|
|
- noi albinoi'nin yönetmeni izlandalı yönetmen dagur kari'nin film ekimi 2005te de gösterilecek yeni filmi. türkçeye tutunamayanlar adıyla çevrilmiştir. kara komediye yakın olan bu film hakkında dagur karinin söylediği bir söz bu filme gitmeyi değer kılar.
'aslında etrafımızda gördüğümüz belirli bir takım gençleri anlatmak istedik. hiçbir zaman sorumluluk almayan, topluma uyum göstermeyen ve toplumun hiçbir standardını karşılamayan kişiler fakat konu zevk olduğunda iş değişiyor çünkü bu çerçevede gayet sorumluluk sahibi insanlar.'(zaht, 02.10.2005 23:39 ~ 23:40)
- (bkz: dark horse comics)
- sorumluluktan kaçan aynı zamanda büyümemeye hayatı anlamaya çalışan fiat 500, daniel , franc ve dede yani roger'ın hikayesini anlatan.siyah beyaz olması sebebiyle biraz soğuk gelebilecek.hoş vakit geçirmek için izlebilecek festival filmi..
- istanbul film festivalinde de gösterilmiş dagur kari filmi..siyah-beyaz olmasıyla ilgi çekici bir film, sorumsuz daniel az konuşmasıyla film boyunca baymış olsa da, gayet güzel mesajları da bünyesinde barındırıyor..dvd almak isterseniz tutunamayanlar var mı diyin hemen buluyorlar orjinal adıyla pek bulamayacağınız film.
(bkz: tutunamayanlar)
- türkçe’ye kapalı kutu adıyla çevrilmiş tami hoag imzalı gerilim-polisiye türündeki roman.
2005 yılında çıkmış ve ithaki yayınları adına gökçen ezber tarafından türkçe’ye çevrilmiş. yazarın 3. polisiye roman kitabı.
kitabın konusu, küçük bir çocuğun elena estes adındaki eski bir polis memurundan yardım istemesiyle başlayan hem estes’in hem de hikayenin etrafında döndüğü bir çok insanın hayata tutunmak için gösterdiği kıran kırana bir savaşın öyküsü. estes, bir yandan küçük kıza yardım ederken diğer yandan aslında kendine de yardım ediyor…
yorumlamaya başlamadan önce peşinen söyleyeyim kitap 574 sayfa ama bu gözünüzü korkutmasın. kitabın en ön plana çıkan özelliği sürükleyiciliği ve bu sayede 574 sayfa siz nasıl olduğunu anlamadan eriyip gidiyor.
öncelikle hikaye son derece akıcı, kitap çok çabuk ilerliyor. uzun uzun betimlemeler, konuya girmek için sayfalarca çırpınışlar, bir şey söylemeden imalarla konunun etrafından dolanmalar yok. belki ilk 100 sayfası –normal olarak- konuya giriş olarak kabul edilebilir ve temposunun kitabın geriye kalan kısmına oranla daha düşük olduğu söylenebilir ama o ilk 100 sayfayı geçtiniz mi kendinizi inanılmaz sürükleyici bir hikayenin içinde buluyorsunuz. nadiren tempodan düşüşler olsa da kitabın sonuna kadar hep bir merak duygusu uyandırmayı başarıyor yazar.
anlatımdaki akıcılığının yanı sıra kullanılan dil de en az anlatım kadar akıcı, beklendiği gibi ağdalı ve ağır bir dil yok, okuru yormuyor. çeviride yapılmış birkaç hata varsa da türkçe bakımından orta seviyede bir kitap denilebilir. hikaye, atlar, eğiticileri, seyisler ve yarışlar etrafında döndüğünden atlara dair birkaç teknik kelime bilgisi edinilebilir. onun dışında türkçe açısından göze çarpan belli bir zenginlik yok.
ikinci olarak, kitap çok fazla karakter içeriyor, öyle 3-5 kişi etrafında dönüp duran bir hikaye değil, ilerledikçe dallanıp budaklanıyor. pek çok parçayı bir araya getirmeye çalışıyorsunuz ve bu da sizi oyalıyor, bir bakmışsınız ki bir oturuşta 100 sayfa okumuşsunuz. belki agahta christie romanlarında olduğu gibi sonunda çok fazla şaşırmıyorsunuz ve olacakları az buçuk tahmin edebiliyorsunuz ama karmaşık bir yapısı var ve olayların birbiri ile ne gibi bir bağlantısı olabileceğini merak ediyorsunuz. son sayfaya kadar da tüm bağlantılar açığa çıkmıyor.
kitabın özü, hikayenin birkaç yerinde de açıkça vurgulandığı gibi açgözlülük ve para, şan, şöhret hırsının insanlara neler yaptırabileceği, birbirinden uzak insanları dahi nasıl bir araya getirebileceği. klasik olarak polisiye romanlarda kullanılan birkaç abartı olay olsa da çoğunlukla hep olabilirliği mevcut olaylar üzerinden dönüyor ve bu da okuyucuyu kitaba daha çabuk bağlıyor.
sonuç olarak, sıcak yaz gününde azıcık kafamı dağıtayım, oyalanayım diyorsanız bence seçilebilecek en doğru kitaplardan bir tanesi. hele de biraz atlara ve at yarışlarına ilginiz varsa tadından yenmez diye düşünüyorum. o kadar anlattık kapanışı da kitaptan bir cümle ile yapalım madem:
at dünyası iki şeyle doludur: sırlar ve yalanlar. marifet, hangisinin hangisi olduğunu söylemektir. (syf. 274)
paris montgomery
herkese iyi okumalar.
|