|
|
- "ordu göreve"diyenlere islamcı basının taktığı yafta.
- çaresizlik, bitmişlik ve kaybetmişlik duygusu sonrası oluşan çırpınıkça batma, batarken topluca batırma arzusu eylemi.
- 12 eylül 1980 sonrası sessiz kalan, yetmezmiş gibi iktidara gelen türk muhafazakar sağının şimdiki temsilcilerinin yüzeysel demokrat tavrına şaşakalıyorum. 28 şubat 1997 farklı bir fraksiyonu hedef alsa aynı derecede tepki geliştirecekler miydi? bana dokunmayan haki bin yaşasın. değil mi koçum?
- ülke satılırken,kadınlara sadece çocuk yapan bir obje gözü ile bakılırken, diğer ülkelerin taşeronluğu yapılıp bir ülkeye dini olmayan şeyler dinselmişçesine yutturulup laikliğin her bir ilkesi ardı sıra çiğnenirken bunlara karşı çıkıp tehlikenin farkında olanlara dinci yobazların taktığı isim.
- bu ülkede bugüne kadar olumlu bir iş yapmayıp devamlı papağan tarzında politika yapanların başvurduğu daha doğrusu çaresiz kalınca topu paşalara atma yöntemi. ayrıca geriye yönelik yargılama gibi bir durum olsa cezaevinde yer olmıyacağını düşünüyorum. ülkede o kadar devleti sömürmeye can atan bürokrat varken güzel ülkemize nasıl bir hükümet gelmesi lazım hayal bile edemiyorum. o yüzden bu darbe çığlıkları bitmez böyle basiretsiz politikacılar olduklarını sürece.
- iktidardan memnun olmamaksa sorun, onu tarihin karanlık sayfalarına gömmekse çaresi ve kullanılacak yol darbe olmalıdır deniyorsa buna darbe çığırtkanlığı denir. imalı ya da açıkça sarfedilen sözlere gazetede, televizyonda sıklıkla denk gelirsiniz. denize düşenin yılana sarılması, yağmurdan kaçarken doluya tutulmak ya da dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak sözleri ile güzel ülkemdeki bu durumu açıklamak mümkündür. asıl utanç verici olan ise insanların buna cidden kulak vermesi. sokakta, berberde ya da markette insanların bundan bahsettiğini duyarsınız ve siz içten içe utanırken, birilerinin vatan, millet diyerek ellerini ovuşturduğunu görür gibi olursunuz. aynen başka birilerinin din, iman dediği zamanki gibi...
bu ülkede yanlızca beyaz ve siyah olduğu kabul edilir maalesef. ben beyazım denir ve ötekine de siyah yakıştırılır acelece. bunun için darbeden bahsedilir alenice. bir gün gri tonlarını da görmeye başlarsak beraberce o zaman postal sesinden medet ummayacağız bizi kendimizden kurtarsınlar diye.
birileri söz alıp, özgürlüklerden bahsedip sadece kendi özgürlüğünü gözettiğinde ya da başka birileri çıkıp doğruları ancak ben bilrim ve bunları ancak ben söylersem doğru olur dediğinde iki ayrı uçta iki ayrı siyah görürsünüz.
ister istemez her halkın kendi hakettiği biçimde yönetildiğini düşünürsünüz ve asıl darbeyi yersiniz yüreğinize.
|