kadın figürünü görebilceğiniz nadir mor ve ötesi kliplerinden birine sahip olan şarkı.her konserde duymak mümkündür.harun "abimiz" topluluğu üçe bölerek nakaratı söylettirir durur.
mor ve ötesi'nin yapıp yapabileceği en güzel ve en samimi şarkı olduğunu düşünüyorum bu eserin. mvö'den aman aman hazzetmeyen birinin bile playlistine ilk 10 dan girebilmiştir ne de olsa.
hayatında bir dönüm noktası veya karar anını geçtikten sonra dinlemesi, bağıra çağıra söylemesi apayrı bir haz veren şarkı. en azından söyleyen kişi için*
nedense ben de sadece kendini kandırmaya çalışan birinin sözleriymiş gibi bi izlenim uyandıran şarkı. sanki hala deli gibi aşık olan birinin kuyruğu dik tutma çabası, kendine söylenen ama asla inandırıcı olmayan yalanlar.. adeta bir bar taburesi üzerinde mutsuzluktan geberirken elinde bi bira yanında daha önce hiç karşılaşmadığı adama gülümsemeye çalışırken sarfedilmiş sözler.. neden bu yabancıyı inandırmak için bu kadar uğraşıyordur ki? tabii ki aslında inandırmak istediği kendisidir, söylendikçe gerçek olması dilenen sözlerdir bunlar. birazdan muhtemelen hıçkırıkların arasında kaybolcaklardır...
bir insanın kendi hayatındaki insanları çıkarırken onlara söyleyebileceği en basit ve doğrudan sözlerden birini içeren, eskiden fanta cdsinden dinlediğimiz şarkı.
eğer biraz melankolik bi havadaysanız "henüz mutlu olamam" manasında algılayabiliceğiniz,
normal bi insan evladı havasındaysanız gülücükler saçarak dinleyebileceğiniz mor ve ötesi şarkısıdır.
gül kendine'nin ilk şarkısı olması dolayısıyla ve güne kahveyle başladım sözleriyle açılmasıyla sabah okul, iş yolunda dinlenebilecek, soğuk ve güneşli sabahları hatırlatacak harika şarkı.
nedense, genel kanının aksine bana pek ironik ve depresif gelen şarkı. ne demek istediğimi sözleri tek tek inceleyerek daha iyi anlatabilirim sanırım. buyurun :
güne kahveyle başladım
ağzım kuru zihnim açık
dakika bir gol bir. adam güne kahveyle başlıyor, kahvaltı yok, ağzı kuru. bu noktada aklıma ilk olarak gelen şey, cemal süreya'nın kahvaltıyla ilgili dizeleri :
'yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem / ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı'. mutluluk ve kahvaltı arasında bir bağ olduğu zaten psikoloji biliminin de ciddi şekilde desteklediği bir konu. şarkıdaki öyküyü anlatan elemanın günü sadece bir kahveyle açtığından bahsetmesinin başka bir anlamı olduğuna inanamıyorum hala.
beyaz camda görüntüler
hepsi o kadar dürüst ki
mor ve ötesi'nin televizyonla kavgası daha sonra 'cambaz' adlı şarkıda iyice ayyuka çıkmıştı zaten. 'iki gözüm eminim sen yoksun' dedikleri beyaz cama 'hepsi çok dürüst' demelerinin altında da bir ironi yatıyor sanki? (sonradan o camın bir parçası oldukları konusu apayrı)
hayatımdan çok memnunum
aşk bitti aşk aptallıktı
aşk aptallıktı. yıpratıcı bir ilişkiden yeni çıkan herkes bunu iddia eder, malum. aşkın gerçekten aptallık olduğunu düşünen ve hayatı boyunca ilişkilerden kaçmayı başaran kaç insan tanıdınız? burada bir kendini avutma yatıyor gibi gibi sanki. kedi, ciğer, mundar, aptallık. ironik geliyor bana nedense.
bir de sigarayı bıraksam
kimse tutamaz beni artık
bir de tersten ele alalım bu cümleyi: sigara içiyorum. tiryakiler 'sigarayı bırakıcam' muhabbetini ne zaman yapar, bir hatırlayalım. köpekler gibi sigara sömürüp sabah hırıl hırıl ciğerlerle uyandığımızda, boğazımız tahriş olup deli gibi rahatsız olduğumuzda. yani bu cümle aslında 'köpek gibi sigara içiyorum. sigaraya boğdum kendimi' anlamına geliyor olabilir mi? olabilir. sigara tüketimi ne zamanlar böyle abartılır? güzel.
küçük şeyler sevindirir ruhumu
hayal bile edemezdim ben bunu
küçük şeylerden sevineceğini hayal bile edemeyen bir insan hayatı boyunca büyük şeylerin peşinde koşmuş demektir sanki. küçük şeylerden sevinmeye başlaması da, büyük düşlerden vazgeçtiği anlamına gelebilir zorlarsak.
daha mutlu olamam
daha mutlu olamam
dünyanın en mutlu insanıyım demiyor ki burada! daha mutlu olamam diyor sadece. şu an yerin dibinde de olsam, daha fazla mutluluk göremeyeceğim demek istiyor belki de, değil mi? daha fazla mutlu olma yetisini kendisinde görmüyor. bu da çok neşeli, enerjik görünmesine rağmen aslında depresif bir ruh hali değil mi sizce?
yağmurlu bir akşamüstü
radyo açık, köprüdeydim
derken bir anda farkettim
başka bir hayat yok ki
burada betimlemeye ve öykülemeye girmiş, bu yüzden biz de ona ayak uyduralım. gözümde direkt boğaz köprüsü canlanıyor bu kısmı dinleyince. yağmurlu bir akşamüstü boğaz köprüsü nasıl olur? felç halinde bir trafik! elemanımız da can sıkıntısından radyoyu açmış, akmayan trafikte bekliyor. önünde, arkasında, sağında, solunda kendisi gibi yolun açılmasını bekleyen bir sürü şoför... etrafına bakıyor ve bir anda fark ediyor: başka bir hayat yok ki! herkes böyle bekleşiyor işte hayatta: trafik açılsa herkes coşacak, koşup gidecek, varacağı dünya kadar yer var, ama hayatımızdaki o sıkışıklık hiç açılmıyor! 'başka bir dünya mümkün' sloganları anlamını kaybediyor o an kahramanımız için, içinde bulunduğu boğaz trafiğini hayata benzetip 'hep böyle olacak' diyor kendi kendine. bana hala pek umutlu görünmüyor bu şarkı nedense.
durdum sustum gülümsedim
gözümü açtım ben değiştim
durmak ve susmak : kahramanımız duruyor ve susuyor. yani daha önce hareket etmeye ve konuşmaya çalışıyormuş, bunu anlıyoruz buradan. hayatı değiştirmeye, mücadele etmeye, kendi sesini vermeye çalışıyormuş. ama başka bir hayat olmadığını, yani herkesin aynı sıkışıklık içinde bekleştiğini ve hep böyle olacağını düşünmeye başladığı (yani karamsarlığa kapıldığı) an vazgeçiyor. hareket etmekten de, ses vermekten de. ve vazgeçmenin hafifletici etkisiyle gülümsüyor. üzerinden bir yük kalkıyor çünkü o an, rahatlıyor. çünkü çok istemişti güzellikleri, bu istek sırtına bir yük olmuştu. artık ulaşamayacağına karar verdi, ve o yükü attı. gözünü açtı; değişti! artık hayalleri yok.
kızdınız, siz haklıydınız
artık size gerek yok
hayatı boyunca 'öteki'lerle mücadele etmiş (mor ve ötesi'nin öteki kavramına verdiği önemi anlamak için küçük sevgilim'deki 'onlar bilmez' vurgusuna dikkat etmemiz ve ayıp olmaz mı'nın sözlerine bakmamız yeter) ve onlara saçma gelen hayalleri yüzünden tepkiler görmüş bir adam. vazgeçiyor ve hayalleri yüzünden kendisine kızan 'öteki'lere 'haklıydınız' diyor. vazgeçti. artık onlara da gerek yok. çünkü artık o da onlardan biri. ve iyiyi istemediği için kötülüğe de gerek yok (harun'un zıtlıkların diyalektiğine gönderme yapan bir diğer şarkı sözü de 'hayat'taki 'yalan diye bir şey yok' dizesi gibi sanki, ayrıca harun tekin'in felsefe mezunu olduğunu da unutmayalım), zaten artık her şey kötü.
küçük şeyler sevindirir ruhumu
hayal bile edemezdim ben bunu
aynı dizelere ikinci vurgu.. artık bir anlamı daha var : 'büyük hayaller gerçekleşemeyeceğine göre ben de sizin gibi küçük hesapların, küçük düşlerin adamı olmaya başlıyorum. bunu hayal bile edemezdim!'
daha mutlu olamam
bu akşam
daha mutlu olamam
vazgeçiş gecesi... artık 'daha mutlu olamam' cümlesi iki anlamlı : hem vazgeçişin rahatlığı var, üzerinden yük kalktığı için çok hafifledi, hem daha büyük mutluluklardan vazgeçti. hem de zaten daha fazla mutluluk yaşamasına imkan yok.
* * *
gül kendine albümündeki sözlerin büyük kısmındaki ironi, bu şarkıya da tam anlamıyla yansımış, benim fikrimce. bahsettiğim ironinin doruk noktası için, doğru yanlış adlı şarkıyı incelemekte fayda var. ayrıca, bir mvö şarkısını sylvia plath şiiriymişçesine uzun uzadıya incelediğim için kendime de selamlarımı gönderiyorum buradan. boş adamım evet.