak bir kaç saat sonra engel olabilmiş ve yolları açmıştır. bu süre zarfında üniversitede bulunan ve olaylarla alakası bulunmayan yüzlerce öğrenci, taşıt geçen en yakın anayola ulaşmak için yaklaşık 7 kilometrelik yolu yürümek zorunda bırakılmışlardır.)
olayların bir iki hafta sonrasında, ellerinde sopalarla, konferansı düzenleyen topluluğun fakülte içindeki odasını basan siyasi örgüt üyesi öğrenciler, odada bulunan iki kişiye dalmışlardır. bu durum karşısında, yeterince ürken mağdur öğrenciler, kendilerine saldıran ve yeterince sabıkaları ve hakkında süren pek çok soruşturmaları olan örgüt üyesi öğrenciler hakkında şikayetçi olmamışlar ve belki de daha şiddetli bir dayaktan kurtulmuşlardır. yine de durumu bir şekilde üniversite rektörüne ileten öğrenciler, "siz şikayetçi olmazsanız ben bir şey yapamam" cevabını almışlardır.
bir diğer olay bir lise öğrencisi ve hemen karşı binasında bulunan başka bir siyasi örgütün binasında yer alan sempatizanları arasında geçer. lisenin -ki benim de eski lisemdir- kuruluş yıldönümü nedeniyle etkinlikler düzenlenmiştir. siz de konser alanına girebilmek için okulun önünde sokakta kalabalık oluşturan öğrencilerin arasında eski günlerinizi özlemekte ve kardeşiniz olarak gördüğünüz öğrencilerin arasında tatlı bir nostalji yaşamaktasınızdır. bu sırada hemen yan tarafınızda itişmeler olduğunu görürsünüz. bir lise öğrencisi ellerini kollarını oynatarak karşısındakilerle konuşmaktadır. karşısındakiler ise yaşları yirmi iki ile yirmi beş arasında değişen iki üç parti sempatizanı durmaktadır. (bu parti sempatizanları "kravatsız takım elbise" tarzında giydikleri için diğerlerinden çok kolay ayrıştırılabilir.) liseli çocuk, bağırmadığı için söylemeye çalıştığı şeyleri duyamazsınız ama karşı taraftaki parti sempatizanları çeşitli küfür ve kendisini iteklemek olarak gösteren fiziksel temaslarla şaka yapmadıklarını göstermek ister gibidirler. araya köşe başındaki birkaç taksici girer ve liseli genç uzaklaştırılmaya çalışılır. ancak çocuk arkasını dönüp giderken, bir parti sempatizanı sivri burun ayakkabısıyla çocuğun arkasından kalçasına denk gelecek bir tekme atar. çocuk buna rağmen, arkasını dönmeden söylenmeye ve eliyla koluyla hareketler yapmaya devam ederek olay yerinden uzaklaşır. bu durum karşısında adeta çılgına dönen partili gençler, çocuğun arkasından koşup kafasını yumruklarlar. işin en ilginç yanı bu noktada gerçekleşir. bu sırada olayı parti binasının çatısından gören ve olaya müdahale etmek için aşağıya inen bir grup partili de olaya katılır. artık altı kişi ve kılık kıyafetleri birbirinin aynı olan parti sempatizanları çocuğun koluna girerek liseli genci parti binasına doğru götürmeye çalışırlar. bu sırada yanınızda, gördükleri karşısında korkudan ve şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyen kız arkadaşınız "bir şeyler yap, çocuğu dövecekler" deyip ağlamaktadır. bu noktada ağzından salyalar akan insan azmanlarına müdahale etmektense polisi aramak aklınıza yatar. 155'i aradığınızda telefonun iki kez çalmasına bile tahammül edemezseniz. neyseki partili gençler, çocuğu binaya sokmanın adam kaçırmaya eş değer sayılabileceğini farkedip çocuğu binaya sokmaktan vazgeçerler. onun yerine onu, hemen binanın girişinde yer alan "canpolat gıda"nın demirlerine doğru itekleyip düşürürler. onlar, demir parmaklıklara sağ kolu üzerine düşen gence birkaç yumruk daha atana kadar da -belki de hayatınızda ilk defa- aramış olduğunuz polisin köşede belirdiğini görürsünüz. polis olaya müdahale edecek diye rahatlamışken yanı başınızda bir trafik polisi arabasının ve iki trafik polisinin, olayı en başından beri takip ettiğini ve hiç bir şey yapmamış olduklarını farkedersiniz. liseli çocuk olaya karışanlardan şikayetçi olup, polis arabasının başında polislere olayı anlatırken, okula her gelişinde önünden geçmek zorunda kalacağı o çirkin yapıya bakar ve içeride, içlerindeki kini boşaltmak için o çocuğun, her hangi bir gün, her hangi bir saatte oradan geçeceğini bilerek dişlerini gıcırdatan partililerden nefret edersiniz. "henüz sakalı bile çıkmamış, yüzünde ergenlik sivilceleri olan on beş-on altı yaşlarındaki bir gencin yediği, ne yapmış, ne söylemiş olursa olsun haketmeyeceği dayak kadar ağır bir yumruyu boğazınızda hissederek gece yastığa başınızı koyduğunuzda uyuyamazsınız.
bu iki olayda da benzerlikler çok fazladır. iki olayda da olaya sebep olanlar uç siyasi fraksiyonlara gönül vermiş kişilerdir. iki olayda da mağdur olanlar, belinde silah taşımayan, hayatında belki de hiç kavga etmemiş olan insanlardır. iki olayda da olaya müdahale yetkisi olduğu halde seyreden en az bir kişi vardır. (rektör, polis) iki olayda da tek başına olan değil, "köpekler gibi sürüyle gezenler" kazanmıştır. iki olay da, adaletin olmadığı bir dünyada insana "keşke bir süper kahraman olsaydım" dedirtmiştir.
dayakla ilgili yıllar önce yazdığım bir şey de vardı. onun da yeri burası sanırım...
"9 kasım 2005 çarşamba günü ankara'nın işlek caddelerinden olan meşrutiyet caddesi'nde genç bir bayana, uzun
kurtlar vadisi paltolu, beyaz
kadir inanıratkılı genç bir erkek tarafından atılanına şahit olduğumda müdahale edemediğim için günlerdir etkisinden kurtulamadığım, adamın kadını saçlarından çekip hakaretler yağdırarak neden ve ne tarafa doğru iteklediğini hiçbir zaman öğrenemeyeceğim, kadının altın sarısı saçlarının çekilmesinden duyduğu acıdan çok, zedelenen onuru için attığı çığlıklar kulaklarımdan belki de yıllarca silinmeyecek olan insanlık dışı eylem."