hayvan gibi basınç ile çalışabilen deli manyak aletler. patladıklarında mutfak süfer oluyormuş, görenlerin yalancısıyım. pişen tavuklar resurrect olup duvar/tavanlara tırmanıp, pencereden dışarı uçuyormuş. bir arkadaşımdan, milli istihbarat teşkilatı bu aletleri potansiyel metafiziksel kapasitelerinden ötürü incelemeye almıştı diye duymuştum.
- abi şey dicem
+ de de
- ya korkuyorum ama
+ noldu
- mit falan dedin de, serbest çağrışım...
+ söle çekinme
- trafik polisi?
[bu serbest çağrışım sekansında hiç bir ikinci kişilik zarar görmemiştir]
uzak doğu'dan doğan bir felsefenin ürünü,fransız patentiyle sofralara kurulalı 50 yıldan fazla olsa da,yüksek basınçta,birden fazla yemeği düşük enerjide üretmeyi sağlayan icat ancak bu yazın başında küba'da kullanılmaya başlanmış ve hala eski teknolojiden yararlanan küba'da mutfak devrimini gerçekleştirmiş..
ilk buharlı makinanın mucidi sayılabilecek ünsüz mucit denise papin tarafından icat edilen alet. muciti, bu aletin yanında onlarca şey icat etmiş olsada beş parasız ölmüştür.
mutfak aletleri sınıfının, akıllı ev aletleri familyasının, düdüklüler alt varyetesinde yer alan, yemek pişince düdüğünü kullanmaktan çekinmeyen, temel ses aralıklarından 3'ünü kullanabildiği gözlemlenmiş, nota bilgisi aşılandığı takdirde sahnelerde bateri, ve gitar ve vokal üçgeni arasında yerini alması kaçınılmas olan, yeri geldiğinde ev halkını hüzünlendiren, yeri geldiğinde ise sevince boğan ( açıklama : yaptığı müzikten ziyade içinde barındırdığı besin maddelerinin lezzetiyle ) annemin kadim dostu olarak anılan, düdüğüne kurban olunası, sesizliği yadırganıp kapalı dolaplar arasına kapatılası, bütün aile bireylerini toptan yok etmesi amacıyla, nüfus aile planlaması tarafından evlere sokulduğunu düşündüğüm, bu haliyle prezervatife bile alternatif olması mümkün kılınan, parça tesirli tencere.
çok faydalı birşey çok...
hastası olduğum yemeği yapmak için girdim bir gün mutfağa. 3 saat ateşte bekledikten sonra hala sert kalabilen fasulyelere bakıp annemin bu mereti yarım saatte nasıl pişirebildiğini düşündüm. "acaba baharatla mı pişiyordu" deyip* baharat atmak, "lan çok mu büyük bunlar" deyip* fasulyeleri ortadan ikiye bölmeye çalışmak gibi birkaç başarısız denemeden sonra düdüklü tencere adında bir icadın varlığını hatırladım. züccaciye dükkanına gidip fiyatını öğrenince de fasulye yemekten birden vazgeçtim hatta tiksinmeye başladım. zaten gaz yapıyodu. hem yalnız da yenmiyo pilavıydı salatasıydı...
(bkz: anne haftasonu geliyorum fasulye yap bana)
bu kadar müyendiz arasında daha çalışma prensibini yazan olmamış. belki bilmeyen olamayacağını varsaydıkları içindir. ben gene de yazayım. efendim kaynama noktası bir sıvının buhar basıncının atmosfer basıncına eşit olduğu basınçtır. sıcaklık arttıkça buhar basıncı artar ve atmosfer basıncına ulaşınca da sıvı halden gaz hale geçer. bu tencerenin yaptığı tek şey de su ısınırken oluşan basıncın dışarı kaçmasını engelleyerek tencerenin içindeki basıncın artmasını sağlayıp suyun daha geç kaynamasını sağlamaktır. böylece suyun sıcaklığı 100 dereceyi geçse bile kaynamaz (genelde 125 dereceye kadar çıkar) ve yemekler daha çabuk pişer. hem enerji tasarrufu sağlar, hem neredeyse bütün mikroorganizmaların öldüğü kabul edilen 103 kilopaskal, 121 santigrad derece sınırını geçtiği için (bkz: otoklav) yemekteki olası mikroorganizmaları öldürür, hem de daha kısa sürede pişirdiği için yemeklerin besin değeri daha yüksek olur. faydalı bir eser vesselam
bilmeyenlerin kullanması oldukça sakıncalı bir mutfak aletidir...
şöyle ki;
birgün karadenizli bir öğrenci karalahana yemeği yapmayı kafasına koyup bulduğu masum bir düdüklü tencereyi bu eylemine dahil etmiştir. aslında herşey gayet usulünce ilerlerken, öğrencinin yemeğin piştiğini düşünüp tencerenin kapağını daha basıncı tam anlamıyla dışarı vermeden açmaya kalkışmasıyla bir bomba patlaması tadında ,apartman dışındaki tüm kargaların birdaha o eve gelip balkonuna pisletmeyecek kadar korkutup kaçırır.
aynı şekilde yüreği ağzındaki cahil öğrencimiz kendisine birşey olmamasına dua etmek için elini açtığında avucuna bir iki doğranmış karalahana yaprağı düşer... kafasını korkarak kaldırdığında ise tavanın beyazının karalahana yüzünden görünmediğini farkeder...
elinden geldiğince temizlenir ama tam anlamıyla çıkmaz. bir sene boyunca ev ahalisinin kafalarına ara sıra yağmur damlası düşer gibi karalahana yaprağı düşer....
bir dönem baya bir moda olmuştu bu tencere ve o sıralar babamın görev yaptığı köyde kadınlar sözleşmiş gibi bir-iki hafta içinde aldılar bu tencereden. izleyen iki haafta içinde ilginç diyaloglar yaşanmaya, garip haberler gelmeye başladı;
-duydun mu? duydun mu?
+neyi?
-fatmaların tencere patlamış, mutfak rezil olmuş.
+aaa dün gece de eminelerinki patlamış, az kalsın çocuğa kapak oluyormuş.
-ay ay ay kadriyeninki de çok ses çıkarıyormuş, kocası kızmış kullandırtmamış bir daha.
çok da korkulmaması gereken objedir. düdük kısmıyla içindeki hava boşaltılır düdükten yavaş yavaş ya da daha kolaylık olması açısından önce çeşmenin altında soğuk suyla buluşturulur. sonra düdük dikey vaziyete getirilir yavaşça. ondan sonra da kapak açılabilir.
not: patlayan düdüklü tencerelerden mesuliyet kabul etmem. sen şöyle demiştin bak yüzüme patladı diye gelen olursa hesabımı kitler, kaçarım.
fizik dersinde ince ince anlatılan belki de tek mutfak eşyasıdır. bu özelliği sayesinde mutfaktaki diğer arkadaşları arasında gayet itibarlı bir yere sahip olduğu düşüncesindeyim.