üzerinde çeşitli deneylerin yapıldığı, ufaklığın bünyesinin zayıflığından dolayı bir çok deneyin başarısızlıkla sonuçlandığı canlı, tavuk yavrusu.
bir dönemler renklileri çıkmıştı bunların, apartman tepelerinde oturan çocukların odasında bile 3-5 tane civciv olurdu. büyüyünce ne olacak bu yavrucaklar diye düşünmüştüm o zamanlar ama bişey olmayacağını anladım bir zaman sonra. tavukluk mertebesine erişemeden ölüyorlardı çünkü.
orta okuldayken kobay olarak kullandığım yaratıklar.. darvinin kitabını okuyana kadar sebebini anlayamadığım bi şekilde can verdi zavallıcıklar..(hesapta biri uçmayı öğrenicekti, diğeride çok hızlı koşacaktı) ruhlarına el fatiha...
deney sonucu:evdeki kediyi azıttılar...
sempatik bir hayvan... ama cümlenin içine hayvan sözcüğü girince, sempatik kelimesi sempatikliğini yitiriyor o ayrı... "neticede hayvan işte" der gibi oluyor sanki, ve tuhaftır ben alınıyorum...
internette civciv cinsiyet ayrım uzmanı diye mesleğini ifşa eden zat-ı görene kadar sevimli olduğunu düşündüğüm hayvan çeşidi. http://www.lionnet.org.tr/...
ankarakızılay da bol bol rastlanan hayvan türü. üç metre uzunluğunda bir metre genişliğinde bir kartona o civcivler sıkış tepiş doldurulur, hepsi birbirini gagalar farketmeden, cik cik cik malum. buraya kadar iyi hoş, 50 yeni kuruş gibi de dandik bir rakama satılırlar ki bunlar çabuk ölüverdikleri manasına gelebilir, ama kızılay da bol bulunan zabıtalar göründüğü anda başlar civcivlerin çilesi. adamın biri kartonun bir ucundan diğeri öbür ucundan yüzlerce civciv omuzlarda koşuşturulur, kimi zaman metronun altına girilir, garip bir panik. ama allah için şu hengamede o civcivlerin birinin bile yere düştüğünü görmedim. neyse sonuç olarak kızılay da özellikle dost kitabevi nin bulunduğu yerde bu hayvan türüyle ilgili çok şey yaşanabilir.
ilk bir hafta sizi annesi zanneden kanatlı gurubu hayvan.1 ay süre ile 30 derece sıcaklık bulunan bir ortamda yaşamaz ise "neden öldü şimdi denilip arkasından ağlanan " şirin yaratık.
çocuklara küçükken hayvan sevgisi aşılamak için alınan hayvan. büyüyüp tavuk olduktan sonra bünyede küçük çaplı kafa karışıklıklarına neden olsa da küçüklüğü sevimlidir.
dünyanın en güzel hayvanlarından biridir. çocukken o kadar çok civcivim olmuştu ki herhalde sanırım bundan sarışın ve mavi gözlü adamları seviyorum gibi düdük bir tahlile varmama bile neden oldu yani.
her şey kardeşimin onu eve getirmesiyle başladı. geri götürmesini, ona bizim bakmamızın mümkün olmadığını, kesinlikle öleceğini söyledim ama dinlemedi. birkaç gün baktık hatta bu sabah sesiyle beni uyandırmayı bile başardı. ulan hiç anlamıyorum o küçücük bedenden o kadar ses nasıl çıkar? sabah beni böyle neşelendiren küçük sarı şey az önce çok üzdü beni. kartonun içinde öylesine büzüşmüş, hiç hareket etmiyor...bizi bırakmış miniğim...
anlamıyorum...üç kuruş para kazanmak için o küçücük hayvanları annelerinden koparan, sattıkları şeyin oyuncak değil bir canlı olduğunu unutan insanları anlamıyorum. yalvarırım şu güzelim civcivlerin biranlık güzelliklerine, masumiyetlerine kanıp da almayın sokaktan. sonra çok üzüyor be şerefsizler.
kardeşimin uçmayı öğretmek amacıyla katlettiği hayvan türü. eve alınan 3 civcivden ikisi ona biri bana verilir önce. kardeşim civcivleri eline geçirdiği gibi önce koltuğun kenarından, popolarından ittirmek suretiyle, uçurmaya çalışmaya başlar. "yapma kardeşim bak o civciv hiç uçarmı?" sorusuna karşılık "ya ablaaaaaaaa, kanatları var ya işte bal gibi de uçar." cevabı alınır ve susulur. civcivlerin koltuk kenarında başlayan uçma macerası genel olarak yatak başlığı, gardırop üstü, tavana kadar yükseltilip bırakılma ve en sonda balkondan atma olarak devam eder. gerçi balkona kadar dayanan çok az civcivimiz olmuştu fakat onlarda iyi dayanmışlardı. pek çoğu gardırop üstünden düşünce boyunlarını kırıp ölmüşlerdi. kardeşim sonunda sekizinci cicivini de öldürüp benim civcivime göz dikince civcivleri başkasına verdik ve alınmayacak diye söz aldık. o günden beri civciv yada tavşanları ancak başkalarından sevebiliyorum.
pazarlarda (bkz: salı pazarı) bazen satılan annelerin çocuklara nasıl olsa ölür diye aldığı sarı sevimli kümes hayvanı.
bende almıştım tabiii hırs yapmıştım ölmeyecekti,en hareketlilerinden iki tane aldım ama uzun süre gözlem yapmıştım alırken. birinin adını kara murat diğerini tarkan koymuştuk nasılda büyütmüştüm sonra horoz oldular halen öğünürüm nasıl büyüttüm ama...
patatesi haşlayın ve rendeleyin. sonra büyük bir parça ezilmiş patatesi elinizde yuvarlayıp ovalimsi bir şekil verin. bu civcivimizin gövdesi oluyor. sonra bir parça daha alın ama bu az olsun. bunu da elinizde yuvarlayın. bu da civcivimizin kafası oluyor.
bu iki parcayı üst üste koyun, tane karabiberden civcivimize göz; havucu üçgen keserek de gaga yapın. bir de maydanozdan kanat yaptınız mı; civciviniz hazırdır.
civcivlerle ilgili bir anım geldi aklıma başlığı görünce.vallahi anlatıcam.
iyiliğimin üstümde olduğu nadir günlerden biriydi.bizim ev 3. katta balkona çıkıp aşağıda bahçede baktım civcivler otlanıyor.dedim şunlarada iyiliğimi göstermemin tam zamanı.elimde yarı yenmiş koca bir karpuz dilimi aşağıya rastgele atıverdim..hay atmaz olaymışım..düşe düşe küçücük civcivin üstüne düşüverdi.benim kafama düşse benim bile bayılma olasılığım varken bu daha mini minnacık bir civcivdi.korku dolu gözlerle civcivin akıbetine bakıyordum.civcim tabiri caizse yere vidalanmış gibi yatıyordu sadece ayakları bazen belli belirsiz kıpırdıyor vücudunun diğer bölümleri yapışmıştı...telaşla odaya kaçtım.çok korkmuştum iyilik yapacağım tutmuş ama onuda yüzüme gözüme bulaştırmıştım.hemen bahçeye indim..olay yerine diğer civciler meraklı gözlerle olan bitene anlam veremeden koşmuşlardı.''çekilin çekilin'' diyerek yardım kalabılığı ve işte oradaydı.hemen kanatlarını tuttum gözyaşlarım minicik bedenine damlarken son nefesini veriyordu bişeyler mırıldandığını duydum..efendim?
-cikkidi cikkidi....
ve o an ardımda kocaman bir mahlukatın olduğu hissettim..yavaş hareketlerle döndüm..kümesin horozu tepemdeydi..durakladım bi an ama soğuk kanlılıkla ayağa kalktım..''gerçekten kazaydı,nasıl olduğunu bile an...'' ssözümü bitirmeme fırsat vermeden yanımdan geçip civcivin başına geldi..ne olduğumu şaşırmıştım.benim tanıdığım cafer bunu benim yanıma bırakmazdı.iyisi mi hemen ordana uzaklaşmam gerektiğini düşündüm ve doğruca eve çıktım.kaçtım desem daha doğru olabilir..
ertesi gün babaannemin çığlıklarıyla uyandım.gözünü solucan bürümüş cafer arkadaşlarını toplayıp bizim mekanı basmaya gelmişti..bahçeyi talan etmiş alacağını,solucanlarını alıp gitmişti..bunu benim yanıma bırakmayacağını biliyordum ama bu kadar erken olması benide şaşırtmıştı.büyükbabamın küfürleri arasında bahçeye indim..kimseye tek söz söyleyemezdim..bunların tek suçlusunun ben olduğunu diyemedim..bu sır benimle yıllarca varoldu ve artık açıklamam gerektiğini düşündüm..gün bugündür..civcivin akıbeti için özel mesaj..caferin akıbeti için:
o günden sonra cafer her gün bahçemizin azına sıçtı batırdı
onu en son yine bir yaz günü elleri ayakları bağlı kesilmek için hazırlanırken buldum.yanına çöktüm'' böyle mi olacaktı be cafer'' ses çıkartmadan öylece baktı..biraz kızgın biraz yorgun ama hiç korkmuyordu..bu sahneye dayanamayacaktım olay yerini terk ederken son bir kez döndüm bana bakıyordu..
kesildikten sonra yanına yanaştım..ona dokunmak helallik almak istiyordum..aramızdaki tatsızlığın mezara kadar gitmesini hiç istememiştim zaten..elimi uzatıp cansız bedenini yokladım..''gakk'' diye bir ses geldi başsız gövdeden..sonra kopuk başına baktım..gözleri açıktı..gözü açık gitmişti..o yıl ve onu kovalayan yıllarda minik civcivi ve caferi asla unutamayacaktım..
kendisine karşı mahcup olduğum hayvan.
tek amacım dalin reklamlarındaki o alımlı,o neşeli hallerini kardeşime gösterip civcivi sevdirmekti.yeterince dikkatli olursa civcivinin daha sevecen olacağını anlatmak istemiştim.
nereden bilebilirdim ki ufaklığın sadece banyo kısmını örnek alacağı.
zavallı hayvanı yıkamaya çalışırken boğmuştu.
ayrıca evet,çocukken ikimiz de pek zeki sayılmazdık.lan yoksa?
çocukluğumda annemden yalnızca bir hafta besleme izni koparmış olmama rağmen besleyip büyütüp torunlarını görme şerefine nail olduğum canlıdır.
bu giriyi girmeme ise karşı komşunun ölen civcivleri neden oldu.efendim ucuz ,taşıması ve kutuda tutması kolay,çocuklar sevsin sevinsin diye alıyoruz. iyi hoş da netice itibariyle bunlar kuluçka makinesinde üretilmiş, yumurtadan çıktıkları andan itibaren yetim ve öksüz olan canlılar.dolayısıyla sevimli oldukları kadar da narin olmaktalar.peki insanımız ne yapıyor? civcivi kutuya kutuyu da balkona atıveriyor kutuya da yem ve su -ki habire kutuya dökülür- gibi temel ihtiyaç maddelerini ekledikten sonra bütün sorumluluğunu yerine getirmenin verdiği iç huzuruyla uyuyor.fakat o civcivler akşamdan sabaha soğukta çığlıklarını sadece vicdan sahibi komşulara ulaştırabiliyorlar.bu durumu önlemek için sıcak su dolu bir kavonozu kutuda tutmanız-hava zaten sıcak demeden-civcivlerin uzun ömürlü olmasını ve çocukların daha az üzülmesini sağlayacaktır.ayrıca(bkz: chicken feeding for dummies)