merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  1. 1

carlos carvalhal

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  4. #spor
  5. #gündem
  6. #kişiler
  1. bir galatasaraylı olarak büyük bir türk takımının başında böyle boş beleş adamların para kazanabilmesinden utanıyorum. maçı izledim ve bir türk takımının sıradan futbol ülkesinin bir 2. lig takımına karşı saçmasapan futbol oynamasından ve yenilmesinden utandım.
    beşiktaş camiasından hatta boşverin kazandan maç günü bi beşiktaşlıyı çevirin takımın başına koyun, daha iyi sonuçlar alınmazsa ben bişey bilmiyorum. (evet deneyemeyeceğimiz birşey bu fakat çok sinirliyim.)
  2. guti hakkındaki her şeyi açıklamış teknik direktörümüz.
    işte sözleri;
    "kamp dönüşü takımla yaptığım toplantıda, ‘bizi olumsuz olarak ne etkiler?’ diye sordum. oyuncuların bana verdiği bilgilerde, bernd schuster’in takımı resmen böldüğü ve guti ile quaresma olmak üzere yabancılara ayrıcalıklı davrandığı belirtildi. sonrasında oyunculara, ne zaman isterlerse benimle görüşebileceklerini söyleyerek, ‘izin günlerinizde istediğinizi yapabilirsiniz. ancak idmana 1 saat kala tesise gelmeyen, gelip de istediklerimi yapamayan, takıma giremez’ dedim ve herkesle anlaştık."

    "bu toplantıların olduğu günün sabahında guti ve fernandes, izinli günlerinde sabaha kadar eğlenmişler. alay eder gibi idmana geldiler. ikisi de uyur gezer haldeydi. çalışma bitiminde fernandes özür diledi ama guti, bir şey yokmuş gibi devam etti. sonrasında ona, ‘düzelene kadar takımda yoksun’ dedim. stoke maçı öncesi iyi durumdaydı ama yüzde 100 hazır olmadan onu almak istemedim. bunu anlayışla karşıladı ve izin alıp ispanya’ya gitti. sanırım her şeyin farkında. ancak aynı şey tekrarlanırsa, herkes gibi formayı rüyasında görür."
  3. erdem ulusun kendisi hakkında mükemmel yazısı cuk oturmuş bence


    "maç öncesinde beşiktaş yedek kulübesinin hemen yanında tayfur havutcu’yu gördüğümde çok şaşırdım.

    tayfur hoca dediysem, kendisi değil tabi ki maketi.

    beşiktaş yönetimi yine kendi aklınca jest yapmış, sözde ihmal ediliyor diye yazılan tayfur hoca’ya sahip çıkmış?

    tayfur havutcu’nun gerçek ebatlarda bir maketi, aynı canlı gibi, ne yalan söyleyeyim irkildim.

    tamam tayfur hoca’ya inancım her beşiktaşlı gibi tam. bu takımın gerçek hocası da o, kabul ama bu kadarı biraz fazla.

    her kötü sonucun ardından yerle bir edilen ve bu takımın teknik direktörü olarak kabul edilmeyen, dışlanan, her fırsatta ezilen bir insan var hemen o maketin yanında. o da, carlos hoca!

    karşıdan baktığınızda hangisi canlı hangisi maket anlaşılmıyor aslında.

    yanına yaklaştığınızda hangisi bu takımın başında hangisi tutuklu o da çok belli değil bana kalırsa.

    tayfur havutcu, serdal adalı, ahmet ateş. birinin diğerinden farkı mı var yoksa? tayfur beşiktaş’ın çocuğu da diğerleri üvey evlat mı oluyor bu durumda?

    ya serdal adalı? onun maketi nereye asılacak statda? sahi ahmet ateş nerede duruyordu maçlarda?

    o vakit şeref tribününe de bir serdal adalı heykeli koysaydınız ya?

    tayfur hoca’nın maketini kulübeye dikenler carvalhal’i görmezden geldiler. o ses çıkarmıyor. hatta yanında durup poz veriyor. ama yüzü gülmüyor.

    carvalhal her şeyi aşmış bir hoca kompleksleri, ihtirasları yok. aslına bakarsanız kaybedecek de bir şeyi de yok.

    hocalığı bir tarafa, o bu dünya da yaşanabilecek her türlü acıyı yüreğine gömmüş bir baba.

    iki evladını bir trafik kazasında kaybetmiş.

    bir oğlu olay yerinde ölürken diğeri hastanede kollarının arasında can vermiş. canı çok acımış, nasır bağlamış. bir ara her şey den vaz geçmeyi istemiş ama pes etmemiş. ölmenin kolay olduğu bir zamanda yeniden doğmayı seçmiş. iki çocuğunun acısını yüreğine gömüp beşiktaş’a gelmiş ve bu anlattığım hikayeyi de takımla yaptığı ilk toplantıda futbolcularına kendisi anlatıp yardım istemiş. bana yeniden yaşama şansı verin. ben buraya ölmeyi reddederek geldim.

    beni üzen, o yokmuş gibi davranmak, her başarısızlıkta acımasız eleştiriler yapıp en ufak başarıda başkasının adını haykırmak.

    sahi sen kimsin carvalhal? neden geldin istanbul’a? burası senin yeniden doğacağın yer değil anlayamadın mı hala?

    mağlup bitirilen bir maçın ikinci yarısında rüştü’nün de takım arkadaşlarına seni göstererek isyan ettiği gibi. “şu adamın hırsının yarısı bizde olsa kazanılmadık kupa kalmaz ortalıkta!”

    senin yeniden var olma savaşı verdiğin bu takımda, yürümekten aciz yıldızlarla gökyüzüne uzanamazsın hoca!

    senin yaşam mücadelesi olarak gördüğün bu takımda ruhunu teslim etmiş futbolcular olursa, yeniden doğmak imkansız bu topraklarda.

    hani bir sabah metrise gidip tayfur hoca’ya anlattın ya “bu takım senin takımın, başarılı olursam bu senin başarın ama başaramazsam tüm suçlu ben olacağım”

    kendi tabirinle ikinci hayatında, ikinci bir şansın olmayacak bu takımda. adın, yangın da en son kurtarılacakların arasında.

    unutma sen bu takımın emanetçisisin. var ile yok arasında.

    beşiktaş’ta ki geleceğini bilmem ama bundan sonra ki hayatında yüzün her golden sonra ki gibi gülsün.

    sonuç ne olursa olsun, sen emanetine asla ihanet etmedin.

    ve tüm bunları kazandığın bir maç sonrası bilmeni istedim.

    sen belki çocuklarını kaybettin ama şimdiden beşiktaş'ın çocuğu olmayı hakkettin.

    selam sana carlos hoca. tüm kaybettiklerin adına...

    erdem ulus - http://www.kartalbakisi.com/...
  4. son günlerde özellikle trabzonspor, maccabi tel aviv ve orduspor deplasmanlarında 3'te 3 yaparak basında hakkındaki olumsuz görüşleri silip, bir anda hepsini olumluya çeviren teknik adam.

    şu son 5 maça kadar ben de kıldım kendisine ama, takım için oynamayan neredeyse herkesi kesti. (quaresma hariç, ona da tahminim götü yemedi. zaten q7 son 5 maçtır takım oyununa adapte olmaya çalışıyor.) takımın en çalışkanlarından üçü olan ernst, hilbert ve veli üçlüsünü ısındırdı. ernst sezon başında yedekti, hilbert kadro dışıydı, veli'nin neredeyse adı okunmuyordu ve hepsini kadroya monte etti. fernandes cıvık oynuyordu, uzun süre kadroya almayıp kendini toparlamasını sağladı.(tabi fernandes'i net olarak göremedik, son 3 maçtır iyi bir görüntü çizdi.)
    ek olarak schuster döneminde de, tigana döneminde de, ertuğrul döneminde de yabancı oyuncular türk oyunculardan üstündü. gördüğüm kadarıyla bu adam o üstünlüğü kaldırdı. kötü oynayan yabancı da kulübeye gidiyor, türk de.

    ama hala oyuna yaptığı müdahalelerde sıkıntılar yaşadığı bariz. ilk düdük çalana kadar kurduğu taktik iyi de, 75'e kadar oyuncu değişikliği yapmaması sinir bozuyor.

    inşallah yaptıkları şans ya da bir anlık değildir de, önümüzdeki 15 günde oynayacağımız 5 maçı mümkün olan en az hasarla atlatırız.

    edit: sayın jazz hatırlattı sağolsun, orduspor maçı iç saha maçı olarak gözükse de cezamız nedeniyle antalya'da oynadık. o yüzden deplasman dedim. aslında iç saha maçı olarak gözüküyor.
  5. normalde her düşünceye saygı gösteren,o düşünceye sahip insanların neden öyle düşündüklerini anlamaya çalışan bir adam olmayı kendime görev edinmeme rağmen,bu adamı eleştirenlerin,özellikle bunlardan beşiktaşlı olanların ağzını burnunu acaip kırmak istiyorum lan.
    öncelikle;bu ağzını burnunu kırmak istediğim beyinsiz sürüsü,''almeida bu takımda niye oynuyor'' ya da işte holosko oynasın,ortasahada aurelio oynasın gibisinden eleştiriler yapanlar değil.
    öyle bi beyinsiz sürüsü var ki;carvalhal hoca değil,hiçbir sikimden anlamıyor,gibisinden ithamlarda bulunup o küçük beyinsiz haliyle kendisinin bile carvalhaldan daha iyi hoca olabileceğini düşünüyor.bunlara bu kadar kin bağlamamın sebebi;beşiktaş iyi bi yoldayken bunlar yüzünden carvalhalın gönderilme ihtimali olduğu içindir.biliyosunuz ki türkiyede yönetimler,bilhassa tüpçü,taraftarın gözünü boyamak için boya işine bile girer.
    kendilerine de şunu öneriyorum;eğer beşiktaşın oynadığı futbolu izleyip kavramaya o kapasiteniz yetmiyorsa-ki yetmediği zaten açık- kağıdı kalemi alın,carvalhalın başarılarını geçmiş senelerle karşılaştırın.schuster cart curt diyenler,schusterin de oyun tarzı süperdi o ayrı ama,schustere göre bile daha başarılıdır bu takım,geçen seneye göre daha zor bi gruptan 1.çıktı geçen sene 2.çıkılmışken.ulan sinirlendirdiniz beni gece gece.
  6. "adı ve soyadı aynı harfle başlayan insan özel insandır" savına daha fazla inanmamı sağlayan, johan cruyff'un "futbol basit bir oyundur, zor olan basit oynamaktır" sözünü özümsemiş, basit ama göze hoş gelen futbol oynatan, mircea lucescu'dan sonra beşiktaş'ta çalışan en yararlı yabancı teknik direktör
  7. 4 ocak 2012 beşiktaş eskişehirspor maçı'ndan sonra soruların bazılarına türkçe yanıt vermesi ile gönlümde tekrar taht kurmuş teknik adam. bu adamı çok seviyorum. futbolu, futbolcuları, insanları bu kadar sevmesi ve aynı zamanda onlara inanılmaz saygı göstermesiyle, güler yüzü, samimi tavırları ile neşe saçmasının yanında takım içinde oldukça disiplinli olduğunun da icraatları ile aşikar olmasıyla, türkiye'ye ve türk futboluna gösterdiği saygıyla futbolun en güzel yüzlerinden biri olduğu kesin. başarılı olması da bunların bonusu oluyor. ama kesinlikle bu güzel kişilik özellikleri başarısından çok daha önemli.

    o taraftarın carlos'u. carvalhal değil, carlos. bu bile yeter onu sevmeye.
  8. hani böyle rakiplerin olur ya, o adam oynar, futboluyla zevk verir sana, senin karşında oynadığında o adamdan korkarsın. ama hiç küfredemezsin hani. çünkü o adam efendidir. sadece işini yapar, senin futbolcularının yapmaya çalıştığı gibi rakip taraftarı sevindirmeye çalışır hani...

    fenerbahçeli alex mesela. adam bize ne kadar gol atarsa atsın, ben kıyamam lan o adama küfür etmeye. adam efendi çünkü. sahada efendi, rakip seyirciye karşı efendi, rakibine karşı mümkün olduğunca saygılı...

    ya da bize büyüklerimizin bahsettiği galatasaraylı metin oktay efsanesi... bir beşiktaşlı olduğum için o efsaneleri benden daha iyi bilenler anlatır.

    ya da yine büyüklerimizden duyduğumuz baba hakkı... hani kendi taraftarı fenerbahçe'ye küfredince "onlar tribünden çıkmadan sahaya çıkmam" diyen ve tribünler boşaltılana kadar maçı durduran hakkı.

    bu carvalhal de öyle bir adam işte. rakibinde böyle bir teknik direktör olsun, ne kadar başarılı olursa olsun küfür edemezsin lan adama.

    bir kere bile basın toplantısında rakibini küçümsediğine denk gelemezsin.
    bir kere bile rakip oyuncu hakkında kötü yorum yaptığını duyamazsın.
    bir kere bile bir basın toplantısında " x oyuncumun performansından memnun değilim" dediğini duyamazsın.
    bir kere bile kadro dışı bıraktığı oyuncu hakkında bile kötü bir şey dediğini duyamazsın.
    bir kere bile mağlubiyetten sonra "mağlubiyetin suçu y'de" dediğini duyamazsın. her zaman "mağlubiyetin sorumlusu benim" der.
    bir kere bile hakemler hakkında konuştuğunu duyamazsın.
    bir kere bile yöneticilerle kötü diyaloğa girdiğini duyamazsın.
    bir kere bile oyuncularıyla kötü diyaloğa girdiğini duyamazsın.
    bir kere bile özel yaşantısı sebebiyle basına malzeme olduğunu göremezsin.

    sözüm sana carvalhal:
    başarısız olabilirsin. bu takımı şampiyon yapamayabilirsin. bu takımın uefa'dan elenmesinin sebebi de sen olabilirsin.
    şunu bil ki; gerçek beşiktaşlı bunların hiç birini siklemiyor. sen gerçek beşiktaşlıların görmek istediği bütün değerlere sahipsin benim gözümde.

    sen rakibine saygılı oldukça,
    sen oyuncuna saygılı oldukça,
    sen hem kendi, hem de rakip taraftarına saygılı oldukça,
    sen bahane bulmak yerine çözüm bulmaya çalıştıkça,

    bu takımdan ayrılabilirsin ama, gönlümüzde her zaman "beşiktaşlılık duruşu"nu sergileyen bir adam olarak kalırsın.

    ne yazık ki yönetimimizdeki doğuştan(!) beşiktaşlılar, senden "beşiktaşlı duruşu" hakkında ders almalı...
  9. az önce ankaragücü-beşiktaş maçının özetini izlerken, çok küçük bir ayrıntı gibi gözükse de aslında kendisi hakkında ipucu veren bir şey dikkatimi çekti. maç öncesinde takımlar sahaya çıkınca carvalhal, hakan kutlu'ya önce elini uzattı, sonra da onla yanak yanağa öpüştü.

    "bunda ne var?" diyen olabilir. her ne kadar portekizli insanların genelde sıcakkanlı olduğu düşünülse de erkekler (yakın akrabalar ve çok yakın arkadaşlar hariç) birbirlerini öpmezler. hakan kutlu yüzünü yaklaştırmış olsa ve carvalhal bunun sonrasında onla öpüşmüş olsa pek ilginç bulmazdım, "ayıp olmasın diye öpmüş" derdim. ama hiç tereddüt etmeden karşılıklı olarak aynı anda buna yeltendikleri için carvalhal'ın türkiye'ye bir şekilde uyum sağladığını veya sağlamaya çalıştığını hissettim.

... toplu gösterim...

  1. 1