pasif, korkularını aşamamış, kişiliği oturmamış kişilerin ifade etmesi normal karşılabilinecek bir söylemdir. bir şeye karşı gelmenin başka bir şeyi kabul etmek olmadığını anlayamamış, hayatını hep başkalarının yönlendirmesine, başkaları onun için en iyisini bilire felsefesini oturmuş kişiler de bu söylemi tercih edebilirler.
darbe yaşamamış birisi için davulun sesi uzaktan hoş gelir demekle birlikte, ne olursa olsun karşı çıkılması gereken bir durum olduğunun, birazcık objektif yakın tarih okumasıyla anlaşılabilineceği beklenmelidir.
yağmurdan kaçıp doluya tutunulmamalı*, iran, suudi arabistan olmayacağız diye muz cumhuriyeti haline de gelinmemelidir. çünkü demokrasi olmayan bir ülkede şeriat vb sistemlerin gelmesi daha kolaydır zira kaba gücü eline geçirenin borusu ötmektedir.
mustafa kemal atatürk, boşuna ya üniforma ya siyaset dememiştir ve elinde her türlü imkan ve destek olmasına rağmen askeri bir diktatörlük yerine demokrasi kurmamıştır.
darbeyi kötünün iyisi zannedenlerin algısındaki hata şudur; darbe olduğunda kendi düşünceleri ve inancına uygun bir yönetim olacak ve diğer alternatiflerde olan rahatının bozulması darbede olmayacağını sanmaktır. halbuki kaba kuvvetle ele geçirilen her ülke için alternatif zannedilen herşeyin gelmesi daha kolaydır. bugün atatürk'ün kurduğu cumhuriyet için rayına oturtmak amacıyla yapılan bir darbe, darbecilerin çıkarları doğrultusunda tam tersi istikamete gidebilir(menfaat, ideoloji, beceriksizlik ya da öngörü yanlışlığı gibi nedenlerle); gidebilir çünkü güç ondadır ve istediği gibi yönetebilir.
kaldı ki darbeye karşı refleksini kaybeden bir ülkede, yönetimi ele geçirmek isteyenler için kısayol bulunmuştur, askeri kurumlar ele geçirildiğinde darbe yapılınarak ülke istenilen yola iletilinebilinir. darbeler sadece farklı güç kuvvetlerinin gövde gösterisidir, nitekim bu ülkede hem solcu hem sağcı darbe olmuştur ama zarar gören hep halk olmuştur.
demokrasi yaşayan ve demokrasiyi ülkenin vazgeçilmezi gören darbe karşıtı bir ülkede hiç bir totaliter rejim tutunamaz, filiz bulamaz, yükselemez.
formül, demokrasiyi güçlendirmek ve darbelere karşı gelmektir. yoksa bir gün darbeyle gelen şeriatta apışır kalırsınız*.
unutulmamalıdır ki filler dövüşürken olan hep çimlere olur.
iyi bok yersin diye tepki verilesi olası kendini bilmez insan söylemi. hayır ne farkı var lan birbirinden? ikisinde de haklar kısıtlanıyor. ikisinde de birileri nemalanıp halk sindiriliyor. tercih etmek yerine daha iyisi için savaşsana angut.
ne şeriat ne dabe diyebilmek en namuslucası, en temizidir. ancak tecavüz kaçınılmazsa durup bir daha düşünmek gerekir.
şeriat yönetimi bir kere kuruldu mu ne zaman devrileceği hatta devirlip devrilmeyeceği bile belli değildir. ancak bir ülkeyi sonsuza kadar cuntacılar yönetmez, yönetemez. askerler doğaları gereği düz insanlardır. mutlaka demokrasiye geçeceklerdir tekrar. tabi ordu vesayeti altındaki bu rejime ne kadar demokrasi denirse.
ulan darbe diyecektim ama düşündüm de tecavüz kaçınılmaz olduğunda bile işin içinden çıkılmıyor. türkiye'de yaşayan insanların hayatı, kaderi bu. sürekli normali arayarak yaşamak, bulamadan ölmek. çok şanslılarımız ara rejim dönemine denk geliyor, şanssız olanlarımız ise darbe dönemlerine. ne sikim ne selanik anlayacağınız. ben gene de bana sorulsa şeriat mı darbe mi diye c şıkkı hatun derim.
darbe ile gelecek yeni düzende, eğer orduya yakın bir iş adamı olsam mesela, kesinlikle mottom bu olur. ya da sade vatandaş olsam ama düzen, nizam, intizam gibi konularda orduya hayran olsam, yine bu durum hoşuma gider. resmi ideoloji için çıldırıyorsam falan ve etrafımdan kimseye zarar gelmeyecekse öyledir yine.
fakat 1960 darbesine (bazıları darbe değil diyorlar) baktığımızda, müdahaleye alkış tutanlar, kendi yakınları da içeri alınmaya başlayınca olayı idrak edebilmişlerdir ancak. çünkü darbe demek, her ne kadar böyle askeri müdahalenin rejim tehlikesini bertaraf etmesi gibi görünse de, aynı zamanda bilimselliğin (hani modern türkiye hesabı) yer ile yeksan olduğu bir ortamdır. sorgu yok, sual yok, orduya güven tam!
öte yandan şeriatın darbeye benzer özellikler gösterdiği savunulabilir. yani bir kısım idareci / din adamı kişilerin yorumuyla dini yaşama mecburiyeti. belki de şeriatın bu özelliği yüzünden, dört halife döneminden sonra ciddi anlamda bir şeriat sistemi uygulamak pek mümkün olmamıştır. ki, hz. ömer'den sonra ortamın iyice gerildiğini düşününce, o bile tartışılabilir.
şimdi baktığımızda, ne şeriat ne darbe demek mantıklı gelebilir. ancak şeriat'ın da faydalı olacağını düşündüğüm insanlar vardır bunu demeyecek. yeşil sermayeden bahsetmiyorum. bir kısmı çoktan kapitalizme angaje oldu zaten. bu nedenle de ciddi anlamda uygulanacak bir islami şeriat sisteminde o kadar zekatı nasıl vereceklerini çok merak ediyorum. ya da ciddi anlamda bir fakir yardımı fonu ayırabilecek cesaretleri var mıdır emin değilim.
devletin kutsallaştırılması meselesiyle bağlamak isterim. maalesef ilginç bir şekilde devletsiz hiçbir şey yapamazmışız gibi geliyor insanlara. sivil insiyatif bu nedenle çok zayıf. farkındaysanız, darbe de şeriat da devlet düzeni ile ilişkili şeyler. yani hiç de "sol" bir mantık değil. ama nedense ülkede böyle bir ayrım var gibi gösteriliyor. devletle sürekli iyi geçinecek bir vatandaş, koyun olmaz mı neticede? o zaman koyun değilsek yani, bu düzenlere alternatif sivil girişimlerimizi bulmamız gerekmez mi?
yine bencilce düşünmüş olacağım fakat, en azından sorgulama, kendi kimliğimle yaşama, ayrımcılığa uğramama gibi temel haklarım için hangisi işime gelecekse onu desteklemem daha mantıklı bir bencillik olmaz mı? bu nedenle ne şeriat ne darbe demek geçiyor içimden. fakat ikisinin de önce adam gibi anlaşılması taraftarıyım. şeriatın darbeden, ya da darbenin şeriattan daha iyi olacağı durumlar da çok subjektif yorumlar olacaktır.
şeriat bir yönetim şeklidir ve şeriata tercih edilecek yönetim cumhuriyettir; darbe değil. hee illa da bunlar arasında bir tercih söz konusu ise kusura bakmayın; ama demokrasi kavramının oturmuş olduğu ülkelerde böyle bir tercih meselesi olamaz. hala bizim ülkemizde böyle bir tercih konuşuluyorsa demokratik ülkemizin ne kadar demokratik olduğunun da konuşulması gerekir demekki.
elbette militarist bir devlet anlayışını oturmuş bir ülkede düşünemezsiniz, elinde silahlı bir kuvvetin ülke yönetmesi ülkede birşeylerin yerine oturmadığının göstergesidir.
ama, şeriat geldi mi ne zaman gideceği belli değildir. gidecekse de kanla, oluk oluk kanla gidecektir, gidene kadar da canınız burnunuzdan gelecektir.
peki darbeden sonra hükumet tekrar kuruluyor mu? kuruluyor. etnik pislikler "ordu hala yönetiyor" vs. diye sallasın dursun, lan madem ordu çok yönetme meraklısı, "hala tehdit var kardeşim" der 40 sene cunta şeklinde devam ederiz. yaşar paşa da ülke başkanı olur.
ama ordu bu değil. ordu atatürk'ün ordusu. istiyor ki siyasiler işi götürsün. istiyor ki halk din istismarcılarını boğsun, istiyor ki kürtler pkk'lı olmasın.
istediğini bulamıyor. darbeden 20 yıl sonra, kendi denetimindeyken azlettiği meclis "asker çok konuşmasın" diye kafa tutuyor. etnik pislikler "asker de terörist" diye çıldırıyor.
sonra postal ezince "ordu faşist". evet, tercih ederim efendim.
akıl fikir, izan fukarası cümle. en iyi ihtimalle ortaokul çağı diyaloglarından devşirilmiş kurguları çağrıştırıyor. psikopat psikopat kurguları soruya dönüştüren manyak tipler vardı öyle. amaç karşı tarafı dumur etmek. edgar allan poe'nun kuyu ve sarkaç'ındakinden hallice kabus senaryoları, neyi seçersen seç kaybedeceğin türden özünde seçenek olmayan seçenekler.
geçen gün babam da söyledi bu cümleyi. 12 eylül fırtına harekatında 24 saat tabutluk adı verilen hücrelerden birinde bekletilmekle kaldığı için verilmiş sadakası olduğu düşünülen biri imiş kendisi. o zaman henüz doğmamıştım gerçi, ama kötü oldum. bu cümleyi kimden duyarsam duyayım her duyduğumda hem öfkelenir hem üzülürüm tamam da babamın söylemesi daha bir incitti. 12 eylülde insanlar işkencehanelere sürüklenirken, evlerinde huzur içinde oturabilen başka insanların korkunç ruh halini anımsadım. babamın, babam gibilerin unuttuğu şeyi. işkencenin, sadece "siyasi düşünceleri" olanlara uğramadığını... cunta dönemlerinde göz altıların, "ölü ele geçirilme"lerin "kendi halindeki insanlar"a da çıkabilecek lanetli bir piyanoya dönüştüğünün bu kadar kolay unutulması kanıma dokunuyor evet. sağduyunun korkuya bu kadar kolay teslim olmasına yanıyorum. hayat toz pembe değil elbette ama hiçbirimiz poe'nun hikayesindeki engizisyoncuları bekleyen o bahtsız adamın konumunda değiliz. kabus başlamadan kabusun provasını yapmak tedbirli olmak değil, hayatı itinayla zehirlemek.
diyelim, farazi konuşmuyoruz da cidden böyle bir yol ayrımına geldik, ikisine de aynı dirençle karşı çıkmak bu kadar mı zor lan?
hülasa asla söylemeyeceğim türden bir cümle bu. diğer tüm nedenler bir yana, konuya sadece bireysel kaygılarla yaklaşsam da sonuç değişmiyor. misal baş örtme zorunluluğu fikri dahi bana kabus gibi gelmekle birlikte "cuntacılar en azından başımı örtmeye zorlamaz"cılığa meyledemiyorum. zira cuntacının da şeriatçının da -farklı farklı gerekçelerle- ebemle halvet olma ihtimalinin birbirine çok yakın, hatta eşit olduğunu hesaplıyorum. müslüman değilim, muhafazakar değilim, atatürkçü değilim, ulusalcı değilim, militarist hiç değilim. kutuplaşanlar en azından bir kutup seçti, kabaca ebelerinin güvende olma ihtimali %50. kutuplaşmayanların ebesi, kutuplaşanlarınkinden daha fazla tehdit altında. yanlış anlaşılmasın bunu kanıtlamanın heveslisi değilim. hatta kozmik evrenin güçleri bu önermenin kanıtlana-mayacağı günler nasip etsin cümlemize.
darbe 50 yıl, şeriat 500 yıl geriye götürür.
ancak günümüz dünyasında 50 yıl ile 500 yıl geri gitmek arasında hiçbir fark yoktur. darbe de şeriat kadar tehlikelidir.
darbe ile şeriat arasındaki onlarca farkı kavrayamamış bünyelerin gizlice ulusalcı kesime ve türk milletinin ordusu tskya çamur atma amacına dayanak noktası olarak kullandıkları cümlelerden yalnızca biri.
darbe - şeriat, zaten birbirlerini tamamlayan kavramlar arkadaşlar, kendimizi kandırmayalım. 60 darbesiyle ilgili söylenecek tartışılacak bir çok şey olabilir fakat, 80 darbesinin bizi nerelere getirdiğini şu an net olarak görebiliriz. eğer şu an şeriatın gelebileceğinden bahsediyorsak, bu 80 darbesinin ürünüdür.
elbette bazı arkadaşlar diyecektir ki, darbeden başka bir çok mesele, denge vs. var diye, elbette var, yok demek kimsenin haddi değil, lakin, bu şeriat tehlikesini tetikleyen en büyük unsurlardan biri olarak 80 darbesinden bahsetmek mümkündür.
tsk'ya çamur falan atmıyorum, sadece birilerinin, başka birilerinin elinde kukla olmasına sinirleniyorum, sinirleniyorum.