görseldeki adam (
marek kondrat) 49 yaşında, hayatı sevemeyen, takıntılı, kendisini yalnız hisseden, dört tane farklı anti-depresan kullanan, insanların düşüncesizliklerinden ve bencilliklerinden usanmış, öğrencilerinin pek siklemediği, karısından ayrılmış ve bir oğlu olan, bencil, sinirli ve duygusal bir edebiyat öğretmenidir. nereye giderse gitsin onu rahatsız edecek kişiler, olaylar mutlaka hemen yanında biter. tuvalete girer, klozet kapağını ayağıyla sabitlemeye çalışırken üstüne başına işer. televizyonu açar, insanın izlerken kendinden bile utandığı reklamları görür, kızar. uyumaya çalışır, etraftaki gürültüden uyuyamaz. derse girer, okuduğu şiirin en can alıcı yerinde öğrencileri gürültülü bir şekilde osurur. trene biner, en sakin insanı bile çileden çıkaracak insanlar yanına oturur. kahvesini mutlaka kaşığıyla saat yönünde üç tur atarak karıştırır. yıllar önce kıymetini bilmediğini düşündüğü aşkının hayaliyle yaşar. kazandığı paradan memnun değildir. kendini kimsenin olmadığı deniz kıyılarına vurur. fakat orda da huzur bulamaz. günlük hayat onun için kabustan farksızdır. komedi-dramın kendisine has yarı-acıklı atmosferinin ikinci planda kalmasına mahal vermeden, fazla sulandırmadan oynar abimiz. modern insanı yöneten çıkarcı duyguların davranışlara yansıması sonucu ortaya çıkan bayağılıklara yöneltilen
sarkastik göndermelerle, kahkaya boğmayan ama "evet lan! tıpkı benim düşündüğüm gibi!" dedirtip sizi o anlık sevindiren ufak nüanslarla çıkar filmin tadı.
(buradan psikologlara ve psikiyatristlere sesleniyorum. efendileeer! bu filmi obsesif kompulsif bozuklukları olan ya da depresyondaki hastalarınıza mutlaka izletiniz. hatta hastayla beraber, kilit noktalarda durdurup analiz ederek filan izleyiniz.)