psikolojinin tam anlamı ile
empirik veya deneysel bir
bilim olması gerektiğini, onun sadece
organizmanın yaptığı ve dışa vurduğu şeyi incelemesi gerektiğini söyleyen psikoloji
teorisi.
john watson tarafından ortaya atılmıştır.bir fonksiyonelci olarak eğitim görmesine rağmen, aklın objektif çalışamayacağını, özellikle içebakışın kullanılmasını bilimsellikten uzak olduğunu savunarak karşı çıkar, yeni bir psikolojik arayış içerisine girer.
bu psikoloji anlayışında, psikolojinin görevi sadece çevredeki olaylarla insanların bu olaylara karşı nasıl tepki gösterdiğini araştırmaktır. uyaran-tepki ( kısaca ut) yaklaşımında psikolojinin konusunun objektif olarak doğrulanabilir olaylarda sınırlandırılmasının gerekliliğini savunmuştur.
davranışçılık 1920'lerde hayli yaygınlık göstermiş ve çoğu amerikan psikologları kendilerini davranışçı olarak görmeye başlamıştır.günümüzde de etkinliğini hala sürdürmektedir.
organizmanın doğrudan gözlemlenebilen ve ölçülebilen davranışlarını inceler. davranışçılığı ortaya çıkaran watson'a göre, bir bilim olarak yeni gelişen psikolojinin, o güne kadar ölçülemeyen ve net bir karşılığı olmayan algı, duygu gibi soyut kavramları inceleyerek ilerlemesinden ziyade, doğa bilimlerindeki gibi daha somut ve kesin verilerle ilgilenmesi gerektiğini öne sürer. çevresel faktörler on plandadır.
watson'a göre davranış, belli bir anda çevreden gelen uyarıcıya karşı verilen yanıttır. düşünce bile bir yanıt, bir tepkidir. (kişinin dilsel bir tepkisi) bu uyarıcı ve yanıt, gözlenip saptanabilir ve bu saptamalar önceden belirlenip, mevcut uyaranın şartları değiştirilerek, bu uyarana verilecek yanıtın ne olduğu somut şekilde saptanabilir.
davranışçı yaklaşıma göre ruhsal olan, organik olanın üst yapısıdır. bu yaklaşım o dönem için daha nesneldir. ama her davranışın koşullu refleksle açıklanabileceğini belirtip, kişiyi çok somut bir bütün olarak ele alır. yanı bilici reddeder, sadece görünenle ilgilidir.
watson'dan başka thorndike,pavlov, skinner, guthrie, hull bu akımın öncülerindendir. bu dönem, psikolojinin gelişiminde önemli bir süreci oluşturur. daha sonra bilişsel işlevlerin on plana çıktığı, yanı kişinin duygularının, arzularının, iç dünyasındaki özelliklerinin ağırlık kazandığı araştırmalar, daha on plana çıktığından, davranışçılık bugün etkisini büyük ölçüde yitirmiştir.
(hippi, 02.09.2009 21:06 ~ 07.09.2009 20:02)
klasik koşullanmada uyarıcı önce gelir sonra tepki gelir.
edimsel koşullanmada önce davranış gelir sonra uyarıcı gelir. davranışçılık u-t ilişkisine bakar yani. o anda ne düşünmüş ne hissetmiş hiç ilgilenmez. düşünce his falan yok demiyor o boyuta karanlık süreç diyor. varlığı ve yokluğu test edilmediği için ilgilenmiyorlar kendileri.