belki ilginizi çeker
  1. · emrah koş yoksa düşersin
  2. · caer
  3. · uçağın düşmesi anında yapılacaklar
  4. · ergenekon operasyonu
  5. · kandırılmak
  6. · hayat boyunca yapılacak eylemler
  7. · ıssız bi adaya düşseniz yanınıza alacağınız 3 şey
gündem
  1. · sözlük yazarlarının itirafları
  2. · google wave
  3. · 27 kasım 2009 bursaspor galatasaray maçı
  4. · okan bayülgen
  5. · aşk
  6. · dünyanın en seksi şarkısı
  7. · 25 kasım 2009 manchester united beşiktaş maçı
  8. · banu alkan ın üstsüz suya girmesi
  9. · kaçın lan sahibi geliyo

düşmek  

  1. internet bağlantısının kopması anlamına da gelebilir.
    (skubidu, 01.01.2005 22:46)
  2. yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
    (bkz: tdk)
    (skubidu, 01.01.2005 22:50)
  3. aniden uyanmaya sebebiyet veren rüyalarda sık sık rastlanan olgu, özeelikle stresli zamanlarda olur... uykuya tam dalmışsınızdır ki, bazen yüksek bir yerden düşerken tam yere vuracağınız anda uyanırsınız kabustan, bazen de ne olduğunu anlamadan yataktan düştüğünüzü zannederek kısa süreli ama kuvvetli bir titremeyle uyanırsınız...

    diğer açıdan da bir de gerçekten yataktan* düşerseniz de uyanabilirsiniz, o da mümkün ama bu durumda uyanmayabilirsiniz de...
    (8844455, 02.01.2005 04:34 ~ 04:40)
  4. gülmeye başlamakla doğru orantılı kurulabilecek durumdur.
    (gülümsün, 17.03.2005 21:11)
  5. hayatın gittikçe kötüye gittiği sancılı dönemlere de denebilir. en büyük etken takıntıdır muhtemelen. insanı geçmişe bağlayan bütün bağlar ve getirisi olan bütün hırsların doğal sonucudur adeta. hiçbir şeyi umursamadan havada süzülürken bir gün adamın teki gelir ve kanatlarınızı tek hamlede kırıp elinize tutuşturur. kendinizi mahkum gibi hissedersiniz ve kendi içinize doğru durmak bilmeyen bir düşüş başlar. yere çakılamazsınız bir türlü, bir sonuç bir sınır hiç bir şey yoktur. dibi görme lüksüne sahip olamamaktır.
    (lucifersheritagename, 26.06.2005 03:33)
  6. bazı kimliksizlerin down oldum dediği eylem, durum.
    (ufkabakan81, 26.06.2005 09:54 ~ 09:54)
  7. (viola, 26.06.2005 10:21)
  8. bazen bile bile yapılan bir eylemdir....
    (bkz: bilerek tuzağa düşmek)
    (beni de alın, 20.03.2007 16:20 ~ 23:09)
  9. (madalyonun güzel yüzü, 20.03.2007 17:35)
  10. aldanmak yada aldanılabilecek bir duruma girmek

    - dur düştü bi tane daha işe koyulalım

    - nasıl düştüm ben o duruma ulan !
    (rene, 25.05.2007 20:10)
  11. "uçak şimdi
    düşüyor"
    dedi yanımdaki.
    düşmenin bilmesem
    inmek olduğunu
    azerice'de
    herhalde o saat
    yüreğime inerdi.

    ataol behramoğlu
    (bençokayrılıklaryaşadımoyüzdenherşeyibitişikyazdım, 21.06.2007 16:36)
  12. yerler buz tutmuşsa ve heresiniçinde (en kötü ihtimal hoşlanılan karşı cinsin de ortamda olması)yolda yürürken gerçekleşirse insanı şebek durumuna koyan fiil.
    (cwen, 21.06.2007 18:01)
  13. mutsuzluk kaynağı olan eylem.şanssızlıktır ve dikkatsizlikten kaynaklanır.

    örnek:

    hoşlandığı kızla ilk kez dışarıya çıkan çocuk "mc donald's"da yenecek ilk yemeğin tepsilerini elinde taşır.nezaket olsun diye iki tepsiyi birden o almıştır.
    gelişen olayların heyecanıyla tek saniye ara vermeden "ne yapmalıyım?", "ne konuşmalıyız?" gibi soruları aklından geçirirken,insanlar bu düşünceleri çocuğun tedirgin bakışlarından-eksiksiz-anlarlar.üst katta daha rahat olacakları için merdivenleri çıkmaya başlarlar..altıncı basamaktayken bir gürültü kopar.ardından o hareketlilikle gazı kaçan kolanın hışırtıları duyulur.yerde sarı çizgiler pateteslerdir,üç parça ekmek ve 2 parça köfte de big macten kalanlardır. kız olduğu yerde durur,şaşkındır.çocuk dikkatsizliğine mağlup olmuştur.
    "sıçtık!".lafını etmesiyle ikinci bir dikkatsizlik ve tekrar düşüş.bu sefer gözden tabi..

    etraftakiler düşene güler..
    (slowmotion, 06.02.2008 02:22 ~ 29.03.2008 17:51)
  14. yıllar öncedir. nephthys o zaman mutfak dolabına sığacak kadar küçüktür. bahar yavaş yavaş sıcaklığını hissettirmeye başlamıştır. bahar temizliği olgusu her evde olduğu gibi nephthys in evinde de annenin ısrarlarıyla başlamıştır. yorganlar yıkanmaya, yerler silinmeye başlamıştır. annesi nephthys in yorganını küvete koyar, küvete de bir güzel deterjan atar. böylelikle kirler yumuşayacak, bekleyip daha kolay çıkacaktır.
    neph annesinin işini kolaylaştırmak ister. küvete girer şarap ezer gibi yorganı bir güzel eğlene eğlene ezer. yaklaşık on dakika kadar sonra sıkılır artık bu oyundan, çıkmak ister. ayağını yere koymasıyla, deterjanın etkisini göstermesi bir olur. bir anda ne olup bittiğini anlamadan kendini yerde lavaboya sarılmış bir durumda bulur neph düşmemek adına son bir hamleyle lavaboya sarılmıştır; ancak o da kendisini hayal kırıklığına uğratmıştır. yerde cenin pozisyonunda lavaboyla birlikte yatmaktadır. çıkan patırtıya ilk olarak daha yakında olan baba koşar, kapıda durur, yerde yatan evladına bakar ve panikle seslenir:
    ++ (annenin ismi telaffuz edilir) koş kooş çabuuuk çocuk düşmüüşş!!!
    kendisi kaldırma zahmetine girişmez. sadece sorular sorar "nasıl oldu, bir yerin ağrıyor mu?". bu sırada neph hala yatmaktadır.(neden bilinmez) anne gelir, yavrusunu kaldırır. baba hala soru sormaya devam etmektedir.

    (yaklaşık her şey 5 dakika içinde olup bitmiştir, babanın ailedeki görevi haberciliktir,anneyse harekete geçendir)

    he bir de tanım lazım idi: ayakların basılan zeminle temasının kesilmesi, kısa bir süre için de olsa yerçekimine karşı gelebilmek.
    (nephthys, 26.03.2008 20:29 ~ 28.03.2008 16:04)
  15. üfdade hazretlerinin rüyasında gördüğü ve bir süre sonra da ismi olan eylem...dolaşır bursa'nın en kuytu köşelerinde hüzünle...
    hocam gelir aklıma ve fısıldar bir ses:
    "düşmeden önce düşün ki sonra neden düştüğünü düşünmeyesin..." der.

    düşmez kalkmaz bir allah diyerek tozumu silkelerim ben de ve sago bağırır içimden:
    "bu abi yerle çok sevişti.
    düşmek hiç ayıp değil, kalkmasını bil!..
    ve acele et şu gözyaşını sil!"

    açarım kitaplarımı yeniden bir umutla...
    aliyanın özgürlüğe kaçışı bir şiirle başlar :

    düşer yapraklar, düşer sanki uzaklardan ,
    gökyüzünde uzak bahçeler mi bozulmuş ne;
    düşerler gönülsüz doğanlar gibi.

    düşer geceleyin ağır gökyüzü de
    yanlızlığa, bütün yıldızlardan.

    biz hepimiz düşeriz.düşer bu el, bak.
    gör başka şeyleri de: bu, hepsinde.

    ama var biri, bu düşmeyi ellerinde
    tutar ,sonsuz yumuşak.
    rainer maria rilke (çev: a.turan oflazoğlu)
    (ctrl z, 31.03.2008 09:55 ~ 02.04.2008 09:51)
  16. (closer, 31.03.2008 14:30)
  17. değer verip her şey dediğinin, değer vermeyip kimse demesidir.
    (evolet, 09.02.2009 15:15)
  18. (8yaşındaysanızveaşıksanızhayatgerçektençokgüzel, 08.04.2009 20:57)
  19. "bir elma yuvarlanarak yanaştı bakışlarına."

    elmaları çok severdi ufak kız. yaz aylarının geldiğini anladığı zamanlar, elma yiyeceğinin sevinciyle dolardı içi. anneannesi öğretmişti, mevsimlerden yaz aylarında erişirdi elmalar. güneşte yanaklarınıh iyice kızartmaya başladığı aylarda anlardı ki, mevsim yaza ulaşmak üzere. bunu da anneannesi söylemişti. ayların adlarını ezberleyemeyince, "yanakların ne zaman al al olmaya başlarsa sıcaktan, o zaman yaz gelmiş demektir." demişti. o da bunları aklında en değerli bilgiler olarak saklamıştı her daim.

    köylerinde birtane elma ağacı vardı. yaz aylarında kızaran elmaların ağırlığıyla eğilir, oyunlarında yorulan köy çocuklarının bir ay boyunca dinlence ve eğlence odağına dönüşürdü yorgun dallar.

    ufak kız ise, henüz 5 yaşına yeni basmıştı. dilinde kelimeleri pelteleyerek konuşması, gamzeli yanaklarının süslediği yanaklarının buluştuğu küçücük ağzından çıkan her kelimeyi bambaşka bir tatlılığa bürüyordu. kumraldı, gözleri yeşile çalardı. ufacık boyu, şirin ama hafif çarpık adımları, bilmiş konuşmaları onu köyün en tatlı kız çocuğu yapmaya yetiyordu bile. köyde onu herkes sever, görenler muhakkak ki bir süre peltek konuşmasını dinlemek için konuşturmaya çalışır, ilgilenirler, daha sonra da kucaklarına alıp gamzeli yanaklarından öperlerdi. tam sevilmelik zamanlarıydı.

    yanakları güneşten iyice kızarmıştı ufak kızın anneannesinin kendisi için yaptığı bebekle oynarken. mutfaktan su içmek için içeri girdiğinde aynaya bakınca gördü yanaklarını. kolundan tuttuğu bebeğiyle beraber, anneannesinin yanına bağırarak koşmaya başladı. "ananeee yaz gelmis, bak yanaklarımaa" diye bağırıyor, telaşla merdivenlerden iniyor, alt katta duran anneannesini ise bu hareketleriyle hem bir mutluluğa ulaştırıp hem de bir korku çepherine sokuyordu. merdivenlerden inerken düşecek diye ödü kopardı yaşlı kadıncağızın. bir keresinde merdivenlerde tökezleyip düşmüş, soyulan dizi yüzünden dakikalarca ağlamıştı ufak kız. anneannesinin ise içinı parçalamıştı lyeşil gözlerinden akan damlalar. bu yüzden düşmesinden korkuyordu ufak kızın.

    anneannesini ikna edemedi ufak kız elma ağacından elmaları toplamaya gitmek için. evlerinden görülebiliyordu ağaç, balkona çıkınca bakıp bakıp "anane olmamış mıdır o elmalar" diye sormuştu tüm bahar boyunca. o gün ise bişey diyemedi yaşlı kadın. hem ufak kızın sevincinden çok mutlu olmuştu hem de artık elmaların olduğuna o da kanaat getirmişti. ufak kıza "akşam olsun, hava serinleyince, yaramaz çocuklar evlerine dönünce gidersin kuzum elmaları toplamaya" dedi. bir kaç haylaz çocuk bir kaç kere oyun oynarken düşürmüşlerdi ufak kızı, bu yüzden nazar boncuğunu takmaya başlamıştı anneannesi ufak kıza.

    kolundan tuttuğu bebeğine sarılıp balkona tekrar çıktı ufak kız. balkondan ağaca tırmanan çocuklara imrendi. akşam olması için sabırsızlanmaya başladı.

    arada sırada "ananeee akşam olmuş muduur?" şeklinde bağırarak tatlı tatlı sorular soruyordu oyunlarından başını kaldırıp. anneannesi de gülümseyerek "olmadı daha kuzum, az kaldı" diye yanıtlıyordu genelde. üfleyerek bebeğiyle oynamaya devam ediyordu sonra ufak kız. vakit böylece akşama doğru yavaş yavaş yürümeye başlamıştı.

    güneşin eteklerini toparlayıp vadiden ellerini çektiği vakitlerde, ufak kız ağaca doğru koşar adım yürümeye başlamıştı bile. bir elinde tuttuğu bebeği sallanıyordu bıkkın bir şekilde. gözleri kocaman olmuştu, heyecanlıydı ufak kız. "ananee ben elma toplamaya gidiyorum" deyip evden çıkmıştı, anneannesi ses etmemişti bu sefer. o da koşarak inmişti yine anneannesini korkutarak. ağacı görünce koşarak yaklaştı yanına, hiç çocuk yoktu. yerlerdi toplanan elmalardan dökülen elma yaprakları vardı. bebeğini ağacın altına bırakıp tırmanmaya başladı ufak kız. yanakları al al olmuştu yine.

    alt dallardaki elmaları toplamıştı köy çocukları, en kolay olanları çoktan hazmedilmişti bile sevinçle. bu yüzden ufak kız, ufacık boyuna rağmen iştahla yükseğe çıkmaya çabaladı. başlarda dallardan tutuna tutuna çıkıyordu. ama daha sonra minik kolları ve bacakları ağrımaya başladı. çabuk hareket etmişti dallara ulaşabilmek için. ama yüksekteydi daha elmalar. ulaşamamıştı henüz. hevesle soluğunu toparlayıp tekrar tırmanmaya başladı dallara. ince bacakları titremeye başladı. alnında tomurcuk terler belirdi, yanakları kıpkırmızı kesilmişti.

    bir adım attı kendini gördüğüne inandırdığı dala, ama orada dal yoktu. çok yorulmuştu ufak kız, adımını boşluğa attı. tiz bir çığlık kopardı ciğeri. düşmeye başladı dallar arasından. düşerken tutundu ince bir dala. ama dal onu taşıyamadı, kırıldı. dallar derisinde sıyrıklar oluştura oluştura düştü ağaçtan. ufacık bedeni katlanarak yüz üstü düştü sert zemine.

    yanakları alaldı yine ama bu kez kan bulanmıştı ufacık yüzüne. gözleri kapalıydı. sarsılan ağaçtan bir elma düştü yere. yuvarlanarak başının yanına geldi. ufak kız gözlerini açtı. elmayı gördü, tırnağı kırılmış elline aldı. bir diş ısırdı. çiğneyemedi.

    ağacın altında oturan bebek, sanki çok üzgün, ufak kıza bakıyordu.
    (biloperat, 24.04.2009 01:44)
  20. saat artık geç oldu diye düşündü yaşlı kadın. çok sevdiği ve evin çok kalabalık olduğu zamanlarda olduğu gibi ev boşalıpta kendi başına yaşamaya başladığında da oturmaktan vazgeçemediği koltuğundan dizlerinin zayıfladığını hissederek kalktı yavaş yavaş. ellerinde tuttuğu eski aile albümünü bıraktı, gözünün altından tomurcuk göz yaşını sildi. evlerinden şen seslerin eksilmediği eski günlere dönmüştü fotoğraflara bakarken. şimdi ise evde, yorgun adımlarını attığında çıkan tahta gıcırtılarından başka sese şahit olmak onun için imkansızdı. ya açık bir pencereden giren kedi onu farklı seslerle ürkütürdü ya da artık iki haftada bir gelmeye başlayan yan komşularının ortanca kızı bir değişiklik yaratırdı hayatında.

    yapayalnızdı yani.

    eşi öleli 3 yıl olmuştu neredeyse. çocuklarıysa kendi dünyalarını kurmuş, onu kendi dünyasına hapsedip unutmuşlardı adeta. artık öyle bir boyuttaydı ki bu durum, geçen anneler gününde bile aramamışlardı onu. o, o günü diğer günlerden farklı geçirmemişti yine. böyle böyle hatırlanılmayarak artık sıradanlaşarak geçiyordu günleri. bazen yataktan hiç kalkası nefes alası bile gelmiyordu. ölse gitse kimsenin haberi olmayacaktı belkide, böyle düşünüyordu. evden yayılan çürümüş ceset kokuları yüzünden farkedilecekti muhtemelen böyle bişey olsa. kimse onu merak etmiyordu, bunun farkındaydı. bir damla daha süzüldü yanaklarından. silmedi bu kez.

    komidinin üstündeki ilaçlarından aldı birer adet. tansiyonu vardı, ayrıca romatizma sorunu çekiyordu. yaşlı bedeni bile isyan eder olmuştu artık ona. ilaçlarını zoraki içiyordu, nasılsa yaşamasının kimseye bir faydası olmuyordu, kimsenin umrunda değildi, farkındaydı bunun. ölümün karamsarlığını çoktan geçirmişti sırtına. her gününü bu düşüncelerle geçiriyor, ölümün yaklaşmasını bekliyordu artık. unutulmuş olmanın üstüne yüklediği ağırlıkla olsa bile, eceliyle yatağında ölmek istiyordu. öylesine karamsar ve hüzün doluydu ki, yemek yemeyi bile unutuyordu böyle günlerde. halsizliği geçmiyordu, en ufak bir soğuk algınlığını bile bir kaç haftada atlatıyordu. zayıftı vücudu. direnemiyordu, direnmek istemiyordu.

    altkata inmek için ahşap merdivenlerin korkuluğundan titreyen elleriyle tuttu. merdivenlerden çıkan gıcırtı sesi ona, çocukluğundaki yerinde duramayan hallerini hatırlattı. öylesine acı bi gıcırdama çıkıyordu ki ağır adımlarının nihayetinde, ufak bir genç kızken aynı basamaklardan uçarak geçtiğini anımsaması belki de yaşlanmaya bir isyan olarak görülebilirdi. sıkıca tuttuğu korkuluktan bir alt adıma adım atarken, gözünden süzülen damla yaş yer çekimine karşı koyamadı. tahta basamağa bulaştı. bir adım daha attı, eşiyle evlendikten sonra bu eve ilk gelişlerindeki halleri düştü aklına. ne mutlu günler geçirmişlerdi bu evde, bahçesindeki salıncakta nice hayallerini gerçeğe ulaştırmışlardı. 3 yıl öncesine kadar yine beraberdiler ve ölmeden önce bile her akşam muhakkak hayal kurarlardı. geleceği düşünmek onların hoşuna giderdi. iki kişilik yalnızlıkları başka türlü şenlenmiyordu bazen. yalnızlık onlar için geçmeyen bir hastalık olarak layık görülmüştü. geçmiyordu gerçekten de. eşi ölünce hayal kurmayı bıraktı yaşlı kadın. çok açık ve net bir gerçekle yüzyüzeydi çünkü. yapayalnızdı.

    hafif baş dönmesi açıklıktan diye düşündü önce, pek umursamadı. bir adım daha attı basamaktan. bu kez aklına torununu ilk kucağına aldığı gün geldi. gülümsedi ister istemez, tuzlu gözyaşını tattı. onu kendi eliyle yetiştirdiği günleri düşündü adımlarını ağır ağır atmaya (gerçekten) uğraşırken. annesinden çok ilgilenirdi, bakımını üstlenmişti neredeyse. kızının bitmeyen işleri yüzünden biraz da zorunlulukla büyüttü, kız çocuklarını çok severdi zaten. gül gibi özenle yetiştirdi minik torununu. okula başlama çağı gelince daha az görüşmeye başladılar evinin neşesiyle. kendi elleriyle yetiştirdiği torunu bile ziyarete gelmez olmuştu onu. o da büyüdü diye düşündü yaşlı kadın, basamakların çokluğuna şaşırdı. bitirmek çok uzun gelmişti bu sefer.

    başının dönmesi arttı bu esnada, kavramak istedi korkuluğu tutunamadı. gözleri karardı, dizlerinin titremesi arttı. adımını atmak istemese bile başının dönmesi dengesinin kaybolmasına neden oldu kadının, istemsiz boşluğa gitti ayağı dengesini sağlayabilmek için. bağırmadı bile, sonuna razıymış gibi merdivenlerden aşağıya, sağa sola çarparak düştü. kalçasında, başında, kaburgalarında ve sırtındaki ağrılar, onu kendinde geçirmeye yetmişti. vücudunun zihnine karşı kazandığı bir zaferdi adeta bu. merdivenin bittiği yerde yığılıp kalmıştı hareketsizce. karşıda duran dev aile fotoğrafına baktı kanlanmış gözleriyle. bakışında öyle bir sitem yüklüydü ki, fotoğraftakiler bakışlarını körelttiler sanki.

    kapattı gözlerini. son kez gözlerini uyuya uğurladı, bir daha uyanmadı.
    (biloperat, 06.05.2009 12:48)
  21. bir yerden hızla aşşağıya inmek, artık nasıl iniliyorsa ona düşmek diyorlar.
    10. kattan düşen insanlar 1. kattan düşen insan arasında ki fark şudur;

    10. kattan düşen insan
    - aaaaaa aaaaaa aaaaaaaa aaaaaaa (güümmmmm)!

    1. kattan düşen insan
    - (güümm) aağğkk ağğğkkk!!

    bu kadar.
    (mental retardasyon, 16.06.2009 05:22 ~ 05:23)
  22. hayatımı zehir etmiş davranışlar bütünü.
    davranış da değil ya, neyse.

    arkadaş, hep mi olmaması gereken zamanlarda olur ya, hep mi rezil olur bi insan?

    varan 1:
    sınıfta birtakım arkadaş top sektirmekte. "açılın, topun üstüne çıkarım ben." dedim. nerden esti, bu cesaretin kaynağı ne, henüz bilmiyorum.
    topun üstüne zıplamamamla rövaşata pozisyonunda yeri boylamam bir oldu. onlar beni kaldırmaya çalışırken ben gülme krizine girmiş, rezilliğime rezillik katmaktaydım.

    varan 2:
    burda tam düştüm sayılmaz, ama düştüm sayın lan, yazıyorum o kadar.
    sınav salonuna doğru, elimde cep telefonu koşuyorum. çabuk gidip kopya yazmam gerek.
    hacı, çarpıldım dakikasına, inan bana.
    koskoca duvara tosladım ben. koskoca duvaraa tosladım been.
    geri sektim, esnek olmayan çarpışma misali, sürtünmeyi ihmal ettim, momentumumu korudum.
    gören oldu, rezil oldum.

    varan 3:
    öss günü. "sınav süresi sona ermiştir" dediler. verdim kağıtları çıktım. merdivende okuldan bi çocuğu gördüm, "heyyy naber" dedim. cevabı duyamadım. (bkz: ağla 1)
    vıjjjt kaydım merdivende de yeri boyladım. biri kalemlerimi toplarken, bir diğeri düşen kağıtlarımı veriyor, biri dağılan beni toplamaya çalışıyordu. seferberlik ilan edilmişti. ben gülüyordum bu esnada.

    diyeceğim o'dur ki ben rezil olmaya mahkum bir insanım. düz yolda yürümeyi beceremiyorum daha.
    beren saat birinci ben ikinci.
    utanıyorum.
    (marjane und eudaimonia, 16.06.2009 12:04 ~ 12:07)
  23. birinin itmiş olması farketmez.
    hangi yükseklikten olduğu da.
    kanadın mı? kanadın.
    öldün mü? öldün.
    budur.
    (eni, 17.06.2009 00:18)
  24. "eli kıpkızıldı, tırnağı kanıyordu. karanlık yavaş yavaş biraz önce mutluluktan parıldayan gözlerine çökmek üzereydi. çok sesli bir telaş başgösterdi ardından hayatta, bir koşuşturma başladı ama perde kapanmıştı artık, son denilmişti onun için."

    bir hayali vardı küçücük yüreğinde sımsıcak taşıdığı, gerçekleşirse eğer, sevincinden ağlayabileceği; bir bisikletti, kendisine ait olan düşlerini süsleyen. neydi ki yaşı gelecek kaygısı içerisinde boğulsun henüz. kendince kocaman bir eksiklikti bu, iç geçirip boyun bükmesine yetebilecek seviyede bir boşluktu hayatında. delirirdi arkadaşlarının bisikletine bindiğinde, gözlerine bambaşka bir hayat gelirdi, heyecanını mutluluğunu her mimiğinden okuyabilirdiniz. rüzgarın içerisine işlediği saçları geriye savrulur, biraz sonra ıslanıp bedenine ağır gelecek olan tişörtü ise sanki vücudunun bir parçasıymış gibi göğsüne yapışır sırt kısmı ise yine rüzgarın etkisiyle dalgalanırdı. hızı seviyordu ve tehlike nedir henüz bilmiyordu. nereden bilsindi ki, yaşı henüz daha 9du. tazecik kanı damarlarında hiç yerinde durmuyordu. yaşının çocuğuydu ama bir o kadar da zekiydi, fazlasıyla hem de. yeni tatile girmişti okulu ve aldığı karneyi eve gelen misafirlerine onlar sormadan gösterirdi. kim bilir, önünde parlak yılları vardı belki, koşacağı ve ailesine gurur kaynağı olacağı.

    küçük bir aileydi ailesi, annesi, babası ve bir kardeşiyle beraber yaşıyorlardı. evin geçimini sağlayan babasıydı. bir emekçiydi babasıysa. zamanında okuyamamış olmasının taşıttığı ezikliği çocuklarının yaşamasını istemiyordu. onların geleceğinin kusursuz olması için kazandığı zaten çok az olan parayla onlara yetmeye çalışıyordu. emek sömürüsüne baş kaldırmıştı zamanında ama bireysel hareketin kitlesel harekete dönüşememesi ve bireylerin birer birer ezilmesi nedeniyle bolca yıpratılmıştı ve kendi kabuğuna ailesiyle beraber dayatılan sıradan ve ezilerek yaşamaya mecbur kaldıkları hayata göz yummuştu. tamamı çocukları içindi çektiği acıların. sabah erkenden evden çıkıyor, fazla para kazanabilmek için mesaiye kalıyor ve akşam güneş battıktan sonra yorgunluktan gözlerini açamayacak bir halde eve dönüyordu adam. babasının bu halini gören ve hayalinde bir bisiklet sahibi olmayı taşıyan evin büyük oğlu ise sesini kısıyor, hayalini erteliyor ve gece yatağına uzandığında bir gün bir bisikleti olacağı hayalini kurarak uykuya dalıyordu.

    tatilde yaşıtları tüm senenin yorgunluğunu atarken o ailesine yardım telaşına düşmüştü. ne kadar yardım edebilirdi ki, parmak kadar çocuktu nihayetinde.. pazarda su satıyordu, simit satıyordu. eve katkım olsun diye ufacık boyuyla çabalamaya o yaşta başlamıştı henüz. başlarda babasından saklamıştı bu durumu, izin vermeyeceğini biliyordu çünkü. gizliden gizliye gündüzleri çalışıyor, parayı da akşamları annesine veriyordu. bir süre böyle devam ettikten sonra, çocuğunun bu durumuna üzülen annesi kocasına durumu söyledi. adam önce ne diyeceğini bilemedi, durgunlaştı, derin düşüncelere daldı. kendisi gibi ezilmesini istemiyordu çocuğunun. konuşmaya karar verdi sonra ufacık oğluyla. aldı karşısına bir babadan çok bir arkadaşıymış gibi şakalaşarak, gülüp eğlenerek konuşmaya başladılar. ikisinin yüzünden de yorgunluk akıyordu resmen ve bunları karşılıklı sezmek ikisini de üzüyordu. konuştular, boş durmayı sevmiyordu ufaklık. eve bi katkısının olmasını istiyordu bu boş zamanlarında. ayrıca okul açılınca bir sürü masraf olacaktı, bir sürü ek masraf. para biriktirerek babasının omzundaki yükü hafifletmeyi düşünüyordu. babası gece yatağına yatınca sessizce ağlayacaktı bu sözlerinin üzerine. çalışma diyememişti çocuğuna, onun gözlerindeki hevesi kırmak istememişti. bunun yerine sıkıca sarılmıştı oğluna, aferim bile demişti. biliyordu bir bisiklet istediğini çocuğunun, akşamları işten eve dönerken, sokakta bisiklete binen çocukları izlerken çokça içi burkulmuştu adamın. düşündü, bir bisiklet alabilirdi ona biraz bütçelerini zorlayıp. hem onu mutlu ederdi, hem de ödüllendirmiş olurdu. bu düşüncelerle uykusuna yürüdü adam. zaten çok yorgundu, çabucak uyudu.

    uyuyakalmıştı çocuk o sabah, çok yorgun olduğundan sabahları geç uyanıyordu bazen, yine öyle bir sabahtı. kalktı giyindi hemen, elini yüzünü yıkadı. parlayan yüzü bir güneşe benziyordu ıslakken, ucu ıslanmış saçları da bu görünüşü öyle destekliyordu ki annesi böyle güzel bi çocuğu olduğu için her zaman mutlu olmuştu. tatlı tatlı gülümserdi annesi ona sarıldığında, annesinin ona verdiği güven duygusunu bilmezdi henüz ama huzur duygusunu öyle derinlemesine yaşardı ki zaten güzel olan yüzüne bambaşka bir ışıldama damlardı. ufacık ekmeğine bir iki zeytin koydu, birazda penir. kapıdan çıktı sonra, ama heyecanla bir şeyler unutmuş gibi kapıyı çaldı gerisin geri. kapıyı açan annesine sarılıp öptü onu, her sabah öpmeden çıkmazdı annesini çünkü. unutunca utandı bi an, yanakları al al oluverdi. annesi çocuğunun bu hareketi karşısında gülümsedi, daha bi sıkı sarıldı çocuğuna. güzel saçlarını karıştırdı.

    sokağa çıkınca oyunlarına dalmış arkadaşlarını gördü elinde ekmeğini dişlerken. bisikleti olan bir arkadaşı bisikletini yere bırakmış, misketleriyle oynamaya dalınca, bir tur binmek için izin istedi. arkadaşı da sadece bir turluğuna izin verdi. o güzel yüzünde güller açarak bir elinde ekmeği bindi bisiklete. hafif bayır olan sokaklarından aşağıya akmaya başladı tekerlekleri bisikletin. saçları yine rüzgarla dansa başlamıştı, hızlanıyordu giderek. sokağın sonuna doğru yaklaşırken kör bir virajı olan düzlüğe hızlıca girdi. karşısından gelen kamyonu farkedince bir an panikledi ufak çocuk. bir elinde ekmek olduğundan ve oldukçada hızlı ilerlediğinden, dengesini çabucak kaybetti, düştü bisikletle beraber. kamyonun altına giriverdi. kamyonun korna ve fren sesi tüm mahalleliyi ayaklandırmaya yetecekti. bir telaş başladı o andan sonra, bir bağırış çağırış yürüdü kalabalığın arasında. ambulans arandı çabucak.

    yorgun adam, iş yerinde öğle molasındayken çıkmış çocuğu için bisiklet almaya bir mağazaya girmişti. akşam eve döndüğünde çocuğunun yüzündeki mutluluğu hayal ederek bisikleti aldı. iş yerine dönerken, yanından hızlıca geçen ambulansı görünce bir an irkildi, bir süre arkasından baktı. ama ellerindeki bisikleti hatırlayınca ambulansı unuttu. mutlu ve mutlu edeceğini düşünerek yürümeye devam etti.
    (biloperat, 20.08.2009 12:43)
  25. düşüyorum kocaman bir uçurumdan...benim de yolculuğum bu şu hayatta... diğerleri gibi ne düz yolda yürüyorum, ne tepeler aşıyorum.. uçmak güzel geliyor önce gözüme, uçtugumu sanıyorum. fakat eylemimin uçmak değil düşmek olduğunu farkediyorum. hem de sonunun dibe vurmak olduğunu biliyorum. nereye düşersem düşeyim beton etkisi yapacağını, canımın çok acıyacağını biliyorum... hiçbir gizemi yok bu düşüşün. ne tepeler aşanlar gibi tepenin ardını merak ediyorum, ne düz yolda yürüyenler gibi seraplar görüyorum... sade düşüş... tutunacak tek bir dalım yok, tuttuğum dalı koparırım çünkü, biliyorum. kulaklarım uğulduyor kendi çığlığımdan, düşüyor, düşüyorum...
    (fenomen, 05.11.2009 15:23 ~ 13.11.2009 00:14)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil