parlamenter sistemin mantığına tümüyle ters önerme. öncelikle
parlameter sistemin tanımı:
epstein'e göre parlamenter sistem, yürütme iktidarının yasama iktidarından kaynaklandığı ve ona karşı sorumlu olduğu anayasal demokrasi tipidir. yürütme organı ikili yapıdadır. hükümet, yasama organı içinden çıkar ve siyaseten yasama organına karşı sorumlu yapıdadır. devlet başkanı -bizim sistemimiz için
cumhurbaşkanı- ise cumhuriyet tipi parlamenter rejimlerde meclis içinden seçilen cumhurbaşkanı
*, monarşi tipi parlamenter rejimlerde ise monarktır
*. devlet başkanı yasama organı karşısında sorumsuz yapıdayken sorumluluk doğuracak eylem ve işlemleri yürütmenin diğer kanadına, yani hükümete karşı imza yöntemi ile aktarılır.
yasama organına karşı siyasi olarak sorumsuz yapıda olması demek, devlet başkanının görev süresi içerisinde ne parlamento, ne de hükümet, hiçbir güç tarafından görevinden alınamayacağı anlamına gelmektedir. bu ilke,
ingiltere'de
westminster'ın monarktan yürütme yetkisini koparma mücadelesinde pragmatik olarak ortaya çıkmıştır. parlamento, kralın sorumsuzluğunu onu yetkisizleştirme amacı olarak kullanmış ve kralın sorumsuzluğu onun yetkilerinin sembolik hale gelmesine olanak vermiştir, sorumluluk doğuran yetkileri fiilen parlamento kullanır olmuştur. devlet başkanının siyasi sorumluluğunun öenmli bir yansıması ise, bu makamda bulunan kişinin
siyasi partilere eşit uzaklıkta durması,
tarafsız,
bağımsız bir
hakem konumunda bulunmasının istenmesidir. böylece sistem içinde devlet başkanı yürütmenin hükümet kanadı ile yasama arasında bir denge unsuru olacak, sistemin işlerliğine yardımcı olaraktır.
bu esaslardan ötürü, cumhurriyet tipi parlamenter sistemlerde cumhurbaşkanını parlamentonun seçmesi ilkesi yerleşmiştir. nasıl ki bir parti, seçilmek amacıyla kendi programını hazırlayıp ideolojisine göre bir yol çizip halktan oy bekliyorsa; hiçbir icrai yetkisi olmayan, aktif politika yapamayan, görev süresi içinde düşürülemeyen, bir iki istisna dışında sorumsuz ve suçlanamayan, hesap sorulamayan bir kişinin programını nasıl uygulayacağı büyük merak konusudur, hele ki bu kişinin
tarafsız,
bağımsız bir
hakem olması isteniyor ve bekleniyorsa. halkın büyük bir çoğunlukla seçtiği cumhurbaşkanı karşısında -cumhurbaşkanı seçiminde nitelikli çoğunluk, en azından salt çoğunluk aranması esastır- çok daha düşük bir çoğunluğa sahip olması kuvvetle muhtemel bir hükümetin ezileceği, ayrıca halk nezdinde sahip olduğu prestije dayanarak istediği gibi hareket etmesi sonucu parlamento için tehlikeli bir unsur haline gelmesi son derece olasıdır. fransa'da 3.
napoleon 1848 yılında kendisini büyük bir çoğunlukla cumhurbaşkanı seçen halka güvenerek diktatörlüğünü ilan etmiştir. meclis içinde her zaman tarafsız bir aday üzerinde uzlaşma imkanı sözkonusuyken
* cumhurbaşkanını halkın seçmesi durumunda böyle bir olasılık gündeme gelmeyecektir. her parti, toplum üzerindeki etkisine güvenerek kendi görüşünden bir adayı destekleyecek, tarafsız olması istenen cumhurbaşkanının tarafsızlığı yara alacaktır. ayrıca seçim döneminde yapılacak yıpratıcı propaganda ile, seçilen cumhurbaşkanı daha göreve başlamadan parlamentonun ve halkın nezdinde cumhurbaşkanının verdiği güven zedelenecektir.
kısacası, parlamenter sistem mantığı içerisinde cumhurbaşkanını halkın seçmesi kabul edilebilir, işleyebilir bir yol değildir.
kaynakça:
bülent tanör,
necmi yüzbaşıoğlu,
ahmet kerse,
kemal gözler.