gabriel garcia marquez'in şaheseri, birçoklarına göre en iyi kitabı.
kitapta çok fazla karakter olduğundan ve karaktlerin hepsinin ismi bir şekilde birbirine benzediğinden ve hatta kimi zaman aynı olduğundan sık sık kitabın ilk sayfasındaki soyağacına başvurmak zorunda kalınır okurken. marquez bu romanı yazarken neyden ilham aldığı sorulduğuna bu romanın gerçekleri yansıttığını söylemiş ve ben dahil kitabı okumuş birçok kişiyi şaşırtmıştır çünkü kitapta bir sürü in cin büyü sihir olayları bulunur. klasiklere ve kaliteli edebiyata meraklı herkesin okuması gereken bir romandır kanımca.
gabriel garcia marquez'in bu kitaptan sonra çıkardığı her kitabın vitrinidir ,hiç bir kitabında ( kırmızı pazartesi dahil) aynı tad yakalanamamıştır. yakaladım diyen gerektiğinde kral çıplak diyemeyendir.
ne kadar karışık ve tekerleme tadında giden bir kitapta olsa, sonuna değin asla ilgi azalmıyor, hatta daha çok kapanılıyor kitabın sayfaları arasına. kitap bittiğinde, sanki çok yakın birini kaybetmişsiniz hissi bile duyuyorsunuz.
ilk 100 sayfasında aile fertlerinin isimlerini sürekli karıştırdığım ve bu yüzden kitabın önsayfasındaki soyağacına bakmak zorunda olduğum gerçekten zor olduğunu düşündüğüm eser.
marquez bu kitabı için "kocakarı hikâyeleri anlatan ninemin hikâyelerinden esinlendim" der ve ekler: "yazılarımda gerçeklikten uzak tek bir satır dahi bulamazsınız"
kitabın daha en başında fantastik olaylar başgösterir, sonuna kadar da devam eder. görülen hayaletlerin, olan doğaüstü olayların haddi hesabı yoktur. ayrıca kitaptaki erkeklerin takriben yarısının ismi aureliano'dur. ara vermeden okunmalıdır ki karakterler karıştırılmasın.
bu kitabı okuduktan sonra marquez kişisinin diğer eserleri de dahil olmak üzere okuyacağınız pek çok kitap size yavan gelebilir. bir an dahi okuyucuyu koparmayan kurgusu var. ayrıca türkçe'ye kazandıranların da bunda katkısı olsa gerek; belirtmeden geçmeyeyim.
kitabın daha ilk sayfasında, artık marquez'in dünyasındasınız. olayları yavaş yavaş okumaya başladığınızda bu bit kadar yazıyı, bu kalınlığı nasıl sıkılmadan okuyorum diye düşünüyorsunuz. uzayıp giden yıllar ve 100 yıllık bir hikaye var kitapta ve kitabın sonuna geldiğinizde tüyleriniz diken diken iken ve kitabın bitmesinin hüznünü yaşarken kitabın ismine öyle bir anlam yüklüyorsunuz ki tadından yenmez...
kitabın başlangıcında insan biraz sıkılıyor. kim kimdi sorusu dönüyor zihninizde... ama o dünya biraz daha farklı yaşanıyor. kitaptan yaşanılan dönemi anlatan bir cümle:
" dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bunlardan söz edilirken parmakla işaret edip göstermek gerekirdi."
tüm köylerde beslenmesi yasaklanan tek hayvan vardı: dövüş horozuydu... çünkü insanlar hem kendileri hem de doğa mutlu olsun istiyordu.
birkaç yıl içinde macondo, üç yüz kişilik nüfusun o zamana kadar çok daha mutlu ve çalışkan köydü. burası kimsenin ölmediği gerçekten mutlu bir köydü.
kitaptan ölümle ilgili bir diyalog:
"insanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir."
ursula incitmeyen bir kararlılıkla direndi:
" sizlerin burada kalması için benim ölmem gerekiyorsa, ölürüm.
jose arcadio buendia, karısının böylesine irade gücü olduğunu hiç sanmazdı. olanca hayal gücüyle, toprağa sihirli bir su serpince istediğin yerden meyve ağaçlarının çıktığı, ağrılara sızılara karşı her türlü devanın sudan ucuz satıldığı şaşılası bir dünyadan söz ederek karısını kandırmaya çalıştı. ama bütün bu anlattıkları ursula'ya vız geldi.
yazarımızın romanla ilgili sözleri:
"yüzyıllık yanlızlık"ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. çok kasvetli kocaman bir evde toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları birörnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. yüzyıllık yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa sürede yazdım. ama yazı makinamın başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş on altı yılımı aldı. büyükanem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. yüzyıllık yanlızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. bu romanı büyük bir dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. şaşırmadılar çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım. kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."
büyülü gerçekcilik akımının üstadı sayılan marquez amcanın en güzel iki eserinden biridir. diğeri hangisi peki dediğinizi duyar gibiyim, evet efendim, "anlatmak için yaşamak" tabiki diğer müthiş kitabıdır ve yazılmış en iyi anı romanlarından biridir.
marquez in kendisini aşarak yazdığı, adeta kendisini tükettiği kitabıdır. daha sonra yazdıkları asla aynı etkileyiciliğe ulaşamamıştır. daha etkileyeci bir kitap yazabilseydi eğer, o da kutsal kitap falan olurdu, tapardık herlade hepimiz.
kitap; isminin içinde arcadio geçen 5 tane , (albay aureliano buendia'nın savaş sırasında peydahlattığı 17 taneyi de sayarsak) 22 tane de * adında aureliano olan insan içermektedir. okuduğunuz süre boyunca ilk sayfaya dönüp bu arcadio/aureliano hangisiydi diyerek kafayı yeseniz de, kitabı bitirdiğinizde iç çekip "okuduğum en güzel kitaplar top 10" listesine saygıyla yerleştiriyorsunuz. her türlü ödülü hak eden, karakterlerinin yalnızlığını içimize işleten okunası kitaptır yüzyıllık yalnızlık.
marquez'in bu muhteşem eseri masalsı bir masumlukla başlıyor hiç bilmediğimiz bize çok uzak olan ve bir o kadar da ilgimizi çeken bir ülkede. her şeyin nasıl başladığını anlatıyor bize o garip ailenin hikayesiyle birlikte. kitaptan rahatça anlaşılabileceği gibi buendia ailesinin hikayesi dünya tarihinin kısa bir özetini temsil ediyor marquez'in kurduğu o muhteşem kelimeler evreninde. kronik bir hüzün içerisinde debelenen bir soy ağacı ve bir şehire sıkışıp kalmış garip bir kader bize yüzyıllık yalnızlığın ne olduğunu gösteriyor kendi yalnızlığımızı da kederle bulayarak bize sunarken.. bu kadar hüzünlü bir kitap olur mu diyor insan okurken. en acıklı sefalet hikayelerinde dahi rastlayamadığımız insanın aklını başından alan, içimizi kavuran bir çığlık gibi sarıyor marquezin anlattığı ölümler, aşklar, güzellikler ve her şeyin içinde her zaman var olan yalnızlıklar...
biri diğerine benzeyen isimler arasında kaybolmamak için okurken bir kalem ve kağıt alıp aile fertleri hakkında not alınması gereken dünya edebiyatının önemli eserlerinden biri. ayrıca yine okurken kitabın son sayfasındaki buendia ailesine ait soyağacının da her an referans alınabileceği yazarın "şerefsizim bunların hepsi gerçekti" diye anlattığı mucizevi olaylarla örgülü masalsı roman.