dünyadan insan manzaraları   

adana çık aradan

  1. (bkz: california güneşinde yanmış bacaklar)

    edit büdüt: başlık üstüme şey olmuş. burada öyle giriler vardı ki silen moderasyona ağız dolusu küfür etmemek elde değil. yaşam koçumuzu elimizden aldılar.
    (iki blok otede, 28.08.2006 15:24 ~ 04.12.2006 22:26)
  2. acı edebiyatı yapmak hoş olmamakla birlikte, anmazsam hakları üzerimde kalacak olan, şuanda dünyanın dört bir yanında açlık, hastalık, sefalet ve savaş altında inleyen, son nefeslerini veren ve aslında hepsi bizim gibi insan olanların arka planda ayrıntı olarak işlev gördüğü manzaralardır.

    bunların ayrıntı olarak kalması gerekir, zira ana plana çıkarsa sürekli, biz "diğerleri" insanlıklarından utanabilirler... ayrıntı olarak kaldıkları sürece, manzaraya bakanlara acıma duygusunu yeterince tattırabilecek (gariptir ama bu da bir ihtiyaçtır) evet bu ihtiyacın karşılanmasına vesile olacak ve biz "diğerlerinin" kendimizi iyi hissetmemize yarayabileceklerdir.

    dünyanın garip döngüsü maalesef böyledir.
    (neyapmali neetmeli, 28.08.2006 15:34 ~ 19:02)
  3. prag'ın kaliteli bira ve patates kızartması kokan "old town"ında aylak aylak dolaşıyor, sırtıma vurup oradan ruhuma akan akşam güneşinin ve bilmediğim bir yerdeki kimsesizliğimin tadını çıkarıyordum. etrafımda eskiden kalma bir dans gösterisi sunuyormuş gibi dönüp duran pastel renkler, yıllardır iyileşmeyen yaralarımın üzerine konuyor ve şefkatli gaga darbeleriyle tedavi ediyorlardı adeta. sonra omzuma bir el dokundu, geriye dönüp bu gizemli elin sahibesiyle göz göze geldiğimde, su gibi güzelliğinden büyülenmiş, öylece kalakalmıştım. meltem esintisi gibi nefesini yüzüme vererek, anlamadığım bir dilde bir şeyler söyledi.
    - ben de, ben de seni seviyorum, dedim, hem de binlerce yıldır!
    - do you speak english?
    - yes, i do, dedim, and i love you too.
    - you are a fool, dedi ve şuh bir kahkaha atarak omzumdaki ceketin cebinden yere düşmek üzere olan pasaportumu gösterdi.

    bu olayın neden olduğu kısa şaşkınlıktan kurtulur kurtulmaz karnımın acıktığını hissedip, ismini beğendiğim ilk restauranta daldım. yüzümdeki iyimser gülümseme hemen karşılık buldu, insanlar gülümseyerek karşılık verdiler. iri cüsseli ama sevimli garsona; köfte, patates ve biradan oluşan siparişimi verdim. daha çok, mutluluk olarak tanımlanabilecek bir hüzünle, yavaş yavaş bitirdim yemeğimi. doymadığım için, cebimdeki karper peynirlerden birini çıkardım ve bizim köy ekmeğine benzeyen çek ekmeğiyle yedim. yan masadaki kızlar, "yabancı olduğunuzdan eminiz", dediler gülümseyerek. biramın son yudumunu içerken, elimle havaya çizdiğim bir zorro işaretiyle hesabı istedim garsondan. 220 euro tutan hesabı kredi kartıyla ödedim, kapıdan çıkarken "bir kuru köfteye 220 euro, szin amınıza koyim" dedim.

    prag, dünyadaki orospu çocuğu nüfusunun en yoğun yaşadığı şehirdir. buna rağmen, yaşamın tıknaz muhterisliğiyle savaşan ama başlarını dik tutmaktan vaz geçmeyen bilgelerin, derin ve hüzünlü bir nefes alabilecekleri nadir şehirlerdendir.
    (iki blok otede, 28.08.2006 16:33 ~ 09.01.2007 00:11)
  4. (bkz: memleketimden insan manzaraları)
    (ya moor, 28.08.2006 23:47)