öncelikle kelimenin karşılığını verelim:
şövalyenin, bağlı olduğu yüksek lordunun güzel hanımına inceden yazması, platonik bir aşk duymasıdır courtesy. şimdi açıklayalım:
bildiğimiz, okuduğumuz
ortaçağ romanlarının hepsinde karşılaşırız. en basit örnekleriyle verelim; bir kral vardır, çok güzel bir kraliçesi vardır. kralın bütün sadık adamları o güzel kraliçeye aşıktır, onun
şampiyonu olabilmek için birbirleriyle yarışırlar. sevdiğini sahiplenen türk mantığıyla düşündüğümüz zaman, bu duruma kralın hiçbir ses çıkarmaması inanılmaz garip bir şeymiş gibi gelir. oysa ki bir gerçek vardır ki, courtesy, kral tarafından saygı olarak algılanır. kraliçesine aşık olan her şövalye, bu ince
jestle kralını onurlandırmış sayılır.
işin bu kısmına kadarı pekala sindirilebilir. fakat bilinen diğer gerçek de şudur ki, kraliçelerin gözleri, çoğu zaman krallarının adamlarından birine kayar. ülke yönetmekten kendisiyle yeterince ilgilenemeyen, ondan yaşça büyük, ne yaparsa yapsın en fazla kraliçenin minnetini kazanabilecek kocalarla doludur aslında ortaçağ krallar soyu. efsanelerden
tristan ve
isolde'u okuruz.
guenever ile
lancelot'u. ve zavallı
kral mark ile
arthur'u. courtesy'nin yarattığı bu aşklar, ortaçağ romanslarının trajedilerinin temellerini yaratırlar: saray kültüründe olması gerektiğine inanılan bir davranış biçimi olarak courtesy, ve o courtesy'nin mutlaka yaratacağı bir imkansız aşk, en sonunda aldatılan bir koca- ve sonrasında kraliçesine ölümüne aşık kralla birlikte bütün dünya yıkılır..
velhasıl, courtesy, ya da
courtly love, özünde çok asil bir duygudur. asildir; yakar, külünü bile bırakmaz. evet.