bazı dekoratörler iç mekanı "chill out" döşerler. mavi, krem, yeşil ve kahve gibi yumuşak renklerin pastel tonlarını kullanırlar, süsten kaçınırlar, düz renk halı kullanırlar ya da halısız da olur. duvara da büyük boy bir deniz manzarası asıp milyarları alıp giderler
istiklalde tünele doğru giderken,galatasaraydan sonra sağda kalan küçük bir otel;ancak sadece otelle de kalmıyor: giriş kısmı,birkaç masadan oluşan bir cafedir.ilk biranızı yudumlarken nargileniz hazırlanmak üzere olup koltuklardaki minderlerle birlikte bilgisayarda çalan alternatif mp3 ler gecenin geç saatlerine kadar sizi orda tutmaya yeterlidir.
akçayda da rahatça muhabbet edilebilecek,uygun fiyatlarıyla cezbeden,pofuduk koltuklarında uyuma isteği uyandıran bir pub..çalınan müzikler adıyla alakasız olsa da deniz kenarında çok hoş bir mekan...
galatasaray'dan tünel'e doğru giderken sağda bir ara sokakta bulunan otel+cafe.
nokta atışı yapalım: galatasaray lisesini geçiyoruz, st.antuan kilisesini geçiyoruz, odakule'yi de geçiyoruz, turkcell binası ile paşabahçe binasını da geçiyoruz. paşabahçe'nin bitişiğinde terkos çıkmazı vardır. orayı geçtikten sonra ilk sağa sapıyorsunuz. sokağın girişinde sağda eski halk bankası vardır. şu anda kapalıdır (geçici edit: burada şu anda ptt bulunmakta geçici bir süre için.), solda hint giyisileri satan bir dükkan var. onun da yanında ada kitabevi&cafe var. sokağa girince 25-30 adım atın, solda, camları boyalı chill out yazan yeri göreceksiniz.
bu girdiğiniz sokak the marmara oteline çıkar. daha aşağıda pera palas vardır, trt binası vardır. (e bulun artık be!)
çok fazla bir yerlere dokunmadan , arka planda (zaten birçokları bunun için background music veya asansör müziği iflan der) giden , büyük kardeşi downtempo kadar bass ağırlıklı , naturel ve olgun olmayan, 90'ların başlarından itibaren after party hadiselerinde boy göstermeye başlayan bir tür.binlerce compilationları oluşturan yüzbinlerçe parçası ile, ticari kısmı biraz daha ağır basar gibi geliyor bize.
kimi zaman chillout (bitişik), kimi zaman chill-out, kimi zamandan “simply chill” olarak tabir edilen, geçmişi çok da gerilere, tarihin tozlu sayfalarına gitmeyen ama kısa dönemde baya bi rağbet görmüş ve müzik piyasasında yerini sağlamlaştırmış bir müzik türüdür..
ismi, argo’daki “rahatla” anlamına gelen “chill” kelimesinden türemiştir..ama asıl bu müziğin çıkış noktası gece klüplerinde, barlarda bulunan retro bir tarzda dizayn edilmiş “chill out odalarından” gelmiştir..bu odalarda; 300-500 müzikten sıkılmış, bir iki dakika bünyeyi rahatlacak, başı dımtıs müzikten iyice ağrımış insanlar için rahat koltuklar, loş aydınlatma, sürreal imajların duvarlara tavanlara yansıtan projeksiyon aletler, entel dantel bir ton dekorasyon mevcut olurdu..bu özel odalar ilk olarak manchester menşeli klüplerde yer bulmuştu..günümüzde downtempo diye tabir edilen müzik çalardı içeride..ne konuklarını sıkacak düzeyde yavaş, ne de kafalarını şişirecek kadar hızlı olması istenirdi..ondan dolayıdır ki chill out odalarında bulunan dj’lerin işleri zor olurdu..
ne zaman bu odalardan kendisini çekip çıkarmayı başardı chill out, o zaman iyice dallandı budaklandı..90’lar ve berisinde yakın akrabaları downtempo, trip hop ve 2000’li yıllara yaklaşırken yavaşlatılmış house müzik (electronica), nu-jazz, psybient ve bambaşka bir türe geçişi sağlayan lounge müzik piyasada yerini almıştı..daha sonraları ise ambient müzik ile trance müzik değişik bir sentezi yakaladılar veidm diye tabir edilen bambaşka bir türe imza attılar..tüm bu olan biten, emin olun ki teknolojinin ve müzik piyasasının son derece hareketli bir şekilde kendini yenilemesinden dolayı meydana geliyor..ama idm türünü tam bir chill out olarak almamız yanlış olacaktır nitekim chill out parçalara göre biraz daha keskin, biraz daha yoğun ve biraz daha electronic teması yer bulmuştur bünyesinde..
ministry of sound adında bu müzik tarzı ve alt türleri ile compilation’lar yaratılmış..son olarak 1991’den 2008’e kadar en iyi chill out parçaların yer aldığı bir albüm piyasaya çıktı..şiddetle tavsiye edeceğim bu albüm hem türe yeni bir giriş yapanların hem de erbaplarının hoşuna gidecektir..
öte yandan yüksek bir katılımcı sayısı ile her sene yapılan chill out festivallerine bir göz atalım; the big chill, sundaze ve shambhala..özellikle the big chill festival dünya üzerinde eşi benzeri bulunmayacak bir müzik zevkini katılımcılarına sunuyor..bi kere gitmenin şart olduğunun bilincindeyim..
uzun lafın kısası, bar köşelerinde bulunan bir özel odadan, koskoca festivallere uzanan bir geçmişe sahip chill out müzik..desteğimi esirgemiyorum, yeri gelince de tavsiyelerim ile kaliteli müziğe ilgisi olanları yönlendiriyorum..bana kendisini sevdiren quantic’e de buradan sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum..anlamayacak, ruhu duymayacak ama yine de kulakları biraz çınlasın, o kadarı da yeter..
yaklaşık 1 ay önce kapak tasarımını yaptığım ve ilk defa kapak tasarımını yaparken içindekileri dinlemediğim hatta hiçmi hiç merak etmediğim bir müzik türünün ülkemde çıkan versiyonu
things gonna change ismiyle de bilinen, gitarda carlos santana'nın, vokalde ise john lee hooker babanın olduğu müthiş şarkı. videosu da şukeladır.
one of these days,
things gonna change
one of these days
tings gonna change
you'll try not baby
afterwhile gonna be mine, gonna be mine
one of these days
i'm old and lonely baby
cry cry crying
wont be long long
things gonna change
sometime, in the middle of the night
and you're so long, and so long and so long
tings gonna change, things gonna change
change change change
tings gonna change,
further on up the road baby, things gonna change
change change change
change change change
change baby
you'll try not to leave
but after while gonna be mine
my time my time baby
things gonna change
change change change
change change change
things gonna change
yes it is
things gonna change
change change change
change change change
insanların düşündüğünün aksine yani şöyle söylemek gerekirse, kimyasal etkenlerin verdiği özgül etkilerin zihinde ve vücutta yarattığı agresifliği azaltmaya yönelik üretilmiş veya icat olunmuş bir elektronik müzik türü değildir chill out. duyguları olan, verebilmesi gereken mesajları olduğunda bunu sakinlikle yapabilen en organik türdür. max melvinya da en basitinden portisheaddinlerken bu durumun bir aşk, bir kavga, ya da toplumsal bir sorun olduğunu anlamanız için dahi olmanıza gerek yoktur. müzik bir sorun yaratma mekanizması değil, bir yaşam tarzı olduğundan, sanatın hayatımızda ki yerini saçmalıklarla doldurmaya gerek yoktur diye düşünmekteyiz. birazdan yargıtayda davam var ayrıca. zira giriyi bu tarzda bitirdim.