dar alanda kısa paslaşmalar kendilerini genç sinemacılar olarak adlandıran bir grup genç sinemacının ortak çalışmasıdır. ancak ilerleyen süreçte aynen dar alanda kısa paslaşmalar gibi isimlerine yaraşan sinema dili bakımından oldukça özgün çalışmalar meydana getirebileceklerken maalesef motor demediler. filim 1980'li yıllarda geçen konusu profosyonelleşmeye yani üçüncü lige yükselmeye çalışan bir amatör takımın onurlu mücadelesi ekseninde gelişen bir çalışma. filmde özellikle tiyatro kökenli oyuncuların oyunculugu izlenmeye deger. ben özellikle son yıllarda özgün yapımlarla bir sıçrama hamlesine giren türk sinemasının bu filmle kalkışa geçtiğini düşünüyorum.
suat*: hayat futbola fena halde benzer... futbol şahsi beceri gerektirir... değişmez o da ayrı konu... ama aynı zamanda da toplu oynanan yani insanların bir takım halinde oynadığı bir oyundur... hayatta böyle değil mi?...
çocuklar: eveeeettt...
suat: aferiiiinnnn... istediğin kadar yetenekli ol iyi bir takımın yoksa havagazı, mantarlarsın... hayat futbola fena halde benzer... neymiş?...
çocuklar: hayat futbola fena halde benzeerrrrr...
suat: 4 doğru pas %90 goldür... neymiş?...
çocuklar: 4 doğru pas %90 goldür...
suat: afferiiiiinnnn... çok güzeelll... evet koşmaya devam ediyoruz...
ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer... ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da resim olurlar senin gibi; kazına kazına.
repliğiyle beni benden alan film..erkan can savaş dinçel döktürmüş..
suat: (mıstık'a) o artık yok... belki de hiç olmadı... unuttum gitti... o da ayrı konu... sende unut bütün olanları... kapalı dükkana kira ödedik işte...
kendini adamakla ilgili bir film bence bu. suat'ın kendisini adayacağı iki şey var hayatta, biri işi : futbol , diğeri de nurten. hacı abi de aynı şekilde o artık çoktan adamış kendini futbola ve aynura. filmi film yapan ise bu iki adamın hayatını adadıkları kadınları kendileri için imkansız hale gelmesi. böylece ikisi için de futbol, yani işleri tek amaç haline geliyor. hacı abi olanları çoktan yaşamış, suat da belki de onun geçtiği yollardan yeni geçiyor.
tam anlamıyla bir dram, hayat olduğu gibi anlatılıyor filmde. oldukça naif aynı zamanda da gerçekçi bir hava var. inandıkları uğruna yıkılmayan insanları izleyenlerin de içine umut doluyor tabii ki. fahir atakoğlu müzikleri ve yeşil bursa dekoru ile aynaya bakar gibi izlediğim film.
hiç bir şey demeden daha adıyla "dar alanda kısa paslaşmalar" bir şey demiş olan filmdir. gözümden kaçmış olabilir ama sanırım bu filmle yapılan çıkışın devamı gelmedi... oysa yalnızca bu film bile önemli dinamikleri içinde barındırmaktadır. aslında
"bir şey demek bile, çok büyük bir şeydir"
işte bu film de onlardan biridir. "serdar akar" isminin anılması için kanımca bu tek film de yeterlidir. sinemanın ne olduğunu, ne olmadığını da gösteren son zamanların önemli filmlerinden biri sayılacaksa, sayılması gerekendir.
spoiler---------------------------------
serkan şampiyonluk maçının ilk yarısında yüzde yüzlük pozisyonları cömertce harcar. ilk yarı 1-0 mağlup kapatılır. soyunma odasında suat, serkan'a tozlukları fırlatır, üstüne yürür. takım arkadaşları her iki tarafı sakinleştirir sonra şu diyalog yaşanır.
serkan: prof. olunca takımı satacaklar. hepimizin kıçına tekmeyi basacaklar. bir daha esnafspor olmayacak, sizler olmayacaksınız....
suat: bizde bir şeylerin farkındayız. biliyoruz durumu. ama onca yıl oynadık bari bu takımı şampiyon yaparak bırakalım bu işi. bir kere bu sevinci yaşayalım.
sonrasında ikinci yarı için sahaya çıkılır serkan sahada sov yapar ve esnafspor şampiyon olur. şampiyonluk hacı'ya armağan edilir. sonrası malum. serkan hariç takımda kimse kalmaz. hepsi yollanır teker teker. ama serkan eski arkadaşları olmadığı için hayattan tad alamaz o ayrı.
benim üzüldüğüm nokta kova suat'ın sahada olduğu kadar hayatta da golü yemiş olması idi.
hatta bi sahne vardı. sevdiği kızın serkan ile düğününde oynuyordu. orası çok dramatikti bence. ama suat gitti kendisine yanık olan o kız ile dans etti iyi mi etti? yoksa duygularını mı bastırdı? bilinmez ama dramatikti.
konusu ve kurgusu çok iyi olmakla birlikte mekan ve dönem ayrıntıları yönünden berbat sayılabilcek bir film.80 li yıllarda geçiyor film sözüm ona.ama günümüzde geçtiğini hemen hemen her sahnesinde hissettim.
dönem filmiyle ilgili her projeye çağan ırmak ı ucundan bucağından katmak lazım.iyi yapıyor böyle şeyleri.biliyor araştırıyor.atmosfer ayrıntılarda saklı en nihayetinde.
bu filmde bir blendax şişesi(eski,lacivert,pet şişeye benzeyen)vardı.bi de erkan can ın çalıştığı dükkan."kumaşçı" ya hani eskiden rağbet görürdü kumaşçılar falan.bunları da gözümüze soktular resmen.ayrıntının ayrıntıyken güzel olduğunu bilmiyormuş o vakit serdar akar.
dediğim gibi kurgu çok iyiydi.futbolla ilintili bir filmi,futbolu sevmeyen birine izlettirebilen bir filmdi.futbolu feci halde hayata benzetmemiştim hiç.
yönetmen,gemide filminde de gemiyi ülkeye benzetiyordu.bir yerlere seslenmeyi seviyor serdar akar.işte öyle.
barca'nın belkide dünyada bu işi en iyi yapan takım olduğunu gösterir. en kötü dönemlerinde bile seksen üç kez ard arda yaptğı pas eylemiyle dünya tarihine geçmiştir.
filmin giriş sahnesi olan çamurda futbol, fahir atakoğlu'nun müzikleriyle birleşince tadına doyulmaz bir görüntü oluşturmuştur.ayrıca şöhretler karmasıyla yapılan maç, rıdvan'ın doksandan dönen şutu, hacının ölümü ve suat'ın isyanı filmin unutamadığım birkaç sahnesidir.
öncelikle futbol ve hayat arasındaki felsefeyi tanıl bora'dan almak lazım kanımca. takımdan ayrı düz koşu okunmalı belki de. sadece "futbol hayata fena halde benzer" demekle koskoca film kotarılmış gibi biraz. onun dışındakiler maç içinde ezoterik eylemler.
ancak bu haliyle bile, erkan can'ın oyunculuğu insanı alıp götürüyor. onun dışında savaş dinçel'i görüyoruz, müjde ar çok da değişik değil bugüne kadarki rollerinden. hatta şöyle bir hat çizeyim kendisine: ağır roman - komser şekspir - dar alanda kısa paslaşmalar. neredeyse hepsinde de aynı kadını oynuyor. az ya da çok..
bir de maç sahneleri estetikten çok yoksundu. bunu kasıtlı yapmış olabilir emin değilim. ama mesela erkan can'ın oynadığı suat karakteri daha "kahraman" bir tipleme olabilirdi. aklıma zafere kaçış filminde rambo'dan kaleci yapışları geldi. o filmde de pele oynuyordu mesela ama gayet profesyoneldi. bu filmde tanju'nun topa vurduktan sonra güldüğünü herkes görüyor.
fikir güzel, verilen mesajlar güzel, dönem de oldukça yerinde... ancak üzerinde biraz daha çalışsaymış keşke bu "yeni sinemacılar"... birkaç sahnede kamera da görünce insan iyiden iyiye üzülüyor. bir de o nurten'in mektupları bulduğu sahne çok barizdi. bu kadar kolaya kaçılmaz... evden taşınsalar ve o mektuplar hep orada dursaydı çok daha sağlam bir hikayeye bağlayabilirlermiş.
--spoiler içerebilir--
spoiler dışı edit: tanıl bora okuması gerekmiyor serdar akar'ın, sadece oturup biraz düşünecek.. budur.
değindiği konu (futbol fena halde hayata benzer, olarak özetlenebilir) nedeniyle eleştirmeye kıyamadığım filmdir.
mümkünse mevzu bahis film, simon kuper'den, tanıl bora*'dan, bağış erten'den, ahmet çiğdem'den,ibrahim altınsay'dan ,kıvanç koçak'tan, barış tut'tan edinilen "futbol asla sadece futbol değildir" alt başlıklı futbol-hayat eksenli fikir teatilerinden önce izlenmeli. tüm bunların üzerine izlenince biraz yavan, tatsız duruyor gibi. gene de 2000 yılında gösterime girdiğini ve de tanıl hoca'nın "takımdan ayrı düz koşu"yu 2001, "karhanede romantizm"i de 2006 yılında çıkardığını unutmamak gerek.
star televizyonunun sansürden adam akıllı yayınlayamadığı film. ulan başka yayın mı kalmadı bok edip bu filmi sansürlüyorsun bu saatte? şikayet eder ama yine izlerim ve yine, yine..
edit: zorlarına gitmiş olacak ki "sikerim seni de torbayı da" repliğini tamamen saf bir şekilde yayınlamıştır. bir kere daha yamuldum lan!
suat: niye böyle oldu be abi? ben çok sevmiştim be abi. o kadar mektup gönderdim insan bir cevap yazar. benim günahım ne be abi?
hacı: bak koçum! belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. sevgililer...heh! bizim olanlar ya da olmayanlar... hepsi iz bırakır. bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. hepsi kalır! ama inan yeni izler de olacak. yaşlıları düşün... sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. ama öyle değil. heh!.. ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer... ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da resim olurlar senin gibi; kazına kazına.
yirmi küsür yıllık hayatımda izlediğim en mükemmel türk filmlerinden biridir.. tekrar tekrar izlenip savaş dinçel'i anma sebebidir.. mahallenin muhtarları'ndaki temelin nerelerden nerelere geldiğinin, oyunculuğunda aştığının resmidir.. arşivliktir, herkese izlettirilmesi gerekendir..
--spoiler--
biliyorum.. ben başıma ne gelecek biliyorum.. sizler için bir şeyler yapabildimse ne kadar iyi.. herkes birileri için bir şeyler yapmalı.. anneniz için bir şeyler yapın, olmadıysa karınız, sevgiliniz için bir şeyler yapın.. olmadıysa çocuk yapıp onun için bir şey yapın.. olmadıysa, ya da olduysa, komşunuz için bir şey yapın.. herkes için bir şey yapın.. iyi şeyler yapın.. ama onlar için iyi şeyler yapın.. başkaları için bir şeyler yapabilmek o kadar güzel ki..
o kadar güzel ki..