1-18-08 tarihi itibariyle gösterime girecek olan, yönetmenliğini matt reeves, yapımcılığını lost 'un beyin takımından j j abrams 'ın yapacağı, senaryosunu ise yine lost 'tan senarist drew goddard 'ın yazdığı film. trailer 'ları sanırım transformers 'ın öncesinde gösterilmiş.
aslında filmin ismi tam bu da sayılmaz çünkü bu projenin kod adı olarak bu isim geçiyormuş. gizlilikle yürütülerek seçilen ve senaryodan hiç haberleri olmayan oyuncu kadrosu şimdilik şöyle :
filmin adı dahil hiçbir önemli bilgi verilmeden reklamı yapılan,yeni bir pazarlama stratejisine sahip j.j. abrams filmi.anladığım ve tahmin edildiği kadarıyla bir yaratık söz konusu.bazı internet siteleri olayı abartıp lost'la bağlı olan bir film olduğunu iddia ediyor.18 ocak'ta amerika'da gösterime giriyor.bakalım bekleyip göreceğiz.
adı konulamayan bir şeyin new york'a saldırısını konu alan bir film. gençlerin partisi olduğu sırada elektirikler kısa süreli gider. balkona çıkan gençler şehrin belli alanlarının patladığını görünce aşağı iner. önlerine özgürlük anıtı heykelinin kafası düşer.
tabi bunlar gençlerin elindeki kamera ile görüntüleniyordur zaten film de hep böyle çekilmiş blair cadısı gibi.
yapan isim j.j. abrams olunca ve film hakkında hiç bilgi olmaması,sitesinin garip olması sebebiyle büyük merakla beklendi. lost ile ilgili olduğu bile söylendi.
2. fragman süper olmuş. arada kameranın cızırtısı yapması,oyuncuların korku dolu ifadeleri. en önemlisi saldırgan şeyin hiç gözükmemesi. evet evet bu gerçekten hoş olmuş.
fragmanları izledik,yapan isme baktık,çekim tarzını gördük meraklandık, güzel olacak diyoruz ama karşıma yine dünyayı beladan kurtaran amerika gelirse lost setini basarım. harbi basarım. hatta benimle birlikta gelecek yoldaş bulacağımdan eminim.
ille de gitcem görcem tipi filmdir. (hah şöyle ya, ne o öyle 27 dresses falan?!) çok çok uzun zaman abuk subuk filmlerle bizleri oyalayan hollywood'dan iyi bir şeylerin çıkma vakti gelmişti, umarım bizi hayal kırıklığına uğratmaz.
(bkz: http://www.youtube.com/...)
fragmanlarına bakıp da "bad robot logosunun olduğu herşeyi izlerim abijim" diyenler giderek artmakta... (bkz: du bakalım)
filmden pek anlamam ama beğendim. godzilla tadında kötü bir şey bekliyordum ama pek aynı havada değil. yalnız sinemadan başka yerde seyredilmez. 7,5 puan verdim gitti.
öncelikle kamera taşıyan arkadaşın azmi gözlerimi yaşarttı. arkadaş ben olsam taşıyamam, yani işin ucunda kanallara satıp köşe olmak bile olsa taşıyamam. başım döner yani. bir de kameranın şarj edilmeden bu kadar kullanılması ayrı bir göz yaşartıcı nokta. sallayınca çalışanlardan diyip geçiyoruz.
kamera taşıyan bireyin öldüğü nokta. evet. hani auugg kamerayı unuttum diyip enkaza döndüğü an.
tamam gittin aldın, tamam arkanda canavar var dondun kaldın kıpırdayamadın. tamam öldün. ama nasıl öldün be birader? valla anlamadım, ağzına aldı tükürdü diye düşünüyorum, ya da kafa attı? valla anlamadım.
arkadaş, hiç görmediği bir şey tarafından ısrılan biri hiç mi düşünmez, ulan bu ibnenin salyasındaki maddeler, enzimler neler? beni siker mi sikmez mi? ulan o kadar cep telefonu aldın, sim kart aldın bir de alkol alsaydınız ya kıza ayıp bence.
bunlar biz şehre gitcez diye asker abiye o kadar direttiler, adam bunlara acıdı "hadi siktirin" dedi lan niye bi silah almadınız? çakı alsaydınız bari.
gittiniz kızı kurtardınız hadi amele gibi kızın içinden çubuk çıkarttınız. o kız nasıl koştu o kadar? çatılardan atladı bir de. tamam adrenalin diyelim ona, peki niye o kızı helikoptere ilk bindirmediniz? biliyorum niye olduğunu, filmin son cümlesi seni seviyorum olsun diye dimi köftehorlar sizi.
filmde en hoşuma giden nokta, bu yaratık nerden geldi sorusunun cevapsız olması, bir de sonu tabii. yaratığın ölüp ölmediğini bilememek de ayrı bir zevk veriyor bana. godzilladan bir farkı da bu işte.
sinema sanatına "canavarlı filmler" ve "canavarsız filmler" başlıkları ile bakan ve ilk başlıkta ne varsa izleyen biri olarak söylüyorum: hayalimdeki canavar filmi buydu. yarın tekrar gidiyorum. bir süre giderim böyle, heyecanım geçene kadar. sonra ayrıntılı bir şeyler yazarım belki.* hem heyecanlı hem de hüzünlüyüm çünkü kişisel zevkime göre daha iyisinin yapılabileceğini sanmıyorum; hayalimdeki filmi geçtim, gördüğüm canavarlı rüyalar bile böyleydi, düşün. kişisel zevkimi de boşver, aynı zamanda muhteşem bir sinema "deneyimi" cloverfield.
ha kimseye tavsiye etmiyorum ama, "sinemada izlemeye değmez", "orda adam niye öyle yapmadı" falan çünkü. bana gelmeyin sonra.
öznel açı onlarca yıldır sinemada kullanılıyor; fakat çok az filmin tamamında kullanılmıştır. çünkü bunun sinematografik bi' yasağından öte psikolojik bi' sıkıntısı vardır. izleyiciyi sıkar, çift duyum mantığıyla algısını yorar. bu çekim, hele hele bi' el kamerasından yapılıyorsa görsel fazla hareketli ve odaksız olduğundan insanın midesi bulanır. herkesin katlanması beklenemeyeceğinden, filme gidecekler için, bu durumları göze alarak bi' uyarıda bulunulması gerektiğine inanıyorum. hatta ben de burdan bu uyarıda bulunabilirim, sanırım zaten bulundum.
neyse diğer yandan öznel açı filme öyle bi' gerçekçilik katar ve öyle bi' olayın içine sokar ki refleksleriniz harekete geçer, kurguyu yaşamaya başlarsınız. aynı teknikle çekilmiş blair cadısı ile bu filmi ayıran özellik; bütçesiyle doğru orantılı olan ses ve görüntü efektleridir. teknik artılarına bakıldığında alanında bi' numara olduğunu hemen söyleyelim, karşımızdaki -evinizde ne sistem olursa olsun- dvd filmi değil, tam bi' sinema filmi. ve kesinlikle izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. çok büyük bi' emek, görülmesi gerekiyor.
senaryo açısından boşlukları olan bi' film. bi' çok mantık hatası bulunabilir, çok zorlarsak zaten filmde canavar var, saçma olur. zorlamayın.
çoğunlukla oyuncuların doğaçlama yeteneklerine güvenilmiş*, güvenleri de boşa çıkmamış, bi' kaç kısım haricinde göze batan bi' yer yok.
~ fazla rahatsızlık vermeyecek derecede spoiler içermektedir, okursun-okumazsın karışmam ~
filmin başını -"ana makinist film koptu lan ehehehe mavi ekrana bağladı bu puhahaha" şeklinde eğlenen gençler yüzünden- kaçırmama rağmen adı hakkında bi' hipotezim var. şimdi ortada bi' canavar var ve yok edilip edilmediği belli değil. basit mantıkla yok edilmişse ve onunla birlikte central park da yok edilmişse, o bölge de şimdilerde cloverfield olarak anılıyorsa, demek ki adamlar buralara yonca dikmişler, bu felaketi böyle anmaktalar. şili'de var mesela bu adet, pers'lerde bile varmış vakti zamanında, bu insanlarda niye olmasın diye hemen aklımıza bi' soru gelebilir. tabii cloverfield'ın bildiğimiz yonca tavı dışında başka bi' anlamı bulunmuyorsa. varsa da yoksa da götümden uyduruyorum, inanmayın. zaten çevirmenlerimiz olayı çözmüşler; ne abi bu filmin adı? canavar, olay bitti. yani oturup bunu iş edinmek kadar saçma bi' şey olamaz, j.j. abrams'ın parmağı var diye paranoyak mı olucaz lan? canavar işte mk...
- canavarı yapmışsınız tamam, bu canavar neden küçük küçük canavar sıçıyor? bunun mantığı nedir? illa ki tırın tırın tırsıcaz mı lan ne zaman gelecekler diye? zaten bunlar canavar değil, bilinçaltımızı pıncıracabilecek, şu boyuttaki tek canlı olan; örümcek, bildiğin tarantula... daha yaratıcı olunabilemez miydi?
- etekli kızın götünü göstermek için bu kadar neden uğraşılmış? o an o göt, göt gibi gelmiyor ki abi... ne gerek var? eğer mantığınız; bi' felakette önemsizleşen metaları vurgulamayı amaç ediniyorsa ayakta alkışlarım; ama sanmıyorum böyle bi' mantalitenin var olduğunu.
- bu canavar 60 katlı bi' apartman boyutundaymış, filmin sonlarında çocukla beraber kamera, şöyle basit bi' hesapla 180 metreden aşağı düşüyor, çocuk hakkın rahmetine kavuşuyor, kamera da bi' şey yok. girdim sony'nin sitesine baktım, yok böyle bi' alet. siz ne kullanıyorsunuz, bi' tane de ben istiyorum. onu bunu bırak, helikopterden düştüler bunlar ya... boşversene...
- özgürlük heykelinin neden bi' tek kafasını koparıyor bu canavar? ayrıca şehre kadar yanında mı getirmiş kafasını? nasıl mahallenin içine düşüyor bu lan? ayrıca canavar neden sevimli kurbağalar gibi yanaklarını şişiriyo? bütün karizması sarsıldı gözümde... olacak şey değil...
- tabii her şeyden değerli olan emeğe saygım sonsuz; ama biraz daha uğraşılsa bi' başyapıt yapabilecek potansiyeli ellinizin tersiyle itmişsiniz, hoş mu lan? abraham hoş mu?
"senaryo açısından boşlukları olan bi' film. bi' çok mantık hatası bulunabilir, çok zorlarsak zaten filmde canavar var, saçma olur. zorlamayın. " diyip üstüne bunları yazınca tam süper oluyor.
önce genel yorumlar yapacağım, sonra onları spoiler olarak açıklayacağım filmdir.
öncelikle türkçe ye canavar şeklinde çevrilmesi tamamen alakasızdır. yani alakaya maydonoz hakkaten.
filmde epey reklam vardır. özellikle sony, nokia. ek olarak nike.
-- spoiler -- öncelikle filmin çekildiği kamera öyle bir kameradır ki, vallahi 7 saat bana mısın demeden film çekmektedir. böyle bir kamera vardı da biz mi duymadık bilmiyorum. fakat güzel bir sony reklamı.
filmde telefonlar genel olarak nokia. eleman elektronik dükkanına girdiginde bir de nokia pili arıyor.
filmin sonlarına doğru kızın ayakkabılarına yakın çekim var, bir tik işareti -- nike
filmin türkçe ye canavar olarak çevrilmesinin yanlış olma nedeni ise şudur. filmin esas ana konusu canavar değildir. canavarın piç ettiği bir aşk hayatıdır gibi bir şey. yani aslında birkaç elemanın başından geçenler anlatılıyor, yoksa the monster koymayı bilirdi amcamlar filmin adını.
filmde bir kız var. efendim kalbinin çok yakınlarına bildigimiz temellerde görürüz inşaatlarda falan, babalar gibi demir giriyo. neyse çıkartıyolar, ve kız bu demir çıktıktan sonra (ki uyukluyodu önceden) , 50 kat merdivenlerden aşağı iniyor efendim. onun üstüne sokakta koşuyor. harika yani.
hatta bizim arkadaşlar bu kızı kurtarmak için merdivenden tam tamına 49 kat çıkıyorlar yaya olarak. afedersin ama siksen olmaz o iş. yatar yani.
elemanın kardeşi, kızın sevgilisi ölüyor. ve olay şudur efendim:
kardeşi ölen, kardeşim öldü sevgilim de ölücek tribindeyken, sevgilisi ölen kız sakin ol diyor elemana. zaten o kıza hiçbir şey olmuyor kurtuluyor şerefsiz. kıl mıdır nedir.
ayrıca filmdeki o 2 karakter ölmüyor yahu böyle şey olmaz yani. ölmüyorlar yahu. bir de elektrikler gidip geliyor paso. new york tabii; istanbul da kar yağınca kesiliyor, orda canavar saldırınca kesilmiyor. kamera kaç metreden muhtemelen ekstra force ile yere düşüyor bana mısın demiyor. ama toprağa düştü ondan. (bkz: yersen)
canavar tamamen tasarım hatası. yani belli olmuş, canavar konsepti kalmadığından rezil bir şey yapmışlar. kolların tipi falan çok kötü yani. açılan kapanan kırmızı kulakçıklar var. amaç nedir yahu. bir de, helikopter ile gidiyorlar şimdi, bakıyoruz canavar minik bir şey. bir de eğilerek geziyo, neden bilmiyorum. elini kaldırınca bir apartmanın en üst katına gelmiyor ama bu canavar. helikopter de en az 3 tane apartman boyutunda. sonra bombalıyolar canavarı, canavar zıplıyor yahu. yok artık yani zıplıyo ve helikopteri ısırıyor.
şimdi, kocaman ağız helikopteri neden yemedi. neden öyle bir sarstı. bu önemli bir soru.
ayrıca o kadar cüsseyi, o incecik bacaklar o kadar nasıl zıplatıyor. hadi pire de öyle ama pirenin mass'i ne allasen. koca canavar bu yahu, ayağı tank kadar. ama kollar mollar yok. yani bu robot değilse bir kas yapısı olması gerekiyor, kas bilgisine o kadar zamanını harcamış biri olarak söyleyebilirim ki, ittirsen zıplayamaz o kadar. olmaz yani. hadi köprü falan yıkar, eyvallah ama o zıplama işi yatar arkadaş.
bir de film zaten 85 dakika falan, 25 dakikası fasa fiso. sarhoş, sızmış falan kızları görüyoruz. çok boş dolmuş.
ancak çekim konsepti süper, muhtemelen de bir daha olmaz.
son olarak, filmin sonunda deniz falan gösterilen bir sahne var. o sahnede denize sağ taraftan bir şey düşüyor havadan. sinema olduğu için tam çözemedim ama dvdrip ya da screener bulduğumda çözeceğim efendim.
araştırdım sonunu. sonunda bir de cızırtı gibi ses varmış. o sesi tersten dinledigimizde "its still alive" diyomuş. bu 2. bir filmin göstergesi ama tamamen ticari kaygılarla olur. gerçi görüntüler çok güzeldi ama yine de ..
bir de denize düşen parça, daha önceki tarihten bir görüntüde. şimdi genel inanç o denize düşen şeyin cloverfield olduğu yönünde. yani sulak yerde hızlı büyümüş terör estiriyor. zaten kamerayla görüntü alan geveze eleman da bi ara canavar için ocean falan demişti.
bitiminde kahkaha krizine girmenizin doğal karşılanacağı yapım.
-- spoiler -- bakalım neler varmış...
ilk olarak muhteşem bir el kamerası. ışık lazım olduğunda ışık, gece görüşü istenildiği zaman gece görüşüne sahip. ayrıca çekim süresi de harikulade... olağanüstü kısaca.
ikinci olarak parçalanmış bir aşk. kurtarılmaya çalışılan kızın sol omzuna kocaman bir demir saplanmış. ama demir çıkartıldığı zaman kızımın sanki dün doğmuş gibi dinç. ilişki kaldığı yerden devam ediyor tabi. lanet olası kız yüzünden 2 kişi öldü be...
onu da geçiyorum, duygusuzluk diz boyu. rob abimiz, annesiyle konuşuyor. söylediği şey ise "jason is dead" (jason kardeşi oluyor). ve bu sözün üstüne beceriksiz bir ağlama çabası. hüh ühü hüh... duygusuz herif diyor ve geçiyorum.
gel gelelim, superman ve garfield üzerine hoş bir dialog da yok değil. marlena ablamız sağolsun.
ve filmin bitişinde "i love you beth", "i love you rob" cümleleriyle duygu serpiştirilmeye çalışılmış. sonra da yeniden bir eski anı. finito..
-- spoiler --
el kamerasıyla çekilmiş olması farklı bir heyecan katsa da; fragmanı göz önüne alındığı zaman tam bir hayal kırıklığı. (bana göre elbette)...
öncelikle izlediğim en iyi filmlerden diyerek tarafımı belli edeyim. sonrasında motion sickness'tan dolayı rahatsız olanları bir nebze anlasam da filmin sonuna kusur bulanları pek anlayamadığımı da belirteyim.
film başlı başına içimizden herhangi birinin kamerasından çıkmış izlenimi veriyor. filmin içindeki karakterlerin bazı kararları mantığa aykırı gelse de hayatın mantıklı olduğunu kim iddia edebilir ki zaten? geçtim...
filmin başındaki parti görüntülerinde bile sıkılmadım. muhabbet feci sarmıştı, sanki partideymişim az sonra gidip kızlardan birine yazacakmışım gibi geldi (travis'i kenarı çekip konuşurdum beth'i kapabilirdim mesela). neyse sonra canavarımız meydana çıktı da biz de normal moda döndük.
filmin en başında kameranın olay mahalinde bulunduğu belirtiliyor, buradan filmdeki karakterlerin öleceğini çıkarmak çok güç olmasa gerek. kamera başıboş bulunuyorsa gençlerin ölümünü izleyeceğinizi zaten biliyorsunuz. sonunda ne olması bekleniyordu bilmiyorum. canavar kameraya eğildiği sırada baltayla başını mı kopartsaydı hud? adriana lima çakması beth ve erkek arkadaşı rub köprü altına girdikleri an o köprünün başlarına yıkılacağını anlamak için müneccim olmaya gerek yok. onlar ölmeden önce de telsizden "the target is still active" anonsu duyuldu. devamının çekilebileceğini göteriyor filmin. bu kadar hasılat getiren filmin ben olsam ikincisini de çekerim.
filmde 11 eylül'e iki yerde gönderme yapılıyor. filmin havası bunları düşünmenize pek izin vermiyor ama biri ilk patlamadan sonraki kızın birinin "yine teröristler mi sizce?" diye panik sırasında sarfettiği cümle (pek önemli değil bu, geçelim). bir diğeri ise amerika'da şiddetli tartışmalara neden olan 11 eylül'ün hükümetçe planlandığın ileri sürüldüğü komplo teorisi. kamerayı taşıyan hud merdivenleri çıkarken bu saldırının da hükümetin işi olabileceğine dair bir şeyler geveledi. southpark'ın 11 eylül konulu bölümü aklıma geldi. kyle'ın "really" diyişini hatırladım, gülümsedim. filmdeki gerilim anlarından kendimi sadece o an soyutladım. tekrar söylüyorum filmdeki gerçeklik unsuru standartların üstünde. mantık demiyorum, gerçeklik diyorum, iyi oku burayı kâri!
uzun zamandır bir film çıkışında bu kadar memnuniyet duyduğumu hatırlamıyorum. the prestige'den sonra hakkında yorum yapmaya değer gördüğüm ilk film oldu. ses ve görüntü sistemi iyi olan bir sinema salonunda izleyin derim ben. pişman olmazsınız...
ilgi çekici çekim tekniğinin dışında bilindik bir canavar öyküsü. maskeli beşler ırak olsun, amerikalılar karadeniz'de 2 olsun, canavarlı filmleri hep sevmişimdir. lost'un yapımcılarının parmağı var diye gizemli-derin bir öykü bekleme. dümdüz bir film. süresi kısa ama eğlence dozu yüksek. ben çok keyif aldım. etrafımda "ay bitse de gitsek, zamanıma yazık" diyen tipler de oldu. eğer senin de onlar gibi "memleketi kurtarmak" gibi bir vazifen yoksa, ya da daha önemlisi, dizi müptelası değilsen -allah muhafaza, binbir geceyi kaçırma gibi bir durum varsa-, bir küsür saatini bu filmle değerlendirebilirsin. sevgililer için uygun değil, kısa bi kere. saplara tavsiye ederim.
misyonu ve vizyonu belli olmayan nereden çıktığı bilinmeyen bir canavarın bir amerika şehrini alt üst ettiğini gösteren bir film.ayrıca filmin tamamı bir çocuğun el kamerası ile çekildiğinden izlemesi de çok yorucu.
çok bir şey beklemeden giderseniz, keyif alarak çıkabilirsiniz filmden. öyle çok ahım şahım bir film değil, bir başyapıt değil. ama gayet güzel eğlenebilir, gerçeklik hissini sonuna kadar yaşayabilirsiniz.
şu motion sickness olayına değinirsek, çoğu kişi bundan rahatsız olduğundan bahsetmiş ancak ben hareket halindeki bir arabada birşeyler okuduğunda midesi bulanan bir insan olmama rağmen filmi izlerken gayet rahattım. yani sırf bu yüzden filme gitmekten vazgeçtiyseniz, tekrar düşünün derim. yine de her ihtimale karşı arka koltuklardan izlemeye çalışın.
ayrıca fragmana kanıp "ya bu j. j. abrams yapmış yine. lost'taki gibi bizi korkutacak ama canavarı göstermeyecek, sktir et hiç gelemem şimdi." diyenler de gönül rahatlığıyla gidebilirler filme. ayan beyan, yakından uzaktan canavarı görebiliyorsunuz. içiniz rahat olsun.
bunlar dışında, oyuncuların performansı gerçekten düşüktü. bir insanın kardeşi öldükten ve bunu annesine telefonda açıklamaya çalışırken gerçekçi olmasını beklerim. o duyguyu izleyiciye de hissettirmesi ve izleyicinin bu olaydan dolayı üzülmesi gerekir. bu başarılamamış. ya da afedersiniz ama karanlık bir tünelde ne olduğunu bilmediğin yaratıklar oranı buranı ısırdıktan ve ölmekten kıl payı kurtulduktan 2 dakika sonra kimse "yok bişey hacı ya, hadi eğlenmemize bakalım." ayağına kameraya gülümsemez. bu tür aksaklıkların, seyirciyi olayın içine sokma çabasındaki başarısızlığın, çekim teknikleriyle üstesinden gelinmiş. gerçeklik hissi burada gayet başarıyla verilmiş.
"abi filmin sonu neydi öyle ya? daha güzel bağlanabilirmiş." diyenleri de pek anlamıyorum. sonuçta 3-4 insanın başından geçenleri, kendi başlarına kameraya aldıkları bir olayı izliyoruz. sonunun bu şekilde bitmesi o yüzden yadırganmamalı.
canavarla ilgili herhangi bir bilgi verilmiyor, neyin nesidir, nerden gelmiştir, dünya dışı bir varlık mı, yoksa insan yapımı bir ürün mü? bunlarla ilgili hiçbir cevap bulamıyorsunuz filmi izlerken. ama doğal olan da bu. çünkü filmin amacı canavarı anlatmak değil, bu tür bir olay (deprem, terörist saldırı, savaş, canavar saldırısı vb.) karşısında insanların neler görebileceği, neler yapabileceği, neler hissedebileceği.
ayrıca filmde bir değil, birden fazla canavar olduğu söyleniyor. ilk başta şehre saldıran ve köprüyü yıkan canavarla, sonlarda gördüğümüz canavar aynı değilmiş meğer. başta gördüğümüz canavarın ahtapot kolları vardı, son karelerde gördüğümüzün ise daha farklıydı.
filmin sonunda gözüken okyanus görüntüsünde, suya sağ taraftan bir şeyler düştüğü görülüyor. http://www.youtube.com/...
bitiş jeneriğinde duyduğumuz "help us" diyen sesi de tersten dinleyince "it's still alive." dediğini duyuyormuşuz. http://www.youtube.com/...
aşağıdaki video'da da rob'un japonya'da çalışmaya gideceği firmayla ilgili birkaç bilgi var.
http://www.youtube.com/...
ayrıca evet, bence de kesinlikle ikincisi gelecek bu filmin.
~~spoiler olabilir!~~
sağda solda okuduğum yorumlar sayesinde beklenti içine girmeden izlediğim iyi çıkmış filmdir. şimdi, sözlüklerde zartta zurtta the blair witch project gibi bişidir diye filmi sikmiş atmış yorumlar vardı, dedim sikindirik bir film. hayır efenim, filmin fikri süper özgün olmasa da klişe de değil. zaten filmin olayı da fikri idi. nedir fikri? amatör kamerayla felaket görüntülemek (gerçi kamera dünya dışından ama gelicez oralara). zaten survival horror filmleri seven şahsım bu filmi beğenmiştir. bir de filmdeki mantık hataları çok eleştirilmiş, doğrudur. zaten koçum abraham, filmi amatör kamerayla çekilmiş gibi seyirciye yutturma çaban var, keşke o manktık hatalarına biraz dikkat etseydin. şahsen ben daha çok filmi bir fps oyuncusu havasına girmişçesine izledim, pek dikkat etmedim mantık hatalarına.
keşke biraz daha gore-vari sahneler olsaydı. ufak şirincene yaratıklar tarafından ısırılan kızımızın metro istasyonunun oralardaki sahnesi ve sedyedeki askerin iç organları filmin en kanlı ve şahsımın en beğendiği sahneleridir. biraz daha gore ve daha az mantık hatası filmi çok daha iyi yapabilirmiş.
tüm mantık hatalarına aldırmadım da bilader, filmdeki şuh kızın torsosuna giren demir çubuğun çıkarıldıktan sonra galop koşan beygir gibi merdiven çıkması akrobasilere girmesi nedir yauv? bi kere o demir çıktıktan sonra yara üzerindeki basınç gider, oluk oluk kan akar; hatta ve hatta fışkırır! ayriyeten hatun öyle bi adrenalin salgılamış ki ayağa kalkmış sağlamına koşuyor. yok hocam siksen olmaz.
sonuç olarak filmi ya seversiniz, ya nefret edersiniz. ortası olmaz.
imdbye göre 2009 da gösterime girecek, şimdilik untitled j.j. abrams cloverfield sequel olarak isimlendirilen film ile devam edecekmiş. bu film de aynı teknikle mi çekilecek yoksa olayları açıklamak için mi yapılacak orası belirsiz gariba.
ya yine taş taş üstünde bırakmadınız..ne alıp veremediğiniz var şu nyc'm ile anlamam?! neyse, film hakkında öyle ahım şahım bir yorum yapılmaz, en azından ben yapmayacağım..sadece the fountain'ın etkisinden kurtulabilmek için izledim ama ne oldu?!..rüyama girdi! salak salak zergvari yaratıklar ile savaşırken buldum kendimi..neymiş o zaman?! evet, işe yaramış..bakın fountain'ı düşündürtüyor mu bana?! hayır..tek düşündüğüm beth benim..yaratıkları geç, beth'e gel sen..ne biçim bi kızsın sen öyle ya?! hem güzel hem de cengaver..koskoca inşaat demiri vücudundan çıktı, iki sahne sonra oraya buraya dört nala koşarken gördüm seni..hiç de mızmızlanmıyordun hani..tam benlik! ay lav yu beth!
(bkz: http://img91.imageshack.us/...)
(bkz: http://img204.imageshack.us/...)
bir de aklıma gelen başka bir soru var..o handycam'lerin pilleri gerçekten de o kadar çok gidiyor mu?! bir de dayanıklı aletmiş mirim, nerelerde düştü, nerelere çarptı, birşeycikler olmadı..eyvallahı varmış..
(bkz: http://img232.imageshack.us/...)
spoiler içerebilir-----------------
kahkaha krizlerine girerek izlediğim film.ilk olarak tamam amatör kamerayla çekim orjinal,ilginç yalnız sen bi dram,romantik komedi,biyografi mi çekiyosun da böyle bi filmde harcıyosun güzelim fikri.ikincisi filmde o kadar çok mantık hatası o kadar çok yerine oturmayan parça var ki insan film ne zaman biticek diye bekliyor.mesela filmdeki bütün karakterler mi manyak,gıcık,akılsız,aptal,cahil olur.adamın tekinin kardeşi ölüyor kardeşi ya bir saat sonra ağlamaya başlıyor.e manyak aklın nerdeydi senin diye düşünmeden edemiyo insan.tünelde fare falan görüyo bu manhattan'lı gençlerimiz çılgınca sağa sola koşuşturmaları gerekirken gayet basit bi çığlıkla yollarına devam ediyorlar.çünkü tarlada çalıştılar,hergün de new york'da fare görüyorlar.bunun gibi bi çok basit mantık hatası var filmde.kısaca j. j. abrams gibi lost'un alias'ın yapımcılığını yapmış birine yakışmıycak basit bi film olmuş.
spoiler---------------------------
güzel ablalar ve yakışılı abilerden oluşan kadrosu ile the blair witch project ve king kong filmlerinin devam filmi niteliğindedir.
şayet "dünyayı kurtaran abd ordusu" konseptine kıl değilseniz zevk bile alabilirsiniz...
yapabilirsiniz bunu..
kameranın arkasına alarak izleyiciyi atmosferin içine sokmayı oldukça iyi bir şekilde başarmıştır. blair cadısı ile kıyaslamalar yapılması normaldir. blair cadısında da aynı yöntem uygulanmış kimilerine göre çok tırt kimilerine göre çok başarılı bulunmuştur.
cloverfield ise " bu uzaylılar nerden geldi", "bu kamerada ne şarj varmış arkadaş" sorularının sağlı sollu saldırılarına uğramakta olduğunu görüyorum. şarj olayını atlayarak uzaylılar nerden geldi bölümüne geçersek filmin kurgusu içinde bilinememesi bana çok normal geldi bana. düşünün tv yok, askerler bi şey bilmiyor ve siz olayların içinde ilerlerken hayatta kalma mücadelesi içindesiniz. nerden bilebilirsiniz ki uzaylının nerden geldiğini? kahramanlık yapıp olayın içine atlayan gudik tipler yerine gariban halkın mücadelesini izlettiriyor bize. bu insanlar bilmediği için biz de bilmiyoruz. diğer filmde öğreneceğiz muhtemelen. sessiz sedasız ilerleyen bir proje.
film ayrıca diğer uzaylıların dünyayı istilası konulu filmlerin yer yer aksiyon dolu yer yer yavşak havası yerine gerilim dolu anlar yaşatıyor. sürekli bir panik bir mücadele, süprizler. güzel film olmuş
söylentilere göre;sinemada en ön sıralarda seyredildiğinde kusmaya neden olan film(kaynak:late night with conan o brien).şimdiye kadar hep kuşbakışı görüp başkanın odasından seyrettiğimiz doğal afet,uzaylıların istilâsı gibi filmlere 1.tekil şahıs gözüyle bakmaya olanak sağlamış.bakış açışı güzel.
bi' de başroldeki oyuncunun ismi robert hawkins.biz bu isme jericho'da da rastlıyoruz.nükleer silahlar,uzaylılar gibi işlerin altından(bu filmde hiç alâkası olmasa da) bu isim çıkıyor son zamanlarda.john doe yerine kullanılan bir terim olacak gibi yakında.
(bkz: the return of john doe)