görseller
dönüş 
  
belki ilginizi çeker
  1. · the return
  2. · seha okuş
  3. · kadir inanır
  4. · hediye
  5. · bugün olsun gene izlerim
  6. · en iyi beş türk filmi
  7. · seha okuş
  8. · can dündar
  9. · dönüş
  10. · her şey yolunda
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · disko kralı
  2. · 29 şubat 1453 galatasaray fenerbahçe maçı
  3. · 25 kasım 2009 emekçi grevi
  4. · otuz yaşına gelen kadının kendini avutma yolları
  5. · günün tek şarkılık özeti
  6. · başkaları sevinsin diye yapılan atraksiyonlar
  7. · marjinal isim meraklısı aile
  8. · grşrz kib bye
  9. · bu kendim için küçük insanlık için büyük bir adım

dönüş  

  1. bir kadir inanır ve türkan şoray klasiği.hasretinle yandı gönlüm çalar son sahnesinde.çok hüzünlü bir filmdir.
    (stars giggle meh every nite, 14.12.2004 22:17)
  2. türkan şoray'ın ilk yönetmenlik deneyimini yaşadığı 1972 yapımı filmidir. başrolde yine türkan şoray ve kadir inanır oynamıştır. ibrahim* para kazanmak için almanya'ya işçi olarak gitmiş ve gülcan'ı* bebeğiyle bir başına bırakmıştır. ibrahim hiç arayıp sormaz; bu sırada da gülcan'a bir adam musallat olmaktadır. bir yandan gülcan'ın özlemi, bir yandan dimdik ayakta durma mücadelesi filmin üzerinde durduğu ana konularken almanya'ya olan insan göçünün bir yüzüne de ışık tutmaktadır.
    ama bir izleyici olarak en etkilendiğim kısmı:
    en sonda ibrahim'in alman eşi ve bebeğiyle köyüne dönerken geçirdiği kaza sonrası gülcan'ın onları ölü bir şekilde bulması ve tam arkasını dönüp gidecekken içerden bir ağlama sesinin geldiği sırada hasretinle yandı gönlüm'ün girmesi. ah ulen her şeyin mahvolduğu sırada, bebeğini kaybetmişti, ibrahim'in öldüğünü gördü başkasıyla evlendiğini anladı, bir ağlama sesi
    (viola, 11.06.2005 02:54)
  3. (bkz: the return)
    (viola, 11.06.2005 02:56)
  4. (bkz: volver)
    (haşmet asilkan, 08.01.2007 01:41)
  5. karşıt fikri savunmaya başlamak.
    (bkz: u dönüşü)
    (fantastik karakter, 08.01.2007 01:44)
  6. hasretinle yandı gönlüm (bkz: seha okuş)
    (medcezirler, 17.01.2007 03:36)
  7. türk sinema tarihinde çekilmiş en can alıcı sahneleri barındıran, en müşkülpesent seyircinin dahi hayati kesitlerinden biriyle keşismesi olağan film. fantastik bir köy hikayesinin gurbet vefasıyla ilişkilendirilmiş oluşu kimi zaman "hadi canım ordan" dedirtse de nene hatun ruhlu bir kadının yalnızlığa ve tüm bu yalnızlık esnasında başına gelenler karşısında gösterdiği dirence kayıtsız kalabilenin "ağır sığır" olduğunu söylersek günah işlemiş sayılmayız.

    türkan şoray'ın bilal inci'yi tüfek kabzası ile öldürebilmesi gibi uçuk detayları geçiyorum; fakat filmin esas kızı gülcan'ın ölen oğlunun çürümeye yüz tutmuş cesediyle günlerce aynı evde yaşaması, evi basmaya gelen köy ahalisi arasından fevkalbeşer bir edayla çıkan imam efendinin "gülcan yavrum bari meftaya acı. ver gömelim. günaha giriyorsun" salığına verilen "ben yavrumu her gün pamukla siliyorum" yanıtı donuk bir "hassiktir" çektirmek için yapılmadıysa eğer; ajitasyon kelimesinin anlamı "yemeklerden sonra yenen bir şey" e çevrilmeli.

    http://youtube.com/...

    (gözü sulanmayan bir yerlerden ucuza kakır kikir temin etsin. ne bileyim gitsin spider man the movie falan izlesin. patlamış mısır da yesin.)
    (vandal mimar, 27.01.2007 00:42 ~ 16:36)
  8. yeşilçamda gözyaşlarıma hakim olamadığım belkide tek filmdir.
    harika finali ve müthiş müziğiyle gönüllerimize taht kursada 2 tane kusuruda vardır.
    öncelikle son sahnedeki araba kazasında oyuncak araba kullanıldığı fazlasıyla belli olmaktadır.birde kadir inanır'ın ölümü sonrasında üzerine gazete örterler.o sırada hafif bir rüzgar çıkar.kadir abimiz(tabi yatan oysa)çaktırmadan gazeteyi düzeltir.
    tabi o kadar kusur kadı kızında da olur.
    (betatron, 02.02.2007 17:57)
  9. çocukluğumda annem izlerken onunla beraber izlediğim, her seferinde sonunu bilerek izlememe rağmen gözyaşlarımı tutamadığım, çözümsüz, dönüşsüz ayrılıkların da olduğunu anlamamı sağlayan film.
    çok içten ve gerçek bi filmdir bu; kadir inanır almanya'dan ilk döndüğünde karısının karşısına şapkayla, ses kayıt cihazıyla gidip ona anlatmaya başladığında gözlerindeki neşeyi ve heyecanı hala hatırlayabiliyorum. mutlu olacaklarına bu kadar yürekten inanan iki insanın ne kadar acı bi şekilde ayrıldığını da (maalesef) hatırlıyorum...
    (undeuxtrois, 27.05.2007 01:01)
  10. (bkz: @1745196)
    (kerrigan, 25.07.2007 22:30)
  11. "aslında hiç gitmedin ki geri dönesin" ...gönlünüzdeki replik budur, ama söylebilir misiniz? hayır. ama asıl ikilem dönmek isteyen kişinin gönlünüzdeki 'o hiç gitmemiş olan' kişiden farklı biri olmasıdır. sonuç dönüşün olamamasıdır. sonuç hep ayrılıktır...
    (reenkarnemartı, 04.03.2008 14:40)
  12. "ibrahim dönüşün böyle mi olacaktı?" sorusuyla özetlenebilecek film.

    oyunculuk konusunda ahkâm kesemem belki ama izlerken türkan şoray'ı değil de gülcan'ı gördüysem sadece, sabretmeye bir anlam yüklediysem harika bir filmdir dönüş.

    çocukken sebebini bilmeden ağladığımı hatırlıyorum bu film için, sonradan döneceğine söz verip gidenler oldu hayatımdan.geldiklerinde bir başkası olmuşlardı.her biri için ağladım elimde kalan bir soruyla:

    "dönüşün böyle mi olacaktı?"
    (hüzünden bozma mutluluk, 10.08.2008 19:02)
  13. toplumuna giderek yabancılaşan gurbetçi ibrahimle(kadir inanır), köyünde terk ettiği karısı gülcan’ın(türkan şoray) hayatını anlatan, yürek burkan sahneleri kadar müziğiyle de hatırda kalan, adı "hasretinle yandı gönlüm" olacakken "dönüş" olan 1972 yapımı başarılı yeşilçam filmi..
    (malkoçoğlu, 12.10.2008 18:06)
  14. (bkz: ağlatan filmler)

    film biteli yarım saat oldu ama hala etkisindeyimdeyim. ilk defa mı izliyorum? hayır.. bu kaçıncı sefer bilmiyorum. dönmesini beklediğiniz biri varsa daha da bi acıtan film...
    (eleyasi, 12.10.2008 19:12)
  15. acıklı film denince babam ve oğlum yerine akıllara gelmesi gerektiğini düşündüğüm muhteşem film.
    almanyaya çalışmaya giden kocasından yıllarca mektup bekleyen ve oğlu öldürlen bir kadının hikayseni anlatır.
    spoiler içeren şarkı için

    (bkz: http://www.ktunnel.com/...)
    ayrıca
    (bkz: seha okuş)

    aynı zamanda kadir inanırın şimdiki "yakarım uleyn" rollerinden çok; eskiden olduğu gibi kibar, "güleç yüzlü delikanlı" rolüne çok daha yakıştığının kanıtıdır.
    (jadore, 13.12.2008 15:44 ~ 17:25)
  16. tesadüfen izlemek durumunda kaldığım kurgusu çok dandik bir filmdir. her şey abartılı, saçma, olmayacak tesadüfler, birbirine şiirler okuyarak gezen köylü aşıklar vs. ben izlerken katıla katıla güldüm açıkcası. 8 yaşından küçükken izlemiş olsam belki biraz etkilerdi, o zaman da sıkılır izlemezdim tahminen.
    (gelecegim, 13.12.2008 15:53)
  17. (jenesaispas, 14.12.2008 00:40)
  18. bekleyen kadının öyküsüdür.
    mutluluğu sebepsiz kaybetmenin de mümkün olduğunu anlatan, bittiğinde kaderden korkutan filmdir.
    uzakta sevdiği olanlar ve yolunu gözleyenlerin izlememesi tavsiye edilir.

    "sözün, yeminin böyle miydi? artık ibrahim değil misin yoksa? oda içindeki suya, düğme ucundaki ışığa, o medeniyet dediğin birşeylere değiştin mi, sattın mı bizleri?" sözleri ile gülcan'ın fotoğrafla konuştuğu sahnede gözlerde su seviyesi yükselmeye başlıyor.

    (bkz: salya sümük izlediğin filme ağlamak)
    (splendid, 03.01.2009 04:01 ~ 04:08)
  19. türkan şoray’ın gerek filmin konusu,gerek oyunculuğu,gerekse onu unutulmacak kılan daim hüzünlü bakışlarıyla taa içimize işlediği ve bana göre oyunculuk hususunda ustalığının zirve yaptığı en önemli filmlerinden birisidir dönüş.
    defalarca bıkmadan sıkılmadan izleyebileceğim ender filmlerden biri olan mükemmel bir başyapıt.filmin ele aldığı konuyu işleyiş biçimi ile türkan şoray’ın o mükemmel oyunculuğu birleşince ortaya çıkan duygu yoğunluğu ”bir film tekrar tekrar izlendiğinde her defasında kişi üzerinde aynı etkiyi bırakabilir mi?”sorusuna verilebilecek en güzel yanıt niteliğinde.
    kısaca filmin konusundan bahsedecek olursak,köy ağasına karşı birbirini seven iki gencin bin bir güçlükle evlenerek kendi yuvalarını kurmaya çalışması,ancak ağaya karşı baş kaldıramayan köylülerin bu iki genci ağanın baskılarından dolayı yalnız bırakmaları ve geçim sıkıntısının hakim olduğu zorunlu gurbet yıllarını hasretle geçiren bir kadının köy şartlarında ekmek kavgası için tek başına mücadele ettiği köylüler,ağa ve zorluklar.
    bu filmde belki de bilal inci kötülüklerin en kötüsünü en iyi şekilde oynayarak izleyiciye oyunculukta ne kadar usta olduğunun resmini çizmiştir.son olarak kendisini oyunculuk hususunda acımasızca eleştirebilecek,yenileşmeyi,daha da iyileşmeyi prensip olarak benimseyen genç oyunculara küçük bir tavsiye.eğer başarılı bir oyunculukla başarılı bir konu birleşince nasıl bir şey oluyor diye merak edip, bu durumdan nasiplenmek,feyz almak isteyenleriniz var ise başlangıç için tez vakitte izlenilmesi gereken mühim bir eser derim ben.zira dönüş çok geç olabilir...
    (marshmallow, 06.01.2009 09:49)
  20. bir kadının dramı ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi: tek bir umut uğruna pek çok şeyi yitirmiş; ancak yıkılmamış, en sonunda ümidi de kül olup gitmiş; tek bir laf bile edememiş dirençli bir kadın. türkan şoray yönetmiş hem de, gözümde bir kat daha yükseldi kendisi.. anlatmakla olmaz, mutlaka bir iki mendil alarak izlenmesi gereken filmlerden biridir. ayrıca filmin arka planındaki şarkıdaki billur ses için:
    (bkz: seha okuş)
    (they died for beauty, 16.03.2009 00:12 ~ 15.04.2009 17:53)
  21. olmaz olsun böyle film. dünyanın gelmiş geçmiş en ecı verici filmi. son sahnede çalan "hasretinle yandı gönlüm" şarkısı, çınlayan bebek ağlaması, türkan şoray ın o buğulu gözleri, insanın ciğerini dağlar. aklıma gelince bile gözlerim doldu.
    türk filmi sevmem diyenlere ders olsun "dönüş" filmi. bizim kültürümüzdür, bizim dertlerimizdir, acılarımızdır türk sineması. nasıl sevilmez, nasıl ağlanmaz, anlayamıyorum.
    (çıtırpaneharcı, 16.06.2009 10:54)
  22. (bayan keuner, 26.06.2009 22:34)
  23. bir gece vakti (2 falandı sanırım) show tv'de denk geldim filme. bir kaç ayrıntısı ile şaşakaldım. ''yeşilcam'a bu simgesellik nereden bulaştı?'' diye merak ettim. filmin sonunu bekledim, yönetmenini öğreneyim diye. ama sonunda sadece son yazan bir filmdi. açtım internetten baktım. yönetmenin türkan şoray olduğunu öğrenince şok oldum. türkan şoray'ın yönetmenlik tarafını hiç bilmediğim ve genel olarak da fazla bilinmediği için üzülüp şaşırdım. daha sonra moskova'da bir festivalde en iyi yönetmen ödülü aldığını okudum. sevindim. türkan şoray'ı da daha bir sevdim.
    (ikiguzelhareketbirden, 23.08.2009 17:43 ~ 17:44)
  24. ferit edgü'nün 1972 tarihli bir öyküsü:

    dönüş

    niçin geldim buraya
    niçin döndüm bu toprağa
    dört bir yanı suyla çevrili
    bu çorak adaya?
    havasına dayanamadığım
    iklimi sağlığıma zararlı
    ve her dönüşümde pişmanlık duyduğum
    bu kara parçasına
    geldim
    niçin?
    burada açtım gözlerimi. burada kapayacağım. dediğim için. burda. bu adada. bu odanın bir köşesinde. bahçe içindeki küçük evimde. dediğim için. ya da kumsalın bir yerinde. bir kaya kovuğunda. bir deniz mağarasında. bir kaçak gibi. ya da tepelerinden birinde. kurşunu alnına yemiş gibi. dediğim gibi.
    burda açtım gözlerimi. gözlerimi nerde açtığımı ansımıyorum. (nerde kapayacağımı da ansımayacağım.)
    beni doğuran kadın, ölü. çocuk belleğim ölü.
    ölünün gözleri görür mü?
    gözlerimi burda açmış olup olamayacağıma göre niçin bu dönüş?
    (bu kaçıncı dönüş?)
    bu sürekli dönüş?
    bilmiyorum.
    bir tutku mu?
    bir saplantı mı?
    toprağın çekmesi mi?
    denizin çağrısı mı?
    bilmiyorum.
    bilmeden dönüyorum.

    gemiden indim.
    elimde bir bavul.
    iskeledeki memur selamladı, hatırımı sordu ve "hoş geldiniz" dedi.
    akşam, dört bir yanı örümcek ağlarıyla sarılı eve girdim kapıyı büyük demir anahtarla açıp.
    girişte sandığın üstünde bırakılmış bir mum buldum. sanki beni bekliyordu.
    yaktım. mum ışığında baktım eve, örümcek ağlarına, rutubetin duvardaki izlerine.
    yatak odasına girdim. hazır. ama toz toprak içinde bir yatak, beni bekliyordu.
    yatağın üstündeki örtüyü kaldırdım. pencereyi açtım. sonra bütün pencereleri açtım. mumu söndürdüm. çıktım. karnımı doyurmak için gittiğim aşevinde, şarabı yudumlarken, adını unuttuğum bir çocukluk arkadaşı geldi yanıma.
    -demek dönüldü?
    -evet.
    -toprak çekiyor değil mi?
    -hayır, toprak değil deniz.
    -aynı şey.
    -evi nasıl buldun?
    -örümcek ağları içinde.
    -eh o kadar olur.
    -camlardan bazıları kırılmış.
    -bunca yıl geçti aradan.
    -evet.
    -bu kez dönüş temelli mi?
    -bilmiyorum. bakacağım. belki.
    -tek başına mı?
    -her zamanki gibi.
    şaşırdı. ya da acıdı.
    -şaşacak ne var?
    -şaşırmadım . ama yaş... biliyorsun hepimiz yaşlandık. (yaşla yalnızlığın ne ilgisi var?)
    -haklısın. yoksa köyden birini mi bulacaktın bana bakacak?
    -niçin olmasın?
    niçin olmasın?
    aşımı pişiren. çamaşırımı yıkayan, yatağımı yapan. soğuk gecelerde beni ısıtan. kıyıda balıktan dönüşümü bekleyen.

    niçin olmasın?
    oldu. buldular.
    yeryüzünün en iyi kadınıydı.
    yüzü kızarmadan yüzüme bakmıyordu.
    gel, dediğim zaman geliyor, git, dediğim zaman gidiyordu.
    sustuğum zaman susuyordu.
    yalnız bahçede hangi çiçekleri görmek istediğimi soruyordu.
    bugüne değin ne yaptığımı sormuyordu.
    bundan sonra ne yapmayı düşündüğümü sormuyordu.
    verirsem alıyordu. alırsam giyiyordu.
    yalnız bir gün, daha doğrusu bir akşam, soyunup yatağa girmeden önce, o tüm saflığı içinde bir söyledi ki delinmez sandığım ciğerimi deldi:
    -biliyor musun, senden önce ben burada yok gibiydim.
    biliyorum, daha çok yoksulluğun sesiydi bu.
    hiçbir şey vermemiştim bu kadına. hemen hemen hiçbir şey. yazın bir basma entari. kış yaklaşıyor diye üç arşın pazen. canım çektiğinde bir okşama. diyelim biraz ötesi. ne övüp göklere çıkartmıştım, ne yerip yerin dibine batırmıştım. kendim nasıl yaşıyorsam, onu da öyle yaşatmıştım. sessiz. tekdüze. ilk kez evime girdiğinden, yatağımı paylaştığından beri ilk kez, doğru dürüst bir şey söylemek gereği duydum. ama sözcükler, boğazımda düğümlendi. yalnızca:
    -ben sana hiçbir şey yapmadım, diyebildim. sonra, en sevdiğim, birçok kez, birçok kişiye söylemek isteyip söyleyemediğim sözcük çıktı ağzımdan.
    -bağışla!
    bana dokunmaya, bana bir söz söylemeye çekinen, canı çektiğinde kendisini sevmemi bile istemekten; değil istemekten, bunu belli etmekten çekinen bu kadın, birlikte olduğumuzdan beri ilk kez benden önce yatağa girdi. sırtüstü uzandı. kollarını iki yana açtı. gözlerini yumdu.
    -sen beni bağışla ve bana bir çocuk ver, dedi.
    ada sarsılıyor sandım. dışarda bir fırtına patladı sandım. öylesine bir doğallıkla söylemişti ki, sanki kuruyan bir bitki dile gelmiş su vermemi istiyordu benden. oysa, su, yaşam, güneş oydu.
    yanına uzandığımda, ona bana güvenmemesini, çünkü kendime benim bile güvenim olmadığını söyledim.
    -geldiğim gibi bir gün gene giderim, dedim.
    -biliyorum, dedi. onun için istiyorum.

    güz yağmuruyla birlikte adadan ayrılma isteği belirdi içimde. kışı burada geçirmekten korkuyordum. burası: bir ada. dört yanı denizle çevrili. bir denizin üstüne oturmuş. ya deniz dibindeki kayalar çözülürse? ya da batarsa? bundan mı korkuyordum? bilmiyorum. kışın esecek, günler boyu dinmeyecek fırtınaların korkusu muydu içimdeki? bilmiyorum.
    bir sabah, iskeleye gittim. iki gün sonra kalkacak vapur için bir bilet istedim. bir tek bilet.
    iskele memuru, önüne koyduğum parayı eliyle itti.
    -nereye gidiyorsunuz? dedi. adamızda rahat etmediniz mi?
    -işlerimi çözümleyip döneceğim, dedim.
    -hangi işleri? neyi çözümleyeceksiniz? bırakın bunları. oturun oturduğunuz yerde. bakın, artık yabancılar da kalmadı adamızda.
    -ben sizin düşüncenizi sormadım, dedim. ben ilk vapur için bir yer istiyorum.
    -bir yer mi? dedi iskele memuru. ilk kalkacak vapurda sizin için bir yer yok.
    -yani bütün yerler dolu mu? dedim.
    -hayır, dedi. sizin için yer yok dedim.
    -bu ne demek? dedim.
    -bu şu demek ki, adadan ayrılmak için sizin özel izin almanız gerekiyor.
    -kimden? dedim.
    -adanın mülki amirinden, dedi.
    -ben kimseden izin almam, dedim. eğer siz bilet vermezseniz, ben de bir balıkçı motoruna atlayıp giderim.
    -bunu size salık vermem, dedi. başınıza bir kaza gelebilir.
    sonra kalmam için yalvarırcasına:
    -niçin gitmek istiyorsunuz? dedi. eviniz barkınız burda. kimse sizi tedirgin etmiyor. bu ada sizin adanız. doğduğunuz yer. baba ocağınız. üstelik şimdi çocuk bekleyen bir de eşiniz var.
    -ama bu benim seçtiğim bir yaşam değil, dedim.
    -hangimiz kendi yaşamımızı seçiyoruz ki, dedi iskele memuru. hangimiz dilediğimiz yaşamı seçiyoruz ki?
    elimdeki parayı cebime koydum.
    -demek bana bilet vermiyorsunuz, dedim.
    -hayır, dedi.
    odasından çıkarken,
    -balıkçı teknelerini unutun, dedi. bunu size pahalıya ödetirler.
    -ödetsinler bakalım, dedim.

    neyi ödeyecektim?
    kim ödetecekti?
    nasıl ödetecekti?
    niçin ödetecekti?
    niçin ödeyecektim?
    "kimseye bir borcum yok, ama gerekirse öderiz" dedim kendi kendime. sonra içimden bir ses, "ama ödenmeyecek şeyler de vardır" dedi.
    "yaşamımla öderim" dedim.
    "yaşamınla ödenmeyecek şeyler de vardır" dedi.
    kısır bir yaşam deneyimim vardı.
    bu sorunun karşılığını (neymiş onlar) sorup, cevabını veremedim.

    kumsala döndüm. kızgın kumsala. artık kızgın olmayan kumsala.
    kimseler yoktu.
    nereye gideceğimi bilmiyordum.
    niçin gideceğimi bilmiyordum.
    buraya, yazmamak, ölene değin yazmamak, bahçemde çiçek yetiştirip, denizde balık tutup yaşamak için dönmüştüm.
    gün batıyordu.
    iki gün sonra beni adadan götürmesini istediğim vapur rıhtıma yanaşmıştı. ışıklar içindeydi.
    o demir alacak ve ben içinde olmayacaktım.
    "sabah ola hayrola", dedim.
    evime doğru yürüdüm.
    bahçe kapısını açtım.
    ev ışıklar içindeydi.
    alt katın penceresine yaklaştım.
    yemek masasının başında bir adam, masanın üstüne kâğıtları yaymış, ağzında cigarası, yazı makinesini önüne çekmiş bir şeyler yazıyordu.
    karım kahvesini getirdi.
    o gülümseyerek teşekkür etti.
    kahvesinden bir yudum aldı.
    sonra kâğıtları karıştırdı.
    sonra yazı makinesinin tuşlarına vurmaya başladı
    boşluğa yönelmiş
    bir makineli tüfeğin
    tetiğine basar gibi
    (bellek hanım, 26.08.2009 14:07)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil