1998 yapımı alex proyas filmi.başrollerde rufus sewell,william hurt,kiefer sutherland ve jennifer connelly var.doğru seçilmiş müziklerin bir filme yaptığı katkının boyutu bu filmde çok net bir şekilde karşımıza çıkıyor.ilk izlemeye başladığımda yadırgadığım başrol oyuncusu rufus beyin de muazzam bir performans gösterdiği,kiefer abinin piskopatsı oyunculuğu ve yine william amcanın performansı,zaten sağlam bir senaryoya sahip filmi bir basamak daha yükseğe koyuyor.ve de son olarak ''alex bu işi iyi yapıyor''.
yaklaşık altı yedi sene önce izlediğim. elimde cd'si ile dolaşıp, sağa sola izleyin diye götürürken kimsenin beğenmediği, zamanın ötesinde kurguya sahip film.şimdilerde götümde dolanıyorlar hiçbir yerde bulamadıkları için. verirsem ibneyim..
senaryosunu bir kenara koyarsak, sadece görüntüleri bile başlı başına esin kaynağı olabilecek zenginlikte bir filmdir kendisi. özellikle shell beach sahnesine giriş ile requiem for a dream'i izlettirir ardından. sonra eternal sunshine of the spotless mind diye kıvranmaya başlarsınız. saf bilim kurgunun derinliklerinde takılırken apayrı filmleri düşündürür genellikle.
mesela:
(bkz: bram stokers dracula)
bilim kurgu filmlerine önyargılı yaklaşan biri olarak beni ikna etmiş ve "tamam, bu olmuş" dedirtmiş bir filmdir. filmin hikayesi, mesajı her şeyi yerli yerinde.
özellikle dünyalıları ele geçirmeye çalışan ve onların ruhlarını anlamak için beynindeki hafıza belleklerinden yararlanmaya kalkışan yaratıklara rufus sewell'ın son sahnelerde söylediği bir replik var ki bir hayli iyidir.
"bizi insan yapanın ne olduğunu bulmaya çalışıyordunuz. ama onu aramnız gereken yer burası değil (bunu söylerken eliyle başını işaret eder) siz yanlış yeri araştırdınız." ve o anda waw diye bir ses çıkarmakla beraber birden korkarsınız. şimdi elini kalbine götürecek ve bu güzelliği salak bir şova dönüştürecek diye. ama yapmaz ve son sözü söyleyip kapıyı çarpar gider. müthiştir. iyi bri senaryo, müthiş bir dekor dizaynı, harika oyunculuklar... eee, bundan iyisi şamda kayısı...
star wars la ilgili bir makale var diye aldığım dergiden çıkmış, kiefer sutherland oynuyo diye izlediğim ve hayran kaldığım bir filmdir. özellikle john murdoch ı oynayan rufus sewell süper bir oyunculuk sergilemiştir. kendi zihnindeki kimlik karmaşasını çok iyi bir biçimde yansıtmıştır. izlemeyen her kişinin mutlaka izlemesi gereken bi filmdir. ayrıca senaryosu süperdir. bence matrix e ilham kaynağı olmuş bir filmdir.
hollywood filmi olmasından kaynaklanan hızlı ilerleyen film. hadi tamam yönetmen seyirci sıkılmasın, averaj mal amerikandır muamelesi yapmış da bilader ben şöyle bir o kasavetli şehri biraz daha ayrıntılarıyla görmek isterdim, planları içime çekip mest olmak istedim belki? director's cut mat extended vörşın istiyoruz, duydun mu lan proyas??!
matrix'e göre daha karanlık ve kasvetli bir film olduğu açık. filmin temelini oluşturan felsefe (yaşadığımız dünya gerçek mi yoksa birinin bize sunduğu gerçekliği mi yaşıyoruz sorunsalı) matrix ile uyuşsa da illa karşılaştırma yapmak gerekirse aralarındaki en büyük fark matrix dünyasının ve gerçek dünyanın ayrılmasının, makinelerin böyle bir gerçeklik yaratmalarının sebebinin insanlar ve insanların açgözlülüğünün, rahata düşkünlüğünün ve kibirinin sonucu olmasıdır. animatrix'in ikinci ve üçüncü filmi "the second renaissance part 1-part 2"de hikaye tüm çıplaklığıyla göz önüne seriliyor ki bu iki film animatrix'i izlenmeye değer kılan en güzel parçalardır.
---bu filmi izlemeyenler için sakıncalı açıklamalar içeren bölüm---
yabancılar (insan ruhunu anlamak isteyen başka forma sahip organizmalar) kimliğini değiştirmek istedikleri kişilere bellek sıvısı enjekte ederek başka bir hayata geçiş yaptırıyorlar. fakat, yeni bir kimlik yükledikleri kişilerle ortak anıları olan diğer kişilerin de; akrabalarının, komşularının, iş arkadaşlarının, aynı güzergâhta yol aldığı yahut aynı otobüse bindiği kişilerin de belleğini değiştirmeleri gerekmiyor mu bu durumda?
örneğin bir gecede zengin hâle getirdikleri karı kocaya yeni bir bellek enjekte edilmiş olunca iş bitmiş sayılıyor; ya onları tanıyan binlerce kişinin belleğindeki bu karı kocayla ilgili anılar ne olacak? görülebileceği gibi bu bir hikâye ya da senaryo kusurudur. hikâyenin, değişiklik yapılacağında bütün şehir sakinleri için aynı anda yeni ve birbiriyle tutarlı yüklemeler yapılacak şekilde yazılması gerekiyordu.
---bu filmi izlemiş fakat matrix'i izlememişler için sakıncalı açıklamalar içeren bölüm---
ghost in the shell ile bu filmin zeminine oturan matrix'te de (bu kadar vahim olmasa da) benzer bir hata vardı. bilindiği gibi matrix'ten çıkabilmek için "tank bana en yakın çıkışı bul" nevinden bir telefon görüşmesi gerekmektedir. ancak ilk filmin ortalarında hain cypher, kendi başına matrix'e girer, ajanlarla görüşür ve yine kendi başına matrix dışına çıkar. bu kısım açıklanmadığından senaryodaki bu açığı görenler (sanırım yalnız ben), sonraki filmlerde cypher'a yardım eden ikinci bir hainin ortaya çıkmasını bekledik, ama nafile. kusurun daniskası işte.
--- sakıncalı bölüm sonu---
böyle allengirli film senaryosu ya da hikâyeler yazanlara söylüyorum; "oğlum, piyasaya çıkarmadan önce getirin bir göreyim" diyorum, dinlemiyorlar.
hoş bi bilim kurgu.matrix ten önce izleseydim çok etkileyici derdim sanırım.ama 3 matrixten sonra iyiymiş diyebiliyor insan ancak.kiefer sutherland in oyunuculuğu mükemmel ötesi...kesik kesik konuşması filan.
filmden bi kusur:
filmde insanlar saat 12 de uykuya dalıyor.her ne yapmakta olurlarsa olsunlar saat tam 12 de küt diye uyuyorlar.saat 12 de trafikte olan pek çok araç görüyoruz ve ilginçtir ki uyanma anında bu araçların durmakta olduğunu görüyoruz.adamlar 12 de kontağı kapatmıyorlar ya!normalde araçların çalışıyor durumda ve birbirine girmiş olması gerektiğini düşünüyorum durmaları saçma..adamlar uyurken kapatmadıkları kontağı uyanırken açıyorlar!
yapay realite üzerine matrix filmiden önce çekilmiş ve temasını işlerken karanlık ambiyansı en güzel haliyle kullanmış 1998 yapımı bir bilimkurgu filmi.