29 nisan 2007 cumhuriyet mitinginin 4 milyon katılımcısıyla en güzel cevabı verdiği, umarız ki seçimlerde bu cevabın gerçek olacağını göreceğimiz saçma sapan cümledir.
"laiklik yalnız din ve devlet işlerinin ayrılması değilidir, cumhuriyet vatandaşlarının din, düşünce ve vicdan özgürlüğünü yaşaması demektir." mustafa kemal atatürk
abdullah gül tarafından yalanlanmıştır. ancak işin ilginç tarafı bu laflar (laf diyorum çünkü boş sözdür bunlar) ona ait değilse neden zamanında mahkemeye gitmedi de bugün mahkemeye gideceğini açıklıyor. ve neden the guardian'ı dava etmedi de bunu yazan cumhuriyet gazetesini dava edeceğini söylüyor? ilginç şeyler oluyor gerçekten. bu laflar ya gerçekten onun değil ya da geçirdiği değişim (!) sırasında unuttu söylediklerini de.
edit:posta gazetesi de 1995 yılında bunu yayınlamış.
bi insanın nasıl ağız ishali olabileceğini gösteren örnektir. her düşündüğünü fikir zanneden ve aslında düşünmeden konuşan insan evladının ağzından çıkmış söz öbeğidir...
the guardian'ın online arşivleri 1998 yılından sonraki dönemden itibaren tutulduğu için internet ortamından elbette ulaşılamayacak olan açıklamadır.
bakınız the guardan'ın internet sitesinde ne yazıyor: "obtaining copies of articles or past editions of the guardian or the observer articles that appeared in the guardian or the observer since 1 september 1998 are available on the guardian unlimited website, search."
bu sözler abdullah gül'e ait olup 27 kasım 1995 tarihinde, the guardian gazetesinde yayımlanıyor...
ertesi gün türk basınında "ürperten itiraf" başlığıyla yer alıyor. abdullah gül diyor ki:
"cumhuriyet döneminin sonu gelmiştir. eğer ankara'nın yüzde 60'ı gecekonduda oturuyorsa bu laik sistemin başarısız olduğu anlamına gelir ki, biz de onu kesinlikle değiştirmek istiyoruz..."
bu akşam abdullah gül böyle bir lafı söylemediğini hatta bu haber ilk çıktığında tekzip ettirdiğini açıklamıştır. ayrıca cumhuriyet gazetesi de bu tekzibi onaylamıştır. ancak şimdi hoşuma gitmeyen şey şu; yalanlanmış bir şeyi böyle büyük bir gazetenin bazı kesimlerin aleyhine olması için bu kadar ön plana çıkarması. bu hiç hoş değil. ancak şunu da belirtmek gerekir ki bu ifade abdullah gül ile türkiye üzerine sohbet etmiş the guardian yazarının çıkarımıymış. tam olarak bu lafı etmemiş olsa da bu mealde şeyler söylemiş olması muhtemel tabii the guardian da fotomaç gazeticiliği yapmıyor ise...
the guardian'ın bu konuda tekzip yayınlayıp yayınlamaması zerre kadar önemli değildir. nitekim abdullah gül bu akşam trt'de yayınlanan enine boyuna programında, öyle bir açıklama yapmadığını söylemiş, sonra da "1995 yılında söylediğim bir söz ne yazık ki yıllar sonra hassas bir dönemde ortaya konuluyor" demiştir.
ha diyelim ki o da "herhalde söylemiştim" gibi hatırlıyor, aslında söylememiş.. yine de önemli değildir..
ab bir hristiyan birliğidir ve bunun gibi nice cümleler yumurtlamış (kaynak:01.05.2007 tarihli emin çölaşan köşe yazısı) biri varsın bu cümleyi atlamış olsun. birşey değişmez.
95 yılında posta gazetesi'nden başkasının yayınlamamış olması çok ilginç. her tarafta aynı scanner'dan alınan iğrenç monokrom jpeg'den başka döküman dolaşmadığına göre böyle bir intiba olması normal. zamanının ilgi çekici partilerinden birinin üst düzey isimlerinden biri, yine saygın addedilen bir uluslararası yayın organına böyle bir demeç verecek, sağlısı sollusu hiçbir türk gazetesi de bundan haberdar olmayıp yalnızca berber gazetesi posta bu bilgiye ulaşacak? bana çok garip geliyor.
işin ikinci bir kısmıysa, bu meşhur jpeg'in abdullah gül'ün kısa başbakanlığı süresince bile hiç ortalarda gezmemesi ancak birkaç ay içinde dolaşıma çıkmış olması. önceden aklınız nerdeydi kuzum yahu?
dikkate değer bu hususlar bir tek beni mi kaşındırıyor pek anlam veremedim.
bu demecin verildiği yazıya ait the guardian arşiv linkini veya yazarın*, altında isminin yazdığı tam yazıyı bulana 100 bin lira veriyorum. ben bulamadım; kör de olabilirim, böylece aydınlanmış olurum.
ayrıca gerçekten de tek bir tabloid gazeteden* başka birinde bu yazının çıkmaması, bir kaç üniversite öğrencisi veya o çağdaki genç dışında kimsenin bunu ortaya sürmemesi de halen ilginçliğini koruyor.
her fırsatta sesini çıkaran, ekranın dört bir yanında rengarenk resimler ve bayraklarla programlar düzenleyen kanaltürk ve habertürk kanalları bile bundan bihaberler mi yani?
hatta şimdi posta gazetesine de baktım ama orada da yok. internetin 1995 senesinde çok yaygınlaşmadığı bir gerçek ama yine de yok.
araştırmada rahatlık olsun: the guardian, 27.11.1995, jonathan rugman. sayfa 2 ya da 3 olacak. mış.
ha gerçekse de gerçektir, bir şey diyemem. zaten kuvvetle muhtemel gerçek olan bir sözün üstüne kimse düşmeyip "dur bu adam yıllar sonra ortaya çıkınca koz olur" kenara mı saklandı? bu nasıl bir davranış şeklidir. hayır daha önce neredeydi bu laf? ak parti kuruldu, seçim kazandı, başbakan oldu, dış işleri bakanı oldu yıllarca, seçim yaklaştı, cumhurbaşkanı adayı oldu... eee daha yeni. 12 sene oldu ya.
ek: artı/eksi vereceğinize gerçekten yazıyı benim suratıma yapıştırınız ya da bana mesaj yoluyla bir şey deyiniz. burada oy derdi olan mı var?
benim için ne zaman ve kim tarafından ortaya çıkartıldığının pek de önemli olmadığını söyleyebileceğim bir söz. haberi ortaya çıkarmak için -seçim gibi- kendine uygun zamanı beklemişse birileri, bu onların haysiyetiyle ilgili bir sorundur. haberi türk okuyuculara duyuran gazetenin şekli şemali de beni pek bağlamaz. benim bakacağım şey, haberdeki sözün gerçekten söylenip söylenmediği ve kim tarafından söylendiğidir.
şu halde bu söz, şimdinin cumhurbaşkanı abdullah gül tarafından geçmişte söylenmiştir. daha ötesi olduğunu zannetmiyorum.