1. edebiyat gazetesinin sahibi. kemâlist yazar. sert dilli yazıları vardır. insanları sahte aydınlara, çakma kemâlistlere, atatürkçü maskesi takanlara karşı uyarır. fazla gerçekçidir (realist).
  2. - insanlığın son ‘bahar’ındayız ve yalnızız ve çaresiz ve sahipsiz! iz…

    bir karanlık hırsın kurbanlarıyız; tanrının çocukları ya da evrimin şaheserleriydik; ta ki tanrı adına konuşanlar gelene değin; işte o zaman cehennem dedikleri ateşin kurbanları olduk ve korkunun egemenliğinde susup oturmayı, olacak olanı beklemeyi öğrendik! ki bu da son ‘bahar’ımızın başlangıcı, bir başka deyişle sonun başlangıcı oldu; karanlığın zift gibi çöktüğü zamanların başındayız; son, az ötede bizi bekliyor…

    öteki dünya dedikleri ne ola ki?..

    tanrının varlığı ya da yokluğu! derin bir çelişki; herkesin bir tezi mevcut, iki düşüncenin de melekleri ve şeytanları var, insan ömrü belli; peki bu hırsın sonu neden yok! neden karanlık adamların saltanatı hüküm sürmekte dört bir yanımızda! neden gönüllü hizmetkârlarıyız bu düzenin! bu düzenin sahipleri neden hep bir ‘tanrı’dan bahsediyorlar? peki, üzerlerine sinmiş ziftin kokusu, kilometrelerce öteden duyulurken; kötülük iktidar olmuş, iyiliğin sahibi nerede! nerede sona doğru ilerleyen varlığın sebeb-i hikmeti!

    insan neden hedefte?

    yiyeceklerimizden tutun da her şeyimiz mutasyona uğratılıyor, genlerle oynanıyor; peki buradaki amaç ne? hedef bizim dna’larımız olmasın!

    namlunun ucundaki hedef; ‘insan dölü’ olmasın! peki buradaki amaç ne?

    peki bu amacın sahipleri gerçekten insan mı?.. şimdi bazılarınızın homurtularını duyar gibiyim; ‘hadi canım!’’…

    peki bu ‘tezgah’ın sahipleri insansa, yüzyılları aşan, binlerce yılı kapsayan bu hırs ne!

    bu doymaz bilmezlik, bu insana düşmanlık ne? yüzyıllık, beş yüz yıllık ve hatta bin yıllık planların arkasında yatan, devamlılığı sağlayan organizasyonun sahipleri kim?

    ‘kolej’ adı altında çocuklarınızı okuttuğunuz okulların sahipleri kim!

    hastalarınızı yatırdığınız hastanelerin sahipleri kim!

    borçlandığınız bankaların sahipleri, toplu konutlarınızı yapanlar, bindiğiniz arabanın üreticileri, arabanıza koyduğunuz benzin, alış-veriş yaptığınız avm’ler, izlediğiniz filmlerin yapımcıları, okuduğunuz yazarlar, aldığınız gazeteler, içtiğiniz sular…

    ‘green peace’ –yeşil barış- gerçekte çevreci bir örgüt mü? yoksa cia’nın gelişmekte olan ülkeleri baltalamak için kullandığı bir stk’ mı?

    son dönemde ‘aktivist’ diye ortaya çıkanların –kullanılanlar hariç- arkasında var olan güçler kimdir?

    ‘el kaide’, müslümanların hizmetinde bir örgüt mü? yoksa cıa’nin illegaletesini legalleştirmek için kullandığı bir araç mı?

    cıa’ mi mossad’a hükmetmekte? yoksa mossad cıa’nin bel kemiğini mi oluşturmakta!

    hıristiyanlar ‘haçlı seferi’ yapıyoruz derken, yahudilerin ‘kutsal topraklar’ mitine hizmet etmiş olmasınlar!

    hz isa; yahudiler diğer ırklarla karışmasın diye gelmiş olmasın!

    cevaplar soruların içinde yatmakta; ancak ileride içlerini daha da dolduracağız…

    kristof kolomb; nâm-ı diğer işgalci; gerçekten katolik bir hıristiyan mıydı? yoksa tevrat’ı ezbere bilen ve tek amacı ‘’süleyman’ın mabedi’’ni yeniden inşâ etmek olan bir mason muydu?

    ırak’ın işgali, suriye’nin şu anki durumu ve bu duruma ses çıkarmayan müslüman ülkelerin başındaki iktidarlar gerçekte müslüman mı? yoksa hıristiyanların çok öncelerden devşirildiği gibi yahudi mistisizmine hizmet eden gizli yahudi uşakları mı!

    yahudiler gerçekten üstün bir ırk mı? tanrı ile akit yaptılar mı? vaat edilmiş topraklar bu ‘akit’in bir parçası mı?

    calvinizm ile fetullah gülen bağlantısı sadece ekonomik yönden mi? yoksa sabetaycılığın gizlenme şekli mi?

    sorulardan ve içindeki cevaplardan bunaldınız mı? o zaman kaldığımız yerden devam edelim.

    ama bunalmayınız! onlar bu soru işaretlerini yaratmaktan ve insanlığın kuyusunu kazmaktan bunalmıyorlar! işte bu yüzden:

    gazeteleri satın aldıktan sonra, gazetecileri de aldılar!

    haber programlarını hazırladıkları gibi, haberleri de yarattılar!

    hukuk adı altında kocaman binalar inşâ ettiler, ‘adalet’ teyzenin gözlerini bağladıktan sonra.. şimdi sırayla tecavüz edenler de onlardır!

    işte bu yüzden seyrettiğiniz tüm dizilerde tecavüzcüler, adam sıfatı verilerek esas oğlan olarak karşınızda boy gösteriyor!.. yok-yok; aşağılık duygusuna kapılmayın, zannetmeyin ki bu oyun sadece bizim ülkemizde sergileniyor; tüm dünya ülkelerinde ‘survivor’ denen program ve benzerleri var! ‘acun’ isminde olmasa da aynı sıfatla paraya para demeyenler, tüm dünya kanallarında kral!
    eee… bu krallıklarda bizim de payımız yok mu?..


    şimdi bu yazı olsun, diğer yazılarım olsun, diğer pek çok yazarın yazısı olsun; aslında anlattığım ya da anlatmak istediğimiz temel konu, bugün insanlığın karşı karşıya kaldığı kirli ‘tezgah’ın açılımlarıdır. bu açılımların yerel boyutları olduğu gibi evrensel boyutları da mevcuttur ve asıl olan evrensel planı doğru okuyup yerelde doğru tedbirler almaktır. yani hikâyeyi baştan sona bilmeniz ve hikâyenin içinde iyi karakter gibi görünen ya da gösterilenlerin zihninden gerçekte neler geçtiğini okumak ve anlamaktır asıl olan.
    kendinizi nasıl tanımlarsanız tanımlayın; türk, alman, iranlı ya da hintli fark etmez! müslüman, budist, hıristiyan ya da ateist yine fark etmez; burada hedef insandır ve bu ‘tezgah’ın sahipleri sizin kim olduğunuzla ilgilenmemektedir, onlar için tek amaç vardır; o da insan dölü ve nüfusu!..

    ve onlar, zaten sizi ‘insan’ olarak görmemektedirler; akit, işliyor!..

    akit’in diğer tarafında tanrı olmayacağına göre, sizce kim ola ki!.. ve bu akit; altın, petrol, doğalgaz kisveleri altında gizlenmekte, ama saklı gerçek binlerce yıldır hedefine emin adımlarla ilerlemektedir…

    medyaya dikkat edin, ele geçirilmiştir; aralarına sizin gibi düşünenler serpiştirilmiş ve gazınızı almak için servis edilmektedirler, ya da servis elemanı olarak kullanılmaktadırlar! kendi patronlarının hizmet ettiği ‘tezgâh’ı yazamazlar; ama sizin ruhunuzu okşayacak güzel kelâmda üzerlerine yoktur! şu tarih aralığında ülkemiz içindekiler ‘atatürkçü’ maskeleriyle boy gösterirken, dünya ölçeğinde ‘demokrat’ kimlikleriyle at koşturmaktadırlar!

    vakıflara dikkat edin! şimdinin ve geleceğin en büyük sömürü aracıdırlar! iyiliğin peşinden gittiğinizi sanırken, karanlığın dehlizlerinde kaybolabilirsiniz! tüm iyilik hareketlerinin arkasında ‘tezgah’ın sahipleri saklıdır ve bugün:

    afrika’yı açlığın kıtası yapanlar, hayvanların soyunu kurutanlar, kuruttukları yetmiyormuş gibi ardından belgesel hazırlayıp -sözde- insanlığı bilinçlendirenler, hayvan sevgisini aşılayacağız diye bizon yavrusunu sürüden ayırıp aç aslanlara yem yapıp filmini çekenler, yine onlardır! ve onlar; seçimlerle seçtiğinizi sandığınız –sandığımız- hükümetleri iş başına getirenlerdir! ve onlar; reklamlarda ‘sınırsız özgürlük’ vaadiyle anarşizmin önünü açarak gençliği başıboş ve ancak çok şey biliyormuş havasına sokanlardır!


    onlar; insanlığın nesiller boyu ürettiği kültürlerin ve değerlerin düşmanı etnisitenin dostudurlar; ve ancak buradaki dostluk, etnisitenin kendisiyle değil ortaya koyduğu ayrımcılıkladır; ki bu ayrımcılık ‘’böl-parçala-yut’ un temelidir! ve bu temel; insan türünün birbirini kırması için yeterlidir ve tehlike buradadır!..
    işte bu yüzden; yerelde ulus devletlere sahip çıkılmalı, evrenselde ise ‘insan’ öznesinde birleşilmelidir! bugün devlet düşmanı olmak, insanlığın düşmanlarıyla aynı yerde olmak demektir; bu ince çizgi her türlü düşünce sahibi tarafından iyi anlaşılmalı ve diğerlerine anlatılmalıdır! çünkü küresel güçler karşılarında güçlü devlet görmek istememektedir; tek dünya devleti denen sömürü düzeni, ulusları değil, etnik bazda bölünmeyi bu yüzden desteklemektedir! yani kimsenin kürtleri sevdiği falan yok, büyük israil için kullanılan kuklalardan farksızdırlar; ve nasıl bir tezattır ki, bir ‘kürt’ aydını da çıkıp bunu halkına anlatmamaktadır! sizce neden?.. çünkü, kürt değildirler; işte bu yüzden kürt halkı uyanık olmak zorundadır; fatura onlara kesildiğinde yalnız olduklarını anlayacaklar ve lakin iş işten geçmiş olacaktır!.. dikkat!..

    baş düşman kapitalizmdir, tetikçisi demokrasidir, hedefi insanlıktır! bu demokrasi sandığınız demokrasi değildir ve bu yüzden ‘tezgâh’ın sahipleri her yere demokrasi götüreceğiz diye bir yerlerini yırtmaktadır!..

    doğada var olan sınırsız özgürlüktür ve bu sınırsızlık et yiyicilere yarar! yani herkesin anlayacağı şekliyle; serbest piyasa ekonomisi denen ucûbe, bakkalları yer, tröst marketlerin önünü açar! siz de tröst bir kahvecide plastik bir bardakta ne olduğu belirsiz bir kahveyi içerken kendinizi ne kadar da medenî sanırsınız! işte o medeniyet dediğiniz, bugün kırmızı bitlerin suyunu kahvelere karıştırırken, ertesi gün de sizin kanınızı emer! ruhunuz duymaz!

    o kahvecilerin salonlarında, bahçelerinde oturanları göz ucuyla süzün; sosyal paylaşımdan tutun da, sosyal sorumluluk projelerine değin hep vardırlar; bacak bacak üstüne atışları bile ‘cool’dur onların! sorsanız her şeye bir cevapları vardır; tolstoy’dan tutun dawkins’e kadar okumuşlardır, doktordurlar, avukatdırlar, kısaca tümüne yakını eğitimlidir ama bilmezler:

    bir kır kahvesinde içilen az şekerli türk kahvesinin tadını…

    işte çok şey bilmişlikle, hiçbir şey bilmezlik arasındaki ince çizgi böyle bir şeydir; satır aralarını okuyamazsan, kütüphaneler yutsan ne fayda!.. sabah-akşam gökdelenlerdeki bürolarınızdan aşağıya bakarsınız ve sahipleriniz günün birinde üzerinize bir uçak yollayıverir, kiminiz yanar, kiminiz yüzlerce metre aşağıya çakılıverirsiniz!..

    ve aynı sahipler, sizlerin öcünü alacağız derken, tarlada kuş kovalayan bir afganlı çocuğu da vuruverir, kimsenin ruhu duymaz; ay, gecede asılıverir! bir daha sabah olmaz!..

    uyanık olun, biz bu kadarını yapabiliyoruz, siz de bir yerlerden başlayıverin; bilinç, bulaşıcı hastalık gibidir; günde bir kişiyi kazansanız, kulağına kar suyu kaçırıverseniz, bugünü kaybetsek dahî gelecek bizimdir! insanları cahil-cühelâ diye ayırmayın, herkese bildiğiniz doğruları anlayabilecekleri oranda anlatınız, bir gün, ağzınızdan çıkan tek bir kelime dünyayı değiştirebilir, yaşıyor ya da yaşamıyor olmanız sadece küçük bir detay;

    asıl olan; ‘iz‘ bırakmaktır, ki ardınızdan gelenler evin yolunu bulabilsin!







    denemesinin yazarı
  3. 1 mart 2013 tarihli yazısı...

    meşru müdafaa hakkımız doğmuştur!.. / cem yağcıoğlu

    öncelikle cumhuriyet savcıları olmak üzere; polis ve jandarma teşkilatlarını göreve çağırıyorum!.. ülkemizde otuz yılı aşkındır yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunan; kadın, çocuk demeden kırk bin insanımızın kanına girenlerle, adına bop denen amerikan projesinin hayata geçmesi için varını yoğunu ortaya koyanların ortak hareket ettiği, yazılı ve görsel basınca tespit edilmiştir!..

    gereğinin yapılması ve bu insanlık suçunu işleyenlerin derhal tutuklanmaları esas olandır!..

    bu ihanetleri isim-isim, kare-kare yakalayan ve halkın gözüne sokan medyamızın, tarihi kayıtlar açısından ne denli önemli bir iş yaptığını da buradan belirtmek ve paylaşmak görevimizdir..

    teşekkürler medya; kendinizi de bu sürece dahil ederek -ki başından beri öyleydi- öyle önemli bir görev îfâ ediyorsunuz ki; ihanetiniz ödüllendirilecektir; hiç merak etmeyiniz!..

    vatana ihanet suçunun tüm belge ve kaynakları ortada iken.. ve ihanet ayyuka çıkmış iken.. ve ellerindeki tüm yetkilere rağmen, bunları kullanmak yerine araziye uyma yolunu seçen askeri ve sivil yetkililerin de bu ihanet içerisindeki rolleri tarihe not düşülmektedir!..

    türk milleti, bu aşamadan sonra yalnızdır!.. partili-partisiz tüm yurttaşlar, yaşadıkları bölgelerde kuracakları 'namus cepheleri' ile memleketlerine sahip çıkacaktır..

    bu süreç içerisinde 'biz'im de sesimizi kesebilirler; aldırmadan yolunuza devam edeceksiniz ve gerekirse; yine-yeniden bir 'ordu', yine-yeniden bir 'devlet' kuracaksınız!..

    bu büyük ihanetin içerisinde olanlar kadar, ellerinde yetkileri olduğu halde kullanmaktan imtina edenler de suçludur; aradan bir asır geçse dahi gıyaplarında yargılanacaklar ve vatana ihanet suçu ile yaftalanacaklardır!..

    tüm bunları, sahip olduğum tarih bilgisine dayanarak söylüyorum; bizi, ortalık cehenneme döner, tehditleriyle yıldırabileceklerini sananlara ise şunu söylüyorum; ''cehennem görmemişsiniz''!..

    ey türk halkı; şu aşamadan sonra askerden veya başka bir yerden fayda bekleme; kurtuluşunun tek anahtarı 'namus cepheleri' dir...

    (konuyla ilgili yazıları çoğaltarak dağıtın.)

    cem yağcıoğlu, 1 mart 2013
  4. yazıları, edebiyat gazetesi ve güncel meydan'da yer alan yazardır. hem sahte dincileri hem de sahte laikleri en mantıklı açıklamalarla eleştirir. takip edilmesi gereken yazarların başında gelir. ayrıca "milli irade bildirisi"nde imzası bulunan ama sonradan sebebini açıklamadan imzasını çeken yazardır.