...
fotoğrafçının kullandığı çiğ ışık arkalarındaki beton duvarda çirkin gölgeler oluşturmuştu. birilerinin bodrum katındaki boyanmış duvardı bu. maymun yorgun görünüyordu, uyuz hastalığı yüzünden derisi yamalıydı. herifin görünüşü berbattı, nerederyse beline kadar inen bukleleriyle solgundu, ama oradaydı işte, gevşemi, ellerini dizlerine dayayıp kullanılmaya boyun eğmiş, şiş göbeği sarkmış, yüzü omzunun üzerinden fotoğraf makinesine dönmüş gülümsüyor.
mutlu doğru kelime değil, ama ilk akla geleni.
küçük çocuğun pornografide hoşuna giden ilk şey seks değildi. kafaları arkaya düşmüş, sahte orgazm pozları vererek birbirlerini düzen insanların resimleri değildi hoşuna giden. en azından ilk başta değildi. şu resimleri internette bulduğunda daha seksin ne olduğunu bile bilmiyordu. her kütüphanede internet vardı. bütün okullarda da vardı.
nasıl her gittiğiniz kentte bir katolik kilisesi bulabiliyorsanız ve bulduğunuz her kilisede aynı ayini duyuyorsanız, çocuğun evlatlık olarak gönderildiği her evde de internet oluyordu. işin aslına bakarsanız eğer isa çarmıha gerildiğinde kahkahalarla gülmüş olsaydı, romalıların üzerine tükürseydi veya acı çekmekten başka bir şey yapabilseydi, çocuk kiliseyi çok daha fazla sevebilirdi.
çocuğun en sevdiği internet sitesi pek de seksi değildi, en azından ona seksi gelmiyordu. site, tarzan kostümü giymiş o tıknaz herif ve herifin kıçına közlenmiş kestane gibi görünen o şeyleri sokan budala bir orangutanın yaklaşık bir düzine fotoğrafından ibaretti.
herifin leopar desenli peştamalı bir yana kaymış, elastik kemeri ise fıçı gibi şişko olan göbeğinin içine gömülmüştü.
maymun da elindeki kestaneyli birlikte domalmış vaziyette hazır bekliyordu.
bunun seksi olan hiçbir yanı yoktu. yine de sitenin sayacı, bu resimleri yarım milyondan fazla insanın görmüş olduğunu söylüyordu.
hacdoğru kelime değil, ama ilk akla geleni.
çocuğun aklı maymun ve kestanelere ermiyordu, ama herifi takdir ediyordu. çocuk aptal olmasına aptaldı, ama gene de bunda dimağının kavrayabileceğinin çok ötesinde bir şeyler olduğunu biliyordu. doğrusu hiç kimse bir maymunun bile kendisini çıplak görmesini istemezdi. kıçının görünüşünden, çok kırmızı veya sarkık olabileceğinden endişe ederdi. kaldı ki bir maymunun önünde eğilmek için kaya gibi sağlam bir cesarete sahip olmak gerekirdi ki bu da çoğu insan da yoktu. birisi bir maymunun, bir kameranın ve ışıkların önünde domalmaya cesaret etse bile, önce milyonlarca mekik çeker, solaryuma girer, saçlarını tıraş falan ettirirdi. sonrasında da en güzel hangi pozisyonda göründüğünü keşfetmek üzere bir aynanın karşısında saatlerce eğilip poposuna bakardı..
ve sonra, sırf kestanelerle olsa bile gayet rahat görünmek gerekecekti.
maymunla prova yapma fikri bile korkunçtu. çünkü maymunlar tarafından reddedilme olasılığı vardı. bir insana yeterli parayı öderseniz, kıçınıza çeşitli nesneler sokmaya veya resilerinizi çekmeye razı edebilirdiniz. ama bir maymunu razı edebilir miydiniz? maymun dürüst davranacaktır.
tek umudunuz şu malum orangutanla çalışmak olurdu, çünkü görüldüğü kadarıyla bu orangutan da pek seçici değildi. ya seçici değildi ya da inanılmaz derecede iyi eğitilmişti.
sözün özü, olayın güzel ve seksi olmanızla hiçbir ilgisi yoktu.
sadede gelmek gerekirse, herkesin her zaman güzel görünmeye çalıştığı bir dünyada, bu adam güzel değildi. maymun da değildi. yaptıkları şey de değildi.
sadede gelmek gerekirse, aptal çocuğu ilgilendiren şey pornografinin seks kısmı değildi. çocuğu ilgilendiren kendine güvendi. cesaretti. bütünüyle utanmazlıktı. rahatlık ve içten gelen dürüstlüktü. orada öylece durup dünyaya "evet, boş bir öğleden sonramı böyle değerlendirmeyi seçtim ben. k.çıma kestane sokan bir maymunla poz vererek" diyebilen öncü ruhtu.
nasıl göründüğüm benim gerçekten hiç umrumda değil. sizin ne düşündüğünüz de.
öyleyse bununla siz uğraşın.
herif kendine saldırmakla, bütün dünyaya saldırmış oluyordu.
yaptığı işin her anından memnun değildiyse bile, herifin yine de gülümseyebiliyor olması, rol keserek yolunu bulması aslında daha da takdir edilesi bir durumdu.
aynen her porno filmin insanlar birkaç adım ötede çırılçıplak seks yaparken, kameranın ardında duran, örgü ören, sandviç yiyen, saatine bakan bir sürü başka insan olduğunu anıştırması gibi...
aptal çocuğa göre bu aydınlanmaydı. dünyada bu denli rahat ve güvenli olmak, nirvana’yla eş anlamlıydı.
özgürlük doğru kelime değil, ama ilk akla geleni.
küçük çocuk da bu türden bir gurur ve özgüvene sahip olmak istiyordu. günün birinde.
maymunla birlikte poz veren kendisi olsaydı, her gün o resimlere bakar ve şöyle düşünürdü: eğer ben bunu yapabiliyorsam, her şeyi yapabilirim.rutubetli bir bodrum katında, maymun kestanelerle sizi becerirken ve birisi fotoğrafınızı çekerken gülümseyip kahkahalar atabiliyorsanız, başınıza gelebilecek herhangi bir başka olay bunun yanında solda sıfır kalırdı.
hatta cehennem bile.
gün geçtikçe aptal çocuk bu fikirlere iyiden iyiye kapılmaya başladı..
eğer yeterince insan size bakarsa, bir daha asla başka birinin dikkatini çekmek zorunda kalmazdınız.
yeterince kazanıp başarılı olursanız, başka hiçbir şey kazanmak veya yapmak istemezdiniz.
yeterince yiyip uyursanız, daha fazlasına ihtiyacınız olmazdı.
yeteri kadar insan sizi severse, artık sevgiye ihtiyacınız olmazdı.
yeteri kadar zeki olursanız, günün birinde yeteri kadar seks yapabilirdiniz.
bunların hepsi küçük çocuğun yeni hedefleriydi. ömrünün sonuna kadar göreceği hayallerdi. bunlar şişko herifin gülüşünde gördüğü vaatlerdi.
daha sonra ne zaman korksa, üzülse,yalnız kalsa, ne zaman evlatlık olarak yeni gönderildiği evde kalbi yerinden çıkacakmış gibi panik içinde uyansa ve yatağını ıslattığını fark etse, ne zaman farklı bir semtte okula başlasa, ne zman annecik onu almak için gelse, çocuk ütün rutubetli otel odalarında, bütün kiralık arabalarda domalan şişko herifin on iki resmini düşünürdü. maymunu ve kestaneleri düşünürdü. ve düşündüğü anda da sakinleşiverirdi küçük b.k. çünkü o resimler ona bir insanın ne kadar cesur, güçlü ve mutlu olabileceğini kanıtlıyordu.
acı çekmeyi seçtiğiniz zaman işkencenin sadece işkence, aşağılanmanın da sadece aşağılanmaktan ibaret olduğunu kanıtlıyordu.
kurtarıcı doğru kelime değil, ama ilk akla geleni.
ne ilginçtir ki birisi hayatınızı kurtardığında, ilk yapmak istediğiniz şey başkalarını kurtarmaktır. bütün diğer insanları. hem de herkesi.
çocuk o adamın adını asla öğrenemedi. ama gülüşünü hiç unutmadı.
kahraman doğru kelime değil, ama ilk akla geleni.
...
chuck palahniuk - tıkanma
türkçe çeviri : funda uncu ırklı