canlıkalmak için gerekli
donanıma sahip olamadan doğan
yavru.
küçük iskender şiiri.
yasak kartların çevrildiği
beyaz dillerin çemberinde
alkışlanan kara haber
bir filmin sonunu önceden bilmek
gibi bir boşluğa
gerisin geri dönmek
başımı dayayacağım omuzlara mayın döşemişler...
(heidi, 13.08.2008 08:35)
eliniz karnınızda, "evet bebeğim, seni bekliyoruz, seni çok seviyoruz, özledik" derken, aniden olan düşük, savuruyor sizi ordan oraya. yalpalıyorsunuz. derin bir suçluluk geliyor peşinden. bedeniniz ve ruhunuz şiddetli bir depremle sarsılıyor. ardından obsesyon.
düşük; güneşin battığı an. karanlık. üç kez yaşamak ise zifiri karanlık. tıpkı elif şafak'ın, yaşadığı postnatal depresyonu anlattığı kitabı "siyah süt"te bahsedildiği türden.
"elinizi sürekli karnınıza götürme reflexi" size miras kalıyor. bebek yok oysa şimdi. sadece reflex!
bir gün, sabahın köründe, sisli havada, kararmış bulutların arasından güneşin doğmaya çalıştığını izliyorsunuz ve güneş dünyayı aydınlatıyor. birden elinizi karnınıza götürüp, "bebeğim sen de güneş gibi doğ içime, aydınlat sisli, karanlık bulutların arasındaki beni" diyorsunuz tutkuyla, hezeyanla ve biraz da saplantıyla.
birileri sizi duysun istiyorsunuz. ama nafile. üç yıldır duyan yok. umut etmeye devam ediyorsunuz. acı çekmeye de... nietzsche yine haklı çıkıyor galiba. evet evet umut acıyı artırıyor.
ne yapmalı, nasıl yapmalı, üç düşükten sonra bilmem ki!