radiohead izinden ilerleyen ama tarz olarak radioheadin yakınından geçmeyen ingiliz pop art grubu. başarılı çalışmaları ile göze batmışlardır kendileri
2000 tarihli parachutes albümü:
don't panic
shiver
spies
sparks
yellow
trouble
parachutes
high speed
we never change
everythings not lost
life is for living
2002 tarihli a rush of blood to the head albümü de:
politik
in my place
god put a smile upon your face
the scientist
clocks
daylight
green eyes
warning sign
a whisper
a rush of blood to the head
amsterdam parçalarından oluşmakta. parachutes albümü ilk parçadan sonuncuya tam bir bütünlük içeriyor. insanı savunmasız bırakan bir duygu bombardımanı diyebilirim ilk albüm için, çünkü parçalar ve duygular değiştikçe sürekli müzikle beraber ağırlıksızmışçasına sürüklendiğinizi farkediyorsunuz. müthiş bir "albüme hoşgeldiniz" parçası don't panic.albümün iki "hit" parçası yellow ve trouble'ın da üstüste gelmesi albüm temposunun birden artmasını sağlıyor.albüm sonunda we never change ve everything's not lost'un arka arkaya dinlenilmesi yeni kırdığınız ve acısı içinize oturmuş olan bi kalbin sizi tokatlayışı gibi. arka arkaya. dudaklarınız patlayana kadar. ve arkasından bir saniye için mola verip umut verici. "dur belki de herşeyi kaybetmiş değilizdir". ama aslında kaybettik sanırım.en iyi arkadaşınızsa bu kalbin sahibi, ve ötesinde herşeyinizse, umuda ana avrat küfredesiniz gelir. o anda tek düşmanınız belki de beni anlayacaktır ileride dedirten umuttur, ve acı için umut birebirdir. albümün kapanışında ise
"i ve never meant to give harm,
that's what i came here to say
and if i was wrong then i am sorry,
but i won't let it stand in our way
life is for living,we all know,
and i dont wanna live it alone" sözleri güzel bi özür paragrafı oluşturuyor. ama kırdığınız kalbin hassasiyetine gore etki derecesi değişiyor. albümün genelinde "allah beni kahretsin, ben ne çeşit bir hayvanım, nasıl yaptım, neden yaptım bunu?" cümlelerini kuruyorsunuz,tabi eğer üzerinize alınacak durumda değilseniz (ben de olmasın istiyorum!), o ayrı.
ikinci albumde ise, in my place'in çok güçlü bir giriş olduğundan bahsetmek mümkün değil. ama god put a smile upon your face başından sonuna iyi tasarlanmış, kötü anlamda değil,rahatsız edici bir şarkı.arkasından üstüste the scientist'i ve clocks'u dinliyorsunuz. the scientist'in sozleri oldukça etkileyici, "nobody said it was easy, noone ever said it would be so hard, i'll take you back to the start" da yine yanlış giden bişiler için zamanı geri döndürme isteğini vurguluyor. "clocks" ise piyanosuyla, geçişleriyle, sozleriyle albümün en iyi şarkısı olmasının yanı sıra gerçekten dikkat çekici bir britrock örneği. albümün kalan kısmında alışılmış coldplay soundu hakim. a warning de güçlü müzik altyapısıyla göz dolduruyor.
coldplay, henüz iki albüm yapmış olmalarına rağmen bence britanya'nın çıkardığı en iyi gruplardan. genelde melankolinin hakim olduğu şarkıların vurucu hatta kimi zaman yıkıcı özellik taşımaları coldplay'i ve albümlerini tekdüzelikten uzak tutuyor. ama acıyı ben sade isterim, müzik gereksiz diyenlere göre değil adamlar.
sevgilinizden ayrılmışsınız. ve arabayla evinize gidiyorsunuz. kışın soğuğu var dışarıda, bir de yağmurun melankolisi. arabayı karşıyaka sahiline çekiyorsunuz. yağmur damlaları şehir ışıklarının önünden vızır vızır geçiyor. işte siz sahilin karşındaki gecekondu ışıklarını sisten ve yağmurdan zor seçerken, teypte coldplay çalıyor.
işte coldplay adamı şekle sokmaya yarıyor
artık güzel parçalar yapmak istemeyen grup. çünkü artık kendilerinin bir ticari kaygı olarak görülmelerinden hiç haz almıyorlar. sattıkları her albüm şirketlerin kasasına gittği için fazla satmak istemeyen grup.
the scientist , trouble , yellow, in my place, fix you gibi sevilen şarkılara imza atmış ingiliz pop art grubu.müziğin sanatsal kısmını da beceren hem söz hem beste olarak çok kaliteli grup.ayrıca bazı şarkılarındaki sözleri insanın beyninde şimşek gibi çakar.örnekler:
the scientist - " do not speak as loud as my heart"
clocks - " am ı part of a cure or am ı part of a disease"
solistleri chris martin'dir.grup 4 kişiden oluşur.
grup şu ana kadar yellow, trouble ve don't panic şarkılarını reklamlarında kullanmak isteyen gatorade, diyet kola ve the gap markalarının milyon dolarlık tekliflerini reddetmiş, chris martin bu konuda "şarkılarının anlamlarını böyle satsaydık, kendimizle yaşamamız mümkün olmazdı" demiştir. ( kaynak : wikipedia.org )
grup üyeleri :
chris martin : vokal
jon buckland : gitar
guy berryman : bas gitar
will champion : davul
2002 yılı mtv music awards'a 4 dalda aday gösterildiler ve best uk & ireland'ı ve 2006 brit awards'ta x&y albümüyle en iyi british albüm ve speed of sound'la da en iyi british single'ı ödülünü almaları benim gözümde başarılarının en önemli kanıtları.bunların dışında aldıkları bir çok ödül gibi.
40 years old virgin filmdinde " gay olduğunu nasıl anlarsın biliyor musun? coldplay dinlemenden." gibi bir repliğe kurban gitmiş, bünyede passiflora etkisi yaratan sakin insanlar grubu...