insanın içine işleyen müziğiyle hiçbir söze gerek bırakmayan o cümle:
dön gel yeter!
aynı yatağa sırtını dönerek girmek... ruhu terk etmek daha da koyar adama; bir nefes ötede bir soluğu ensede hissetmeye hasret uykulara dalmaya çabalamak... gidemiyorum rüyalara... ayaklarım üşüyor; sırtın dönük. sarılmadığında kavramadığında bedenimi sıcaklığınla uyuyamıyorum, dönüp duruyorum öylece ve her dönüşünde hemen sırtımı veriyorum sana belki elini atarsın diye her zaman ki gibi belime! alışkanlık senin ki!bir boşluk uyku sersemliği sarılıyorsun parmaklarına kenetlenmeye çalıştığımda bir yumruğa dönüşüyor avucumda elin işte o zaman uyanıp sırtını dönüyorsun... hayata olan kızgınlığını yüreğimi biraz daha kırarak en az ayaklarım kadar içimi de üşümeye mahkûm bırakarak yatıştırıyorsun... içimden toparlıyorsun kendini sanki biraz daha! sana ait ne varsa kolilere kaldırıyorsun sanki... bense sessiz bir çaresizlikle gidişine tanık oluyorum bir şeyler söylesem, sözcükler uçup gittiğinde dudaklarımdan daha da susuyorsun; sağır edici bir sessizlik kaplıyor bedenimi, ruhumu! biraz daha içimi kemiriyor korkular ve beni korkularına salıyorsun biraz daha... biraz daha! bitsin bu sebepsiz öfke... nedensiz kırışlar bitsin! gitme yüreğimden gitme! daha beter olmadan bu kırışlar gitme...
aylardan bahar... bahar geceleri ise aylardan kış... buz kesiyorum her gece biraz daha bir soluk ötemde ama çok uzağımda yastığını siper almış bana karşı bir top yatarken... üşüyorum; hem de çok!
dön gel yeter! ısınır tüm kahinat yüreğimzdeki sevgiyle... bahar geceleri aylardan yaz olur... dön gel yeter. seni çok sevdim ben...