ölen bir insanın ardından naaşını kaldırmak için yapılan tören. islam dünyasında cenaze, bir namazı mütaakipcenazenamazı kılınarak akabinde mezarlığa kadar eşlik edilerek yapılır. türkiyedeki en unutulmaz ve en çok katılımın yaşandığı cenaze törenlerinden birisi merhumalparslan türkeşin cenazesidir. dünyanın farklı bölgelerinde çok farklı cenaze törenleri yapılmaktadır. dünya genelinde cesetler büyük çoğunlukla toprağa gömülürken, cesetlerin yakıldığı kültürler de mevcuttur. hatta bu yakılma olayını abartıp, cesedin küllerini yüzüklerin, şişelerin, özelmücevherkutularının içinde saklayanlar da vardır. eski mısırda ise cesetlerin, daha sonra canlanacağı inancı ile mumyalandığı bilinmektedir. mumyalar hakkında yapılan son araştırmalar sonucunda mısırlardan 1000 sene önce bazı afrikakabilelerinin de cesetleri mumyaladığı öğrenilmiştir.
30 yaşımda, ilk kez katıldığım tören. akrabam olmayan, sevdiğim, saydığım bir insanın ölüm töreniydi. anneanne ve dedesinden başka hiç bir yakınını kaybetmemiş, mutlu azınlıktan olduğumu hatırlatan törendir. bazen sohbet konusu olurdu, cenaze törenlerinde insan kendi ölümünü diüşünür, özümüz bencildir diye. ben kendimi değil de, ya en yakınlarımdan biri yatıyor olsaydı orada diye düşündüm. insanım, bencilim. ateş düştüğü yeri yakıyor, etrafına da bir ısı yayıyor elbet ama düşen yer kadar olur mu. düşünün ki bir can, çok değil 2 gün önce senin benim gibi yaşayan bir can, bir tahta kutunun içinde cansız, öylece yatıyor. ve senin yapabileceğin hiç bir şey yok. uyuyanı dürtersin mesela uyanır. burada ne yaparsan yap olmaz, hatta kendi canını verme şansın bile yok. sonsuz bir çaresizlik, çaresizliğin getirdiği bir itaat hissi geliyor insana. yoksa dayanılmaz bir acı. böyle şeyler düşündürebilir insana bir cenaze töreni. sonra bir kaç gün geçer, annenin kalbini kırarsın. o hiç ölmeyecekmiş gibi, sen hiç ölmeyecekmişsin gibi. oysa törende ne sözler vermişsindir kendine.
ilk örneğini paleolitik devirde gördüğümüz olaydır. insanın sosyalleşmesiyle birebir etkilidir. zaten mantık olarak birileri bi ölü bulacak ki gömsündür. fakat olayın o zamanki insan zihniyle yorumlanması işi farklı bir boyuta taşıyacaktır. bu adamlar ölünün öldüğüne inanmıyorlardı. çünkü onlar için hayal ve gerçek o kadar karışıktı ki ölüdeki değişikliği farkediyorlar, saramış yüzüne kırmızı boya sürüyorlar, eline korunması için bir silah veriyorlar, yemesi için yiyeceğini koyuyorlar ve onu toprağın altına gömüyorlardı..
buraya dikkat ediyoruz.. toprağın altına gömüyorlardı çünkü o dönemde insanlar yer altına da evler yapmışlardı.. toprağı kazarak kendilerine sığınak yapmışlardı ve buraları genelde uyumak için kullanıyorlardı.. e ölününde uyur vaziyette olduğunu düşünürsek onun toprağın altına gömülmesi gerekirdi..
tabi o zamanki insan psikolojisini de göz önüne alırsak, ölüden tırstıkları gerçeğini de atlamamamız gerekir.. gömülen kişiyi iple bağlıyorlar, hatta mızraklarla onu toprağa çiviliyorlardı.. çünkü onu rüyalarında görüyorlardı.. sesini hatırladıklarında onun konuştuğunu, geri döndüğünü sanıyorlardı.. bu yüzden onun bir daha geri dönmemesini istemek için cenaze sırasında birisi ki bu büyücü oluyor, dua ederdi..
işte cenaze töreni geleneği böyle başlayarak günümüze kadar gelmiştir..
ilk kez bugün katıldığım seremoni.insanın kendine bir dolu soru sormasına sebep oluyor.sonra üzdüğünüz kişiler,üzüldüğünüz şeyler geliyor aklınıza.birgün sizinde orda yatacağınız gerçeği anlamsızlaştırıyor o zamana kadar yaptıklarınızı.duygularınızın elinize gelmesi sıkıyor canınızı.bu denli dünyalı olmaktan tiksiniyorsunuz.ardından bir imam sıraya girin diyor.elleriniz kulaklarınıza gidiyor ölümün duymakta zorluk çektiğiniz sessizliği için..sağınıza dönüyorsunuz fani,solunuza dönüyorsunuz fani.olmayan hakkınızı helal ediyorsunuz üç kere.omuzlarda gidiyor onlarca gözyaşı.düşüyor sonra aklınıza birden ,anneniz fani...babanız fani...
tabut başında dizili insanlar... ben bu sahneyi defalarca izledim ve sanırım kendiminki de dahil olmak üzere pek çok defa daha izleyeceğim... gencecik insanlar neden ölür değil mi, onların daha yapacak çok seyleri yok mudur?... gencecik vücutlar musalla taşının üzerinde tekrar ısınmayı beklemekte, ama zaman daha gelmedi... ilk önce o dizi dizi insanlar, o'na olan son görevlerini yapacaklar ve imam efendi soracak "hakkınızı helal ediyor musunuz?" cemaat cevap verecek "evet!"... ben de aralarındayım, elbette ben de helal edeceğim ama hayatım boyunca görmediğim bu adamın neden öldüğünü merak etmemem, dahası; hiç görmediğim/tanımadığım bir insana hakkımı helal etmem tuhaf gelmekte...
tabut önümüzde boylu boyunca yatıyor... tabii o'nun vazifesi zaten bu ve o'da eksiksizce ödevini ifa ediyor... acaba ne hissediyordur o dokuz tahtalı kulübe?... içinde bulundurduğunun bir gün önce, hatta birkaç saat önce sıcak olduğunun farkında mıdır?... tabutlar, buzdolaplarına benzerler ama onların çalışma şekilleri farklıdır... buzdolaplar içinde bulundurduklarını soğuturken, tabutlar için böyle bir müeyyide/yaptırım yoktur... ki onun sardığı zaten soğuktur...
gencecik çocuk... henüz 25'inde... testislerindeki kanser vücuduna yürümüş, tabii haddı zatında o da allah'a... kimbilir ne düşünüyordu ilerisi için... belki de hiçbir hayali yoktu çoğumuz gibi, sadece yaşayıp gidiyordu... kimbilir hastalığı hayatındaki tek renkti, onu bu sıkıcı hayattan alıp götüren... camiiden giderken onu da cenaze arabasına bindiriyorlardi... tek kişilik otobüsüne, sıra beklemesine gerek yok... belki hayattayken bu kadar itibar görmemişti... işte onun da hususi aracı buydu; cenaze arabası...
ondan sonrasını tahmin edebiliyorum, eller üzerinde toprağa değecek ve eline küreği alan bir kere atacak toprağı üzerine, saçlarının, gözlerinin, teninin üzerine...
hamiş: insan, insanı gömmeye devam ettikçe, insanlar da ölmeye devam edecek...
cenazeye gitmeyi pek sevmem, hele tanınmış kimselerin cenazeleri, tiyatro premiére'lerini andırır, bütün kendini göstermek isteyenler gelir, yürürken çeşitli fıkralar anlatırlar, gülünç hikayeler bulup zekalarını göstermeye kalkarlar, selamlaşırlar, boyuna selamlaşırlar. hava soğuksa, benim işim var, diyerek camiden sıvışanlar çok olur.
gördüğüm en acıklı cenaze, yalnızca dört kişi ile köprü'den geçirilen bir yoksulun cenazesidir.