ülkelerin sözümona uluslararası örgütlerde aradıkları şeydir. bu örgütlere güvenmeyenler de kendi yağlarında kavrulma derdiyle altefnatif olarak
bağlantısızlar hareketi'ne yanaşırlar. ama her biri ayrı ayrı bilir ki, dünya barışı esasında elinde sermaye cihazlarını bulunduran kurumların, ama en çok da devletlerin güdümündedir; onlar "ol" derse olur, "olma" derse olmaz. ve nedendir bilinmez -bilinir de aslında ama- o sermaye güdümlü muktedirler hiçbir zaman şöyle içlerinden gelerek vücut bulan bir "olsun" u çok görürler dünya barışına.
hayal dünyası işte.. hani dünya barışı gerçekleşse de, petrolleri, madenleri, onlar kimin toprağından çıkıyorsa o kişiler işlese, parasını onlar kazansa. ne bileyim,
kyoto protokolü gibi gereksiz (!) sözleşmelerin gereklerini yerine getirmemek için en kirli üretimlerini güney afrika ülkelerine kaydıran ülkelere o afrika ülkeleri "dünya barışı adına ülkemi terket" filan dese. sonracığıma, isteyen ülke istediği gibi özgürce varlığını sürdürürken, tarihe saplanıp kalan histerik arzularını bugünün parasal kaygılarıyla harmanlayan bazı adı lazım değil ülkeler sınırlarını bilip o sınırlar içinde yaşasa.. yok, darlandım ben. bu dünya barışı denen şey gerçekleşirse görünen o ki dünyanın düzeni bir hayli değişecek. ne bileyim, aksiyondur, atraksiyondur, vesairedir, hiçbirşey kalmayacak. hırs, gözyaşı, kan, ölüm filan olmayacak dünyada. o zaman dünya da çok sıkıcı bir hal alacak. böyle kalsın en iyisi. var o büyük devletlerin bir bildikleri.