bunu mümkün kılabilecek olan şeyin herhangi bir milletin diğer herhangi bir milletten üstün olabilecek doğrusal zekası değil bu zekayı ortaya çıkarabilecek olan bir sistemin var olması meselesidir. yani tutup ta bir japon'un ya da bir amerikalı'nın yahut bir alman'ın bu gibi bir beceriyi göstermesinin nedeni salt bu zekayı ayırt eden, seçen, yönlendiren ve tabiatında hür kılan eğitim sistemleridir. diyeceksiniz ki sistem denilen şey de zeka örneği değil midir? evet sistemde bir zeka örneğidir. ama siz de bilirsiniz ki her şekilde çoğunluk azınlık tarafından yönetilir ve bazen bizde de olduğu gibi bu azınlığın kıt zekâsına tamah eder durumda kalınabilir (yani tek şansınız ya da şansızlığınız bu kertede sizi yöneten zekanın niceliği dolayısıyla niteliğidir) ve işte bu zekâdan yoksun sistem koyucuların kurbanı olarak sistemin az gelişmiş olmaya mahkûm kurbanlarına dönüşerek birinin gelip bu döngüyü kırmasını bekleriz. esasında bu biraz bize özgülüktür.
demem o ki olağan üstü sayılması gereken şey ya da durum 12 yıl okumuş bir bireyin okuduklarından dirhem bir halt anlamadan mezun olması; yine kalıpsal bir şekilde aldığı bir üniversite hazırlık eğitimi ile çoğunlukla herhangi bir üniversitenin herhangi bir bölümüne herhangi gereksiz bir amaçla kapağı atmayı düşlemiş olarak gelmesi ve nihayetinde yine ne hikmetse bunu da bitirerek yaşamımızın tam ortasında okumuş cahiller kitlesi içerisinde yerini almış olmasıdır. üstelik buna rağmen biz ha bire ilk ve orta öğretimde içini
boşalttığımız bu kafaları üniversitelere adam olsun diye
doldurmaya gayret eder dururuz.
esasında biz de bu durumun önemli meselelerinden biride çoklu zekânın göz ardı edildiği eğitim durumlarıdır.
gardner’in çoklu zekâ kuramı der ki: kişilerin bir çok zekâya birden ya da ayrıcalıklı yani tek bir alanda sahip olabileceği, bunu dışında bizde ki gibi “sayısal zekâsı güçlü olan akıllıdır sosyal zekası (ki bizde böyle bir tanım bile yoktur) zaten gereksiz tip öğrencidir” gibi bir durumun ise kanıtlanır bir tarafının olmadığından bahseder. oysaki gardner abimiz zekâyı bizim bilmediğimiz bir şekilde -ne hikmetse- 8 ayrı gruba ayırmış ve üstelik bu, her bir zeka türü birbirinden ne üstün ne de aşağı değilmiş. bunlar sırasıyla: sözel – dil zekası, mantıksal–matematiksel zeka, görsel–uzaysal zeka, müziksel–ritmik zeka, bedensel–kinestetik zeka, bireyler arası zeka, bireyiçi zeka, doğacı zeka.
durum o dur ki ümit ediyoruz, şimdilerde bu o dâhilerin çıkmasına olanak sağlayan yeni tarz yaklaşımları bünyelerinde ki eğitim fakültelerinde yeni nesil öğretmen adaylarına okutan ve anlamlandırılması için gayret veren üniversitelerin bu çabaları işlerlik kazanır ve biz artık bu iki kutuplu eğitim bölüğünden kurutularak geniş ve ferah dimağlarda at koştururuz ve de öyle çok dahi çıkmasa da en azından kendilerini tanımlamış ve farkındalığı yüksek bireylerin yetişmesine hız ve nicelik kazandırılır.
eğitim şart ancak amma velakin önce iyi bir eğitim sistemi şart. umarım bir gün...
(bkz:
7 çok geç)