dün maçta yancı teriminin hakkını veren insan.. sigara, fotograf makinesi gibi değerli eşyalarımı hakkıyla taşıdı.. hatta devrede tinerci gibi 'abi sigara versene bi tane' diye de koşturdu beni peşinden..* maçta foto da çekmeyi ihmal etmemiş sağolsun..
bu arada gitarın peşini bırakma yakışır..*
binbir gece masallarından fırlamış bir yazar.şöyle güzel bir kaftan alıp üzerinde denemeyi düşünüyorum.her an anlat bakalım şehrazat diyecek bir havası var.bunların yanında mütebessüm,sevimli mi sevimli bir kişilik.bir de yancılık müessesini bir yaşam felsefesi olarak görmekteymiş.yancıların günlük yaşamdaki fonksiyonları göz ardı edilemez zaten.
mükemmel geçen itü sözlük altın zirvesinin mükemmel insanlarından.o kadar hoş sohbet biridir ki insanın konuştukça konuşası gelir.*
kendisinden öğrenecek çok şeyin olduğuna inandığım ve daha iyi tanımayı istediğim iyi insan. her ne kadar kendisine ve captain cenk sparrowa nick değişimi ya da imaj değişimi konusunda tavsiyelerde bulunsam da ciddiye almamak konusunda kendisine hak verdiğim tarz sahibi biridir.
dilenci çingen veledin abi sen kız mısın, o ne öyle sürmeler falan diye darladığı, sonra da dönüp abi yakışıklı olmuş da, ne bileyim kızlar sürmez mi onu diyerek bi posta daha darladığı, velev ki öyle olsa bile bir gözüne bant takıp "arrrr!" diye bağırsa yedi düvele nam salacak korsan insan.
çok süper adam.canayakın,dost canlısı,makaracı,kanka mode on vs vs.benim gibi esprili basket oyuncusu ekolünden geliyor.çakal bir kişilik yalnız.lucas scott vs nathan scott zirvesi vesilesiyle maç edeceğiz.verdik eline topu atsın diye ısınırken.yalandan potaya yetiştiremiyorum ayağı yapıyor.maç bir başladı değirmen diye tabir ettiğimiz turnikelere başladı.neyse maç sonrası ney olayına girelim dedik.yalan oldu o iş.sonra dedik takılalım bari.yedik,içtik,eğlendik hoş beş ettik.ama şunu yapmayacaktı.elin isviçrelisi önünde benimle kenan doğulu'yu tartışmayacaktı.adama laf etmeyecekti.bir kenan vardı canı sıkılan günlerini,örovizyonu ne çabuk unutmuş.ha bir de manyak bir kişilik.antimetrobüsyen kişilik bozukluğu başlangıcı belirtileri var kendisinde.
mis gibi yuvarlak topu var. hem de basket oynabiliyor. gerekli vasıfların hepsine sahipken şimdiye kadarki basket zirvelerimize gelmemesi sebebiyle kendisini kınıyor, bundan sonraki her zirveye gelmesi konusunda kendisine meşe odunuyla baskı yapıyorum. maçan yiyosa gelme olum*
genel kabul görecek tanım: altıncı nesil itü sözlük yazarı.
subjektif tanım: iyi niyetli ve sabırlı bir zirve organizeytırı, makara muhabbetlerin mimarı, foremani, amelesi(kabaca lan kızma)...
bu adamın simasında bir rocker gördüm ben ama öyle "metalciyih, çok pis kafa sallarız" türünden değil... sınırları olmayan bir rocker. hani yeri gelip bir köy türküsünü dinleyebilecekken, yeri geldiğinde bir tasavvuf eserinde demini bulacak türden. en azından ben böyle bir kalıba soktum, yanılıyorsam affola... çok derin konuşamadık belki. yemek masasında veya çay faslında uzak uçlara atanmış olmamızın da etkisi yadsınamaz. o masanın bir ucunda yol tarif ederken telefondaki birinci nesil arkadaşımıza (wildboy) yol tarif ederken, şahsım bir uçta amerikan nargilesinin ne olduğunu açıklamaya çalışıyordum...
umarım ki bir ara tekrar bir araya gelir ve daha derin muhabbetlere oksijen tüpü olmaksızın dalarız... bundan ümidim var. ancak ramazan bayramına dek dışarıda iftar etme limitimi doldurmuş bulunmaktayım. zira valide fazla sitemkar bu haftanın sonuna yaklaştığımız şu saatlerde. kırmamak gerek...
kal sağlıcakla şimdilik... telefon numaran elimde ve ayağını denk alman gerektiğini söyleme gereği duymuyorum bile...
kendisiyle gerçekleştirdiğim kısa bir sohbette çok ilginç bir detay fark ettim. yaşıtları* almış başını gitmiş, 2000 giriye merdiven dayamışken onun sadece 362 girisi var (istatistikler gece 12'de güncellenir).
yine yaşıtları eksi statülerde dolaşırken ve önceki nesiller tarafından topa tutulurken bu arkadaş sessiz sedasız 562 (yazıyla beşyüzaltmışiki) statü yapmış. kendisi her ne kadar daha iyisi var dese de gördüklerim arasındaki en iyi giri/statü oranı onda. tebrikler.
ayrıca çok eğlenceli birisi. çocuk ruhluyum filan diyor ama bildiğin çocuk bu. bir gün unutacak, bir girisinin sonuna smiley koyacak, işte o gün uçtuğu gün olacak. ayaanı denk al çocuk.
ilk görüşte metalci bir genç sanıp onun hassas duygularını etkilememek için ceketimi ilikleyip, saygıda kusur etmeden kendisini gözlemlediğim, sonrasında akıbetin aslında çok farklı olduğunu görüp canayakın tavırlarıyla kendimi daha çok ortama ait hissettiren nevi şahsına münhasır 21. yy. erkeğidir.
ilk görüşte satanist bir genç sanıp kendisinden ürktüğüm aslında samimi,sempatik,şakacı,komikçi,makaracı,anoreksiyanın sınırlarında, her mekanda çeşitli esnaflarla illa bir tanışıklığı olan, her eve lazım bir yazar. nüfusunuza geçirin pişman olmazsınız o derece..
(bkz: yes man) bir şeye de hayır dediğini hatırlamıyorum.
bir reklam vardı mehmet okur'un oynadığı. küçükken bir kazana düşüyordu da o yüzden böyle uzun boylu oluyordu. reklamın sonunda da reklamı edilen şeyi küçük çocuklar şıplata şıplata yer iken mehmet okur "bana yok mu?" diye soruyordu. çocuklardan biri de "sana yok, sen kazana düştün" diye cevap veriyordu.
ahan da o reklamda kazana düşen çocuk bu adam! şeker kazanı, çikolata kazanı gibi...
bir sonraki görüşmemizde karşısına geçip deliler gibi çikolata ve şeker yiyecem. masum masum bakıp "bana yok mu? :/" diyecek. ben de gülecem şeytani sımaylilerimle: "nihohoho! sana yok. sen kazana düştün!"
taşı toprağı altın istanbul'da kaybolmadan ben, adaları görmemde büyük katkısı ve emeği geçen, kabataş vapur iskelesine saçları güneşle ahenkle dans ede ede gelip beni bulan, film yıldızı gibi adam.
önceden hazırlanmış bir sürprizimsi şakaya sonradan dahil olmasına rağmen, tüm detaylarıyla öylesine ilgilendi ki, artı biri olmamı kabul etmesini geçtim, sabahın köründe aradığımda onu ve ben şurdan binip şuraya gidiyorum, neye bineyim, nasıl edeyim yakarışlarıma bile -sabahın köründe- metanetle yanıt vermiş, üstüne üstlük "ben seni karşılarım vapur iskelesinde" diyerek gözümde gülücüklü ışıkların parlamasını sağlamıştır...
sonra ne mi oldu?
iskeleye önce ben geldim; ama saçlarından tanıdım yine de onu, sonra bir anda iş arkadaşı oluverdim. ismim değişti birden: artık özgeydim.
zirveye katılacakların masasına doğru ilerlerken telkinde bulundum kendi kendime: ben özgeyim, ben özgeyim.. o da bana eşlik etti: sen özgesin sen özgesin...
sonra işi(miz) hakkında bilgiler verdi sıkılmadan; anlat dedim, bizim şirket nerede, ne iş yapıyoruz biz... tüm detayları sıkılmadan anlattı -ki sohbetine diyecek yok- vapurda geçirdiğim eğlenceli dakikalar yanıma kar kaldı... alt tarafı bi şakaydı bu, ve o da bizim gibi ciddiye aldı...
benden uzak mesafede kaldığı zamanlarda sms ile destek oldu hep bana.. halimi hatrımı sordu: "nasıl gidiyor artı birim?"...anladım ki vefa böyle bir şeydi işte...
bir gün yetmezdi elbet tanışmaya, sohbet etmeye; ama yıllardır tanıyormuşum hissi uyandıran güzel yüreğin de olmasa o günüm o kadar eğlenceli geçmezdi belki de...
daima artı biri olarak kalabileceğimsin... dost......
yaklaşık 2 saat önce görkemli bir kapanış töreniyle noktaladığımız "data wars attack of the externals" zirvesinin evsahibidir. mecaz değil lan, harbiden evsahibiydi adam, zirveyi evinde yaptık.
katılımın beklenenden az olması (toplam 2 kişi) havanın yağışlı olmasıyla (yalan) alakalı olsa da yoğun trafik nedeniyle ulaşamayanlar olduğunu zannediyorum. (kuyruklu yalan, ev metrobüs durağının dibinde)
iyi adam lan bu, çay demler, kahve bile yapar misafirine, muhabbetine diyecek söz yok zaten, kırk yıldır tanıdığınızı zannedersiniz.
ya bir insan hep mi pozitif olur? bu insan hep gülüyor. o güldükçe ben de gülüyorum. ona da söyledim bulaşıcı galiba dedim yine güldü *
malum pastayı yapıcam. onun dilimini ise neye mal olursa olsun o gelene kadar dış etkenlerden saklıcam. gözüm gibi bakıcam o yiyene kadar * bu arada saçlarına da hastayım! evet kıskanıyorum!