başrolde james spader ve holly hunter...araba kazalarını fantazi sanan bi grup insan.kaza yaparken sevişen bi grup deli...ama bi insanın böyle bir hayali yoksa bu filmi neden çeksin ki dedirten gerilim..bunlar da mı gecekti başıma
metalin insan vücudunu şekillendirmesi üzerine yapılan konuşmanın gözden kaçırıldığı ve sadece cinsel fantezi olarak algılandığı, 1996'da cannes'da ödül almış olan film.
günümüz dünyasını çok güzel anlatan 2004 yapımı kaliteli bir drama.
hayatın nasıl bir anda boka sarabileceğini,
boka sarmış bir hayatın güzel bir tesadüfle ya da çabalayarak güzelleşebileceğini,
kötülük yapanların yalnızca kötü insanlar olmadığını,
iyi insanların kötülerden daha az mutlu olabileceğini,
kötü insanların da iyilik yapabileceğini,
kısaca hayatta her şeyin mümkün olduğunu anlatan güzel bir film.
film birçok koldan anlatılan hikayeler şeklinde yürüdüğünden
yavaş temposuna rağmen sürükleyici...
yönetmen paul haggis.
filmin başrol oyuncusu yok ama hemen hemen tüm oyuncular göze aşina:
sandra bullock, don cheadle, matt dillon, jennifer esposito, william fichtner, brendan fraser, terrence dashon howard, thandie newton, ryan phillippe, larenz tate vs...
not: görsel efektçe zengin olmayan bu filmi bence sinemada izleyin
deri renginin nelere sebebiyet verebileceğini direkt olarak gözler önüne seren film. filmi izlerken kişinin bol bol küfretmesi ve üzülmesi kaçınılmazdır. ciddi anlamda burada çekilenler hiç abartı değildir. zira beyaz tenli bir insanla bir hispaniğin arkadaş olması neredeyse imkansızdır gerçek hayatta da.
teknoloji sayesinde oluşan modern insan vücudu mu desek yoksa insan vücudu üzerindeki yaraların yol açtığı seks dürtüsü mü desek veya metal de dahi olmak üzere yapı üzerindeki bozulmaların sebep olduğu tutku mu desek bilemiyorum bu film için. bence olay trafik ve birtakım insanın trafik kazaları esnasında aldığı aşırı hormon salgısı ve bu hormon salgısının direk seks ihtiyacı belirtmesi. böyle insanlar vardır dünyada ben öyle inanıyorum, yoksa bile bu filmden sonra varolacaklardır. cronenbergden değişik bir bakış açısı.
2000 çıkışlı bon jovi albümü. bir anlık gaza geliş sonucunda cd'sini aldığım, birçok parçasını da beğendiğim bir albüm. elimdeki 2 orjinal cd'den biri.
içindeki şarkılar:
1.ıt's my life
2.say ıt ısn't so
3.thank you for loving me
4.two story town
5.next 100 years
6.just older
7.mystery train
8.save the world
9.captain crash & the beauty queen from mars
10.she's a mystery
11.ı got the girl
12.one wild night
(bonus track)13.ı could make a livin' out of loving you
kesinlikle tavsiye edeceğim,bir kaza ile başlayan bir çok farklı hikayeyi bir şekilde bağlayan,zaman zaman gözlerinizin dolmasını sağlayan,iyi insanların nasıl hata yaptıklarını,kötü insanların kalplerinin bir yerinde mutlaka iyilik bulunduğunu anlatan 2004 yapımı güzel film.türkçe'ye çarpışma olarak çevrilmiştir.
kilit tamircisi adamın kızının dükkan sahibi persli adam tarafından vurulması sahnesinde kendimi zor tuttum,yanımdakilerden utanmasam ağlayacaktım walla.üstelik görünmez pelerin hikayesi de çok hoştu.
"david cronenberg" filmi sanarken yanlışlıkla "paul haggis"kini indirip, sağdan soldan alınmış fakat birbirine bağlı hayatlarla kafamı karman çorman eden, duygusal sahneleri ağzı beş karış açık bırakan progressive film. (not: uydurdum)
bolluklar diyarı amerika nın hollywood özendirici filmlerinin dışında böyle düşündürücü filmler yapılması güzel.. amerkalıların sadece zencilere deği asyalılara olan bakış açısının da yansıtılması, adaleti sağlar gözüküp para çalan,şantaj yapan polisin mi yoksa ırkçılığa maruz kalmakta olan ezilmiş suçlanmış azınlıkların iyi mi yoksa kötü mü olduğunu bir kez daha amerikan toplumuna sunan bir film olarak güzel..
78.oscar ödüllerinde en iyi film seçilmiş, başrollerini sandra bullock, don cheadle, matt dillion, brendan fraser gibi güçlü isimlerin paylaştığı etkileyici bi film.
sloganı: "hayatın hızını yakalamaya çalışırken birbirimizle çarpışmaya mahkumuz."
sandra bullock,don cheadle,matt dillon ve brendan fraser gibi isimlerin yer aldığı oyuncu kadrosu ve ırkçılık konusuna getirdiği özgün yaklaşımla dikkat çeken bir film.
alınması gereken mesajları insanın gözüne sokmayan,kurgusunun gayet başarılı olduğu bir paul haggis filmi.karakterlerin tamamen kötü ve tamamen iyi olmaması ve tam olarak bir başrol oyuncusunun olmaması filmin hoş yanlarından.magnolia filmini andırır ve soundtrack'i de(bkz: mark isham) kendi kadar etkilidir.
filmin korsan vcd'nin arkasında yazan tanıtım şeysi şöyle. ne diyorsun abicim sen şeklinde karşılık vermeme sebep olmuştur. ben bir şey anlayamadım belki hani siz :
bir ev kadını ve uyuşturucu bağımlısı kocası. bir dükkan sahibi. birbirine aşık iki polis dedektifi. afrika-amerikalı yönetmen ve karısı. meksikalı bir çilingir(?). iki araba hırsızı. acemi bir polis. ortayaşlı koreli bir çift....
hepsi los angeles'ta yaşıyor ve önümüzdeki 36 saat boyunca hepsi birbirini tanıyacak ve bir öykünün ayrılmaz parçası haline gelecek.
başrollerini sandra bullock, don cheadle, matt dillon, brendan fraser, thandie newton gibi birbirinden güçlü isimlerin paylaştığı film. zaman zaman eğlenceli, hikayesi bir o kadar güçlü ve hiçbir zaman tahmin edilemez.
şahsen filmi hala daha izlememiş olmakla beraber orjinal tanıtımın da böyle olup olmadığı konusunda derin kuşkular besliyorum. "bir dükkan sahibi ve meksikalı bir çilingir" şeklinde verdikleri ipucu bir hayli enterasan. ha belki izler beğenirim. belki de "olm bu film çok manyak la hemen alın izleyin olm" şeklinde tavsiyelerde dahi bulunurum. belki de çöpe atarım. ama atmam lan.
belki filmi izledikten sonra buraya bir edit düşerim. kim bilebilir ki....
her ne kadar en iyi film, kurgu ve orjinal senaryo oscar'larını (bence hakederek) aldıysa da en iyi kadın/erkek oyuncu ödülünü alması daha baştan zor gözüküyordu. bu tip "hikayeler kesişimi" filmlerde konu daha ön plana çıkıyor malum. şimdi dönüp bakıldığında sandra bullock oynamıştı bile denmiyor, konu başarıyla irdelenmişti deniyor. [diyorum]
hiç unutmam fi tarihinde baldır baak izlemek üzere gittiğimiz filmler silsilesinden en memnun ayrıldığımız filmdir. diğerleri için
(bkz: lolita)
(bkz: striptease)
lolita büyük hüsrandı.
gerçekçiliğiyle tavan yapmış,olmuş dedirten film.her bireyin zaman,durum ve mekanlar dahilinde ne derece değişim gösterebileceğini çok yalın bir biçimde ifade etmiş.(yani filmde karakter betimlemesi yapılırken ya simsiyah ya da bembeyaz bir insan profili sunulmuyor önünüze).ırkçılık kavramını da tıpatıp hayatın içindeki yeriyle filme oturtmuş,insanı kah hüzünlendiren,kah ilahi adalet dedirten,kah bir parça umut veren mutlaka izlenmesi gereken film.