1. kadının bireysel, toplumsal işlevlerini ve sorumluluklarını yerine getirebilmesi için sağlıklı olması, sağlığını koruyabilmesi için de iyi bir toplumsal statüye sahip olması gerekir. bunun gerçekleşebilmesi de kadın erkek eşitliğine dayanır. bütün toplumlarda kadının toplumsal statüsü erkeğin toplumsal statüsüne göre daha düşük olmakla birlikte; özellikle gelişmekte olan toplumlarda bu oran daha da belirgindir . dolayısıyla gelişmekte olan toplumlarda, kadın ve erkek arasındaki ayrımcılık her alanda daha belirgin olarak (ekonomik, eğitim, sağlık, siyasal, cinsiyet vb.) görülmektedir. bu alanlardan en önemlisi de cinsiyet ayrımcılığıdır.

    cinsiyet ayrımcılığının yarattığı sorunlardan birisi de kızlık zarı muayenesi, diğer bir deyişle bekaret denetimidir. kızlık zarı (himen), vajen girişini kısmen kapatan ve genellikle ilk cinsel ilişkide yırtılabilen ince damarlardan zengin elastik bir zardır. biyolojik açıdan önemsiz olan himenin, kültürel önemi toplumlara göre farklılık göstermektedir. tarih boyunca kadın olmanın ve cinselliğin önemli sorunlarından biri haline gelen kızlık zarı, bireylerin ve toplumların yaşamlarını etkileyerek kültürel bir önem kazanmıştır. bekaretin/ bakireliğin simgesi haline gelen kızlık zarının kadın cinselliğinin denetlenmesinde muayenesi gerekli görülmüştür.

    (bkz: alıntı)
  2. cinsiyet ayrımcılığındaki eşitsizlikleri şimdiye kadar yapılmış hiçbir eylemle, söylemle yeryüzünden tamamen kaldırmak mümkün değildir. ancak mevcut olan şartlar iyileştirilebilir, zaten günümüzde modern batının son yüzyıldır yapmaya çalıştığı da budur. eşitlik haklar vereceğiz mavrası öncelikle 19yy sonunda alevlenen feminist hareketin ağzına bir parmak bal sürmek için göz boyayıcı yasal düzenlemelerle başlamıştır.
  3. cinsiyet ayrımcılığının tarihi çok eskiye dayanmaktadır. aslında ilginç olan insanlığın önceki yıllarında doğurganlık nedeniyle ayrımcılıkta üstün rolünü kadın oynamaktaydı (erkek üremedeki rolünün henüz farkında değil tabi o zamanlar). ancak ne zaman ki yerleşik hayata geçildi ve kas gücünün hayatsallığı gündeme geldi terazide ağır basan taraf değişmiş üstün rolünü erkek üstlenmiştir.

    görüldüğü gibi toplumsal işlevsellikle alakalı bir dengesizlik söz konusudur. bu da cinsel ayrımcılığı kadın veya erkek aleyhine kaçınılmaz hale getirmektedir.
  4. türkiye şartlarında ve son yıllardaki gelişmeler ele alındığında durumu sayılarla ortaya koymak daha çarpıcı ve daha gerçekçi olacaktır. üzerine laf söylemenin gereksizliği ise açıkca ortaya konacaktır bu sayılarla. her neyse lafı uzatmadan; her yıl dünya ekonomi forumu tarafından hazırlanan küresel cinsiyet ayrımcılığı endeksini inceleyelim.

    küresel cinsiyet ayrımcılığı endeksi ekonomik katılım ve fırsatlar, eğitime ulaşım, sağlık ve siyasi güç başlıkları baz alınarak hesaplanmaktadır. bu yıl ise, 128 ülke için hesaplanan bu endekste türkiye 121. sırada yer almakta yani sondan yedinci. türkiye'den sonraki ülkeler ise şu şekilde sıralanmış:

    121-türkiye
    122-fas
    123-benin
    124-suudi arabistan
    125-nepal
    126-pakistan
    127-çad
    128-yemen

    cinsiyet ayrımcılığının en az olduğu yani endeksin en küçük olduğu ülkeler ise şöyle sıralanmış:

    1-isveç
    2-norveç
    3-finlandiya

    isveç, norveç ve finlandiya ülkeleri kadınların kamusal alanda varlığını ortaya koyduğu özel alanla yaşamını sınırlamadığı ülkeler olduğunu söylemek mümkün. tam aksine endeksin en büyük olduğu, sonlarda yer alan ülkelere bakıldığında ise bunun tam tersi olan durum görülecek. başka bir anlatımla kamusal alan/ özel alan ayrımının belirgin olduğu kamusal alanın erkekle özel alanın kadınla özdeşleştiği ülkelerde cinsiyete dayılı ayrımcılık için kadının aleyhine bir durum söz konusudur.

    konuya en son bir not düşecek olursak, türkiye açıklanan bu endekste bir yılda 13 sıra gerilemiştir. geçirdiğimiz bir yıl göz önünde bulundurulduğunda ise şaşırmamak gerekir.

    not: kuzey avrupa ülkeleri pozitif ayrımcılık uygulamalarını yasalarla destekleyen ülkelerin başında gelmektedir. ayrımcılığın en fazla olduğu ülkelerin müslüman çoğunluğun olduğu ülkeler olması ayrı ayrı tartışma konularıdır. [bilmediğim konularda ahkam kesmeyi sevmediğimden müslümanlık ve kadın/ cinsiyet ayrımcılığı konusu üzerinde tartışmaları başkalarına bırakmayı tercih ediyorum ve merakla takip ediyorum.]
  5. en güzeli pozitif olanıdır. hayır yani hangi hatun kapı açılsın, en ön kolltuğa otursun, ilgilenilsin istemez, gereksiz feminizmin lüzumu yok.
  6. endekste türkiye'nin hemen üstündeki beş ülkenin şöyle olduğunu buldum: kamerun 116, burkina faso 117, iran 118, umman 119, mısır 120.

    "türkiye'de cinsiyet ayrımcılığı yoktur." demek için ya budala ya da art niyetli olmak lazım ya, yine de bu küresel cinsiyet ayrımcılığı endeksi ne menem bir şeydir tam anlamadım. türkiye'yi kadınların kendi başına araba dahi kullanamadığı suudi arabistan, kamusal alanı geçtim sokakta bile tesettürsüz gezemediği iran veya yine şerî hükümlerle yürütülen mısır gibi ülkeler ile aynı klasmanda değerlendiren bir endeksin güvenilirliği hakkında şüphelerim oluşur.
  7. vancouver 2010 olimpiyat oyunları'nda kadınlara kayakla atlatmayarak tekrar gündeme getirilen kurtulamadığımız olgudur. sporda bile olmasına tahammül edemiyoruz, hele ki kadınlar taşın altına ellerini sokarken.


    http://www.sporstudyosu.com/...
  8. her zaman düşmancıl ("elinin hamuruyla erkek işine karışma", "bu sektör kadını ezer geçer") olmak zorunda değildir. pekala yardımsever, dostane de olabilir ("bu sokaktan sen yalnız geçme", "zorlanırsanız erkek elemanlardan yardım isteyebilirsiniz"). ilki karşısında kadınlarımız hak savunmaya başladılar da, ikincisi centilmenlik paketiyle geldiğinden henüz tepki uyandıramadı türk kadınında...

    ikisi de aynı kapıya çıkar: kadının sosyal statüsünü sabit tutmak...