son dönemlerde çok sık karşılaşılan bir laf. ve sonunda eski cumhurbaşkanı süleyman demirel'in de desteğini almıştır.
http://www.internethaber.com/... şöyle bi hükümete doğru kafamızı çevirince "hayır halk seçmesin" demek belkide en mantıklısı. şu an için konuşmak gerekirse meclis seçsin desek oda olmuyor. zira kimin seçileceği ortadadır. yani aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık...
evet halkımızın seçme yeteneği son derece başarılıdır. yıllardır tanığız buna. bu istek, cumhurbaşkanını değil halk; etiyopyalılar seçse yine bir şeyin değişmeyeceği hede hödödür. sorun nasıl seçtiğimiz değil neyi seçebileceğimizdir. buna türkiyede demokrasi diyoruz.. "ahmet mi mehmet mi?" "yok ahmet şöylee. n'apayım mehmet'i alayım bari.. ya da mehmet gelmesinde en kötü ahmet!e razıyım ben" tarzında, seçimlerin cumhurbaşkanlığına yansıyacak halidir.
eski anayasa mahkemesi başkanı olan cumhurbaşkanımızın bile anayasanın gereklerine karşı çıkarak erken seçim istemesi, anayasamıza göre halkın seçtiği oylar ile oluşan meclisin karar vermesi gerekli olan ve de gayet mantıklı olan bir seçimin bazı otoriter güçler tarafından engellenmek istenmesi gibi çeşitli şeylerin oluştuğu bir ülkede yaşıyoruz. artık diğer senaryoları düşündükçe en optimum yol bu konuda "cumhurbaşkanını halk seçsin"dir.
ama genel bir mantık yürütmek gerekirse kaç tane aday olursa olsun, eğer en sonunda 51% oy alan aday cumhurbaşkanı olacaksa sonuç ortadadır. olaya at gözlüğüyle bile bakacak olursak, türkiyede sağcılar solculardan sayıca fazladır ve oy oranı düşse bile hala en çok oyun hangi partide olduğu aşikardır. sonucu belli olan bir cumhurbaşkanlığı seçimi istemiyoruzz
efendim, özal cumhurbaşkanı olmadan önce demirel, demirel olmadan önce erbakan, demirel'in süresi uzatılma tartışmalarının olduğu ve sezer'in seçilmesinden önce yine erbakan, rte'nin seçilmesinden önce baykal ve demirel tarafından ortaya atılan tartışma.
yani;
cumhurbaskanlığı kupası: şampiyon -- runner-up:
bence cumhurbaşkanlığı seçimi mahalle maçında kimin kaleye geçeceğini belirlemek gibidir. en az top sektiren geçerdi kaleye, kale en önemli mevki olmasına rağmen. özellikle mahalle maçlarında oyun kaleciyle diğerleri arasında geçtiği düşünülürse kalecenin en iyi oynayan olması gerekir di mi? ama en kazma kaleye geçerdi (evet ben çok geçtim, ama iyi kaleciydim ben) neden? çünkü kalecilik en sıkıcı yerdir. bayar, oyunun içinde değilsin, öyle depar atmak pas vermek veya şut çekmek yok, gol atmak yok en başta. şimdi kaleye kimin geçeceğine karar veriliyor. ama siyaset gol atma oyunu, kalecilik sıkıcı. bakalım kim geçecek.
bu arada, devleti "gerçekten" yönetenler halkın seçmesini istemezler. bunlar elitisttir, halka güvenmezler. halk bunların gözünde cahil, kolay yönlendirilen yığınlardır. biri yönlendirir bunları cem uzan'ı cumhurbaşkanı seçerler, ali şen'i seçerler, fetullah hoca'yı seçerler, gelirsemkal'i seçerler, vs. bu korku vardır elitist güç merkezlerinde. yani boşuna tartışmayalım, kimse halka bu yetkiyi vermez, vermek istemez.
başbakanı seçen halk seçeceği için çok da bir boka yaramayacağını düşündüğüm öneri. bu seçimde rte seçilmez. bir, bilemedin iki sonraki seçimde yine soldan 20 aday, merkez sağdan 17 aday, muhafazakar kıtadan de rte adaylığını koyar. başbakanı rte seçen halk cumhurbaşkanını da rte ve türevlerinden seçer. sadece vakti biraz gecikir o kadar.
popülist bir şekilde aynı havayı soluduğum insanlara bok atmak istemesem de her işimizin böyle olduğun söyleyebilirim. kısa vadeli çözümlerle, kendini on yıl sonranın potansiyel dünya lideri gören insanlar topluluğundan ileri gidemeyiz. çok klasik olacak yine ama bu ülkedeki çoğunluğun zihniyetini ve organize oluş şeklini değiştirmesi gerek. çok geç olmadan.
parlamenter demokrasi'nin ne olduğunu bilmeyenler tarafından ortaya atılan sakıncalı görüş. bu sistemde kesinlikle olmaz, olabilmesi için parlamenter demokrasiden başkanlık sistemine veya yarı başkanlık sistemine geçilmesi gerekir. diktatörlüğü çok seven bir millet olduğumuz için de ilk seçimden sonra diğer seçimlerin sadece göstermelik seçimler olabilitesi de çok yüksektir. tüm gücü elinde toplayan karizmatik bir başkan ülkeyi demir yumrukla yönetebilir. en büyük sakıncası da budur. başkanlık sistemini uygulayan tüm güney amerika devletleri diktatörlüğe geçiş yapmıştır. günümüzde başkanlık sistemiyle yönetilen ülkeler içinde demokrasisini koruyan tek ülke abd'dir (kimilerine göre o bile değil).
bu günlerde bu görüş niye ortaya atıldı? bu görüşü ortaya atanlar alenen rte 'nin cumhurbaşkanı olmaması için ve ayrıca yerel hegemon güçlere yakın birisi olsun diye çırpışıyorlar. ironik bir gerçek şu ki, halk tarafından seçilse, son tur oylamaya 2 aday kalacak ve bunların birisi kesinlikle rte olacak. diğeri de kim olursa olsun oyların %51 ini alacak kişi yine rte olacak. (mantıklı düşününce sonuç bu, zira son yerel seçimlerde il genel meclisi oylarında akp %42 oy almıştır, diğerlerinin toplamı ise %58. diğer partiler toplanıp ortak aday koysa bile seçmen diğer parti liderlerinin belirlediği isme büyük oranda itaat etmeyecektir.)
sonuç olarak, demokratik bir ülke değiliz, halk seçse de bir şey değişmeyecek, çok tanıdık bir cümle yine her platformda seslendirilecektir: (bkz: halk yanlış seçim yaptı)
üstten edit: cumhurbaşkanını halkın seçmesi şüphesiz arzu edilendir. fakat mevcut anayasal düzende direkt bu karar yanlıştır. o yüzden bu doğrultuda şekillenmiş bir yasalar bütünü ve siyaset felsefesi şarttır. yani zemin, iyi etüt edilmeli ve stabil hale getirilmelidir öncelikle.
demokrasiden dem vurulan mevcut sistemde derhal yürürlüğe konması gereken önerme.
ak parti bu kararı almıyor, duygusal davranıyor yani; "benden öncekileri halk mı seçti ki şimdi halk seçsin" diyor. şüphesiz bu yanlıştır. zaten kendi çapımızda dünyalıyız, çağdaşız naraları atarken gayet merkezi bir anlayışla yönetiliyoruz. kamu ve yönetimine uzanan yelpazenin oluşturduğu, hiyerarşinin almış olduğu, üçgen şeklinin tepe noktasını daha da bir sivrilten icraattadır şu anda anayasa. fakat demokrasinin tam manasına erişmesine vesile olacak, yani halkın yönetimde net bir söz sahibi olmasına yarayacak sistem merkeziyeti azaltma uğraşısında olmalıdır.
tarafsız bir yetke varlığının yanında -osmanlı daki gibi- "taşra"lara ulaşabilecek üçgenin taban uzunluğunu alabildiğine artırıp hasebiyle tepeyi düzleme yakın hale getirecek ve nihayet hiyerarşiyi olabildiğince azaltacak bir sistem hem özgürlüğün hem de demokrasinin köklerini sağlamlaştıracaktır. filizlenmeyi de halkın iradesine bırakmak gerekir.
halkın iradesi deyince bazılarımız halkı cahil ilan edip şu "kısıtlı demokrasi"de -belki de- alabildiği en büyük haklardan olan seçme ve seçilme hakkını yanlış kullandığını söylüyorlar. aslında yanlışın ne olup olmadığını sorgulamak ve neticeye göre böyle savlarda bulunmak daha akıllıca olur. dini duygular egemen olunca hükümette, solcu kesilen, özelleştirme, ab üyeliği ve çağdaşlaşmayı yakalama arzusu adına atılan adımları görünce de milliyetçi muhafazakar içe kapalı bir görünüm sergileyen insanlar varoldukça halk bunlar arasında seçim yapacaktır elbet. öne sürülen adamakıllı parti sayısı çok az olduğundan belki de ehven i şer yani kötünün iyisi seçilecektir. bu demokratik zaaf mıdır yoksa halkın cehaletinden mi ileri gelir? bence halkın cehaleti değil, merkeziyetin tavan yapmış olması, yani demokratik zaaftan ötürüdür bu hezeyan.
"insanların en büyük hatası olanı olması gereken sanmasıdır." demiş bertrand russell. hem ankara ya yığılmış bir idareden sürekli şikayet edip hem de bu sisteme devam edersek, üstelik aksi savları, başka açıları söyleyenleri, ortaya atanları da ya komplocu ya da vatan haini ilan edersek, ne birlik olabiliriz ne de aynı rüyalar görebiliriz. aklın ve mantığın temeline hoşgörüyü oturtursak, beğenmediğimizi hain, sevdiğimizi de nefer ilan etmek gibi fanatizme kadar giden tavırlar silsilesini geride bırakabilirsek daha iyi bir türkiye, çok daha üstün bir yaşamın ütopya zannedilmekten çıkabilmesi işten bile değildir.
mutlu ve umutlu edit: akp nin ilk paragrafta belirtmiş olduğum "halk seçmesin, meclis seçsin" şiarını benimsemeleri an itibariyle geçersizdir. çünkü cumhurbaşkanını halk seçsin demişlerdir... ne mutlu türk milletine!
son derece saçma bir uygulamadır.cumhurbaşkanının yetkileri kısıtlıdır ve bu uygulama halk iradesinin parlamantoya yansımadığının göstergesidir.bu saatten sonra cumhurbaşkanını halk seçse ne olur babadan oğula geçse ne olur
cumhurbaşkanlığı, türkiye'nin model aldığı parlamenter başbakanlık sistemlerinde (bkz: westminster system) siyasal sorumluluk taşımayan sembolik bir görevdir. ingiltere'de kraliyet'in başı (bkz: king) (bkz: queen) vardır, almanya'da bundeskanzler vardır. bunlar sembolik kişilerdir ve halka karşı sorumlu değillerdir. böyle sembolik nitelik taşıyan veya taşıması gereken bir görevin halk tarafından seçilmesi bence saçmadır. bunun olması için makamın sorumluluğu arttırılmalı ve yarı başkanlık veya tam başkanlık sistemine geçilmesi gerekir. aksi bir durum kaynak israfından ve gündemi boşuna işgal etmekten başka bir işe yaramaz. gerçi türkiye hiç uçak inmeyen yerlere havalimanı yapmış, insan yaşamayan yerlere otoyol yapmış bir ülke. bu ilki de gerçekleştirirse şaşmamak lazım.
türkiye'de uygulana sistem parlamenter sistemin bir türü olan ancak parlamenter sistemin tipik özelliklerini tam olarak taşımayan, ingiltere sistemi olarak da bilinen westminster sistemidir. siyasi sorumluluk ise başbakan ve kurduğu hükümete aittir. cumhurbaşkanı ise ülkenin bütünlüğünü ve birliğini, laik cumhuriyeti temsil eder. göreve başlamadan önce de anayasa'da tam metni bulunan andı içer. bu anlamda seboliktir, ancak yine yanılmıyorsam anayasa'nın 104. maddesinde düzenlenen görevleri yerine getirme yükümlülüğü vardır. başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek, mgk başkanlığı yapmak, olağanüstü hal ve sıkıyönetim durumlarında bakanlar kurulu'na başkanlık etmek, kanunları veto etme gibi aklıma en önemlileri gelen birtakım hak ve yetkilere sahiptir. siyasi ve cezai olarak sorumsuzdur, sorumluluk başbakana aittir. şimdi bu durumda cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiğini düşünecek olursak, kendine özgü bir sistem olan türk sisteminde cumhurbaşkanı oldukça meşru bir güç elde edecektir ve siyasi sahnede oldukça etkin bir rol alacaktır. sistem tek kişinin iktidarına dönecektir, halk tarafından seçilmesini de icraatlarının haklı bir gerekçesi olarak gösterecektir. kısaca her ne kadar bugünkü durumdan hiç mi hiç memnun olmasam da, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi bizim sistemimiz açısından akıllıca bir yol değildir. kaldı ki, bunu yapan halk, cumhurbaşkanı seçimlerinde neler yapar kim bilir...
epstein'e göre parlamenter sistem, yürütme iktidarının yasama iktidarından kaynaklandığı ve ona karşı sorumlu olduğu anayasal demokrasi tipidir. yürütme organı ikili yapıdadır. hükümet, yasama organı içinden çıkar ve siyaseten yasama organına karşı sorumlu yapıdadır. devlet başkanı -bizim sistemimiz için cumhurbaşkanı- ise cumhuriyet tipi parlamenter rejimlerde meclis içinden seçilen cumhurbaşkanı *, monarşi tipi parlamenter rejimlerde ise monarktır *. devlet başkanı yasama organı karşısında sorumsuz yapıdayken sorumluluk doğuracak eylem ve işlemleri yürütmenin diğer kanadına, yani hükümete karşı imza yöntemi ile aktarılır.
yasama organına karşı siyasi olarak sorumsuz yapıda olması demek, devlet başkanının görev süresi içerisinde ne parlamento, ne de hükümet, hiçbir güç tarafından görevinden alınamayacağı anlamına gelmektedir. bu ilke, ingiltere'de westminster'ın monarktan yürütme yetkisini koparma mücadelesinde pragmatik olarak ortaya çıkmıştır. parlamento, kralın sorumsuzluğunu onu yetkisizleştirme amacı olarak kullanmış ve kralın sorumsuzluğu onun yetkilerinin sembolik hale gelmesine olanak vermiştir, sorumluluk doğuran yetkileri fiilen parlamento kullanır olmuştur. devlet başkanının siyasi sorumluluğunun öenmli bir yansıması ise, bu makamda bulunan kişinin siyasi partilere eşit uzaklıkta durması, tarafsız, bağımsız bir hakem konumunda bulunmasının istenmesidir. böylece sistem içinde devlet başkanı yürütmenin hükümet kanadı ile yasama arasında bir denge unsuru olacak, sistemin işlerliğine yardımcı olaraktır.
bu esaslardan ötürü, cumhurriyet tipi parlamenter sistemlerde cumhurbaşkanını parlamentonun seçmesi ilkesi yerleşmiştir. nasıl ki bir parti, seçilmek amacıyla kendi programını hazırlayıp ideolojisine göre bir yol çizip halktan oy bekliyorsa; hiçbir icrai yetkisi olmayan, aktif politika yapamayan, görev süresi içinde düşürülemeyen, bir iki istisna dışında sorumsuz ve suçlanamayan, hesap sorulamayan bir kişinin programını nasıl uygulayacağı büyük merak konusudur, hele ki bu kişinin tarafsız, bağımsız bir hakem olması isteniyor ve bekleniyorsa. halkın büyük bir çoğunlukla seçtiği cumhurbaşkanı karşısında -cumhurbaşkanı seçiminde nitelikli çoğunluk, en azından salt çoğunluk aranması esastır- çok daha düşük bir çoğunluğa sahip olması kuvvetle muhtemel bir hükümetin ezileceği, ayrıca halk nezdinde sahip olduğu prestije dayanarak istediği gibi hareket etmesi sonucu parlamento için tehlikeli bir unsur haline gelmesi son derece olasıdır. fransa'da 3. napoleon 1848 yılında kendisini büyük bir çoğunlukla cumhurbaşkanı seçen halka güvenerek diktatörlüğünü ilan etmiştir. meclis içinde her zaman tarafsız bir aday üzerinde uzlaşma imkanı sözkonusuyken * cumhurbaşkanını halkın seçmesi durumunda böyle bir olasılık gündeme gelmeyecektir. her parti, toplum üzerindeki etkisine güvenerek kendi görüşünden bir adayı destekleyecek, tarafsız olması istenen cumhurbaşkanının tarafsızlığı yara alacaktır. ayrıca seçim döneminde yapılacak yıpratıcı propaganda ile, seçilen cumhurbaşkanı daha göreve başlamadan parlamentonun ve halkın nezdinde cumhurbaşkanının verdiği güven zedelenecektir.
kısacası, parlamenter sistem mantığı içerisinde cumhurbaşkanını halkın seçmesi kabul edilebilir, işleyebilir bir yol değildir.
önermenin piyasaya çıkış zamanı düşünüldüğünde esas amacının daha demokratikleşmek değil de mevcudiyeti kadar demokrasinin bile sonuçlarına tahammul edemeyip müdahale etmek olduğu açık.
kendimden biliyorum. birbirimizi kandırmayalım.
o halde gene rte seçilirse napacaz. en temizi bizim halk değil amerikan halkı falan seçsin. garanti olsun.
burada haklı aşağılayanlar acaba nerde yaşıyor merak ediyorum. sanırım sözlüğe gurbetçi vatandaşlarımız beydah olmuş. o senin halk dediğin baban, annen, amcan,dayın ,enişten,deden vs. den oluşmuyor mu zaten. haklın seviyesi düşükse ve sen bu seviyeye inemezsen hiç bi s.... yiyemezsin haberin olsun.