türkiye'deki bir neslin basketbolu sevmesinde ve
efes pilsen'in 1996 yılında
koraç kupasını almasında en az
petar naumoski kadar payı olan müteveffa forvet.
syracuse university'den mezun olduktan sonra 1993 draftında o zamanki adıyla
washington bullets tarafından 38. sırada seçilmişti. ama
nba'de hiç oynamadan türkiye'ye geldi ve 1993-94 sezonunda
fenerbahçe forması giydi. bir sene
pau orthez'de oynadıktan sonra bu kez
efes pilsen formasıyla türkiye'ye geri döndü. özellikle savunmadaki rakibi yıldıran, bezdiren performansıyla takımın koraç kupasını almasında önemli rol oynadı. ismet badem'in deyişiyle, uçan sineğe blok koyardı.
antoine rigaudeau,
predrag danilovic ve
carlton myers gibi zamanın en önemli skorerleri, conrad'dan blok yeme korkusuyla abuk sabuk atışlar yaparlardı. tabi hücumda da potaların üstünde şimşekler çaktıran smaçları vardı. türk takımlarının
alley-oop yaptığını ilk defa efes'te görmüştüm.
taner korucu'nun verdiği paslara
larry richard basardı. ama nba^de izlediğimiz alley-oop'ların yanında çok sönük kalıyorlardı. ama bir euroleague maçında, yanılmıyosam bi portekiz takımıydı, naumoski'nin orta sahanın az ilersinden verdiği
jason kidd'i kıskandıracak pası conrad havada yakalayıp ters smacı koymuştu. benim avrupa parkelerinde gördüğüm ve muhtemelen bundan sonra da göreceğim en iyi hareket buydu.
abdi ipekçi'de bir daha öylesine gürültülü bir sessizlik yaşanmadı. efes'teki performansından sonra 1996-97 sezonu için zamanın en yüksek bütçeli avrupa takımlarından birisi olan ve kadrosunda
carlton myers,
eric murdock,
alessandro frosini ve
dan gay gibi oyuncuları bulunduran
teamsystem bologna ile anlaştı.
euroleague'de oynadığı 20 maçta 10,2 sayı 8,1 ribaund ortalamalar tutturduktan sonra
paok formasını giymek için yunanistan'ın yolunu tuttu. paok'un o kadrosunda
predrag stojakovic ve
charles shackleford da vardı. conrad'la ilgili unutamadığım anılardan biri de o sene yaşandı. paok, euroleague mücadelesinde
türk telekom'la oynuyordu. paok 6 sayı öndeydi ve maçın son dakikalarıydı. bi pozisyonda paok potası altında bir karambol olmuş ve top dışarı çıkmıştı. hakem topun telekom'lu oyuncudan, yanılmıyosam
tunç girgin'di, çıktığını söyledi. telekom'lu oyuncular yoğun bi şekilde itiraz ederken conrad hakemin yanına gitti ve takım arkadaşlarının şaşkın bakışları arasında topun kendisinden çıktığını itiraf etti. o maçı
alper yılmaz'ın sayılarıyla telekom kazandı ama conrad'ın benim kalbimdeki yeri daha da güçlendi. ertesi sezon, fenerbahçe'nin kurduğu
dream-team'in formasını giymek için tekrar türkiye'ye döndü.
mahmoud abdul-rauf,
ibrahim kutluay,
marko milic,
conrad mcrae ve
zan tabak'tan oluşan kadrodan beklentiler büyüktü. hatta takım euroleague'in ilk maçında, daha sonra avrupa şampiyonu olacak olan
zalgiris kaunas'a yirmi küsür sayı fark atmıştı fakat takım içindeki yaşanan sorunlar ve takımdan ayrılan oyuncular nedeniyle beklentilerin çok altında kalındı. 2000 yılında
orlando ile nba yaz kampında mücadele ederken bir idman sırasında geçridiği kalp krizi sonucu henüz 29 yaşındayken hayatını kaybetti. bu ülkede basketbolun sevilmeye başlanmasında gerçekten büyük payı vardı. ölüm haberini öğrendiğimde arkaşlarımla birlikteydim. 5-10 dakika boyunca hiçbirimizin konuşamadığını hatırlıyorum. huzur içinde yatsın.